
|
|
|
 |
|
|
Kendini rolüne kaptıran kadınlar!
Ne kadar vurgu varsa, orada bir yara, gıpta ve eksik hissetme ya da kullanma vardır
www.ilhanuckan.com
Faks: (0212) 505 63 88
Magazin programında Bülent Ersoy ve İbrahim Tatlıses'in birbirleri hakkında söyledikleri şeyler yayımlanıyor ama benim takıldığım Bülent Ersoy'un "Ben kasetleri milyonlar satmış kadınım" diye başlayıp devam eden cümlesi. "Sanatçıyım" demiyor, başka bir şeyim de demiyor; ses sanatçısı olmasıyla ilgili bir konuda "cinsiyet vurgusu" yapması da orada bir yara olduğuna işaret ediyor.
Çağrışım zıplamasıyla Nükhet Duru'ya atlıyor aklım. Hani bir zamanlar onu "en işveli kadın" seçmiştim ya? Zaten çağrışım da bu "işve" meselesinden zıp yapıyor. Ne de olsa o da aynı Bülent Ersoy'un "kadınlığa" vurgu yapması gibi artık hep "işveye" vurgu yapıyor; sözleri ya da hareketleriyle...
Hatırlarsanız Yeşim Salkım da "evlenilecek kadın" olmakla övünmüştü.
Hülya Avşar "anne" olmaya sığınmıştı.
Gülben Ergen de hâlâ yanlış olduğunu görmeden Hülya Avşar lokomotifi ardında "anne" rolü vagonu oldu gitti.
Pınar Altuğ bir zamanlar hanım hanımcık ev kadınıydı.
Tuba Ünsal da saflığın sembolü gibiydi.
Liste daha ne kadar uzar kim bilir?
İşte Bilirkişi olarak yazıyorum:
William S. Burrougs'un "Şans Hayaleti" adlı kitabında çok sevdiğim bir bölümden burada daha önce de bahsetmiştim; hani "Kedilerini ne kadar sevdiğini söyleyen birini kedilerine eziyet etmekle itham edin" diye özetlenebilecek bölüm... Zira ne kadar vurgu varsa, orada bir yara, gıpta ve eksik hissetme ya da kullanma vardır. Türkçesi, "yarası olan gocunur"... Kendini eksik hissetme ve vurguyu genel ve bildik bir meseleye yaparak dikkatleri uzaklaştırma... Nereden uzaklaştırma? Onu siz düşünün artık. Ama şu kadarını söyleyeyim, "Aslında güven duyulmayan şeyden" diye başlayıp bu başlangıcın ardına her türlü şeyi ekleyerek yolunuza devam edebilirsiniz.
Şu sıralarda gösterimde olan Süskind'in "Koku" adlı romanından uyarlanmış filmi seyredenler ya da romanı okuyanlara hatırlatmak isterim; romanın kahramanının "kendi kokusu" yoktu ve hayatının tüm arayışı kendisine bir koku yaratabilmekti. Eksikliğini hissettiği sevilme duygusunu, fark edilmeyi ona kazandıracak bir koku... Ama filmin ya da romanın sonunu hâlâ seyretmemiş ve okumamış olanlar için yazmayayım da, kendileri bulsunlar yapaylığın nasıl bir duygu yarattığını...
Bugünkü yazımın ana fikri şu:
Kendinizi tanımlamak için uğraşmayın derim.
"Mükemmel bir kadın", "son derece işveli bir afet", "uslu kız", "evlenilecek kadın", "kutsal anne"... Bence en iyisi ne olacağınıza karar vermemeniz.
O zaman insan daha çok şey oluyor...
İyi oyunlar herkese...
Küçük Oyun Köşesi!
Kısa sürede biten ilişkiler için "bir şans daha" oyunu!
Diyelim ki yeni biriyle tanıştınız... İlk birkaç gün şahaneydi. Hatta nasıl bu kadar mükemmel bir ilişki olabilir diye yaşadıklarınıza inanamadınız. Ama sonra o size tam da istediğiniz gibi davranan yeni sevgiliniz ki siz daha ona "sevgilim" demeye cesaret edemiyorsunuz, birden çark etti ve ortadan kayboldu. Ne arıyor ne soruyor, sizin aramalarınıza da cevap vermiyor tabii... Bir şans daha istersiniz, değil mi? Hani belki sizi yanlış tanımıştır diye... Formül şu: Ona bir mesaj yazıyorsunuz, diyorsunuz ki; "Üzgünüm ama hayatımda tanıdığım en salak insan sendin!" Bakın sonra neler olacak? He he!
ÇEKİNMEYİN, SORUN! DAHA İYİSİNİ BİLENİNİZ VARSA DA ANLATSIN!
"Birinin beni sevmesine ihtimal bile vermiyorum!"
Henüz 24 yaşındayım ve güzel bir bayan da sayılmam. Bir erkek bende ne bulabilir sizce? Eski erkek arkadaşım bile daha güzel bir bayan ile birlikte olmak istediğini söylerdi hep. Sanırım bundan dolayı da ayrıldıktan sonra çok fazla göz yaşı döktüm ve hâlâ kendime ilişki konusunda güvenemiyorum. Birinin beni sevmesine ihtimal bile vermiyorum. Benim için ne önerirsiniz?
Nehir S.
* * *
Nehirciğim bak sana ne anlatacağım? Bir kız arkadaşım var, çok güzel sarı saçları, şahane bir eğitimi, güzel bir hayatı var... Daha sayamadığım çok fazla şeyi daha... Bir kız arkadaşımın da upuzun boyu, asla sıradan olmayan bir aklı, mükemmel bir fiziği var... Bir diğeri de hayatımda gördüğüm kızların en eğlencelisi, biri de en kıvrak zekalısı. Ama onların ortak yanı ne kadar aşık olunası olduklarının bir türlü farkına varamamaları. Gel en iyisi seni gerçekte neden terk ettiğini bilmediğin bir erkeğin gözünden kendini seyretmek yerine, seni seven insanların gözünden bir daha bak. Bundan sonraki mektubunda bana kendinde sevdiğin şeylerin listesini gönder e mi... Sana bu listeyi nasıl yararlı hale getireceğini anlatacağım.
Öptüm sizi
Tan Sağtürk'ü çekiştiriyorduk bir kız arkadaşımla... Ben "Bu adam nerede öne çıkan bir kadın olsa onun sevgilisi olarak anılıveriyor" dedim. Arkadaşım da "Ama sahiden çok çekici bir adam" dedi. "Çekici olabilir ama neden boşanmış, büyük aşk yaşadığı sevgilisinden yeni ayrılmış kadınlar soluğu onun yanında alıyor?" Soruma kendim cevap vereyim; adam galiba PR'ını bu yolla yaptığı için kadınların tam da hoşlanacağı bir role soyunuyor, kadınlar da ilişkilerinde bulamadıkları ilgiyi ondan görünce kendilerini kaptırıyorlar. Unutmamak lazım, erkeklerin de adı çıkıyor... Öpelim de uyaralım hem kadınları hem de adı çıkan erkekleri...
Kılavuz Karga Oyunu!
Kadın: Ben gerçek bir kadınım!
Erkek: Rol kesme!
* * *
Erkek: Ben tam evlenilecek erkeğim.
Kadın: Ben de!
|
|
|

|
|