Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 12 Mart 2007 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Sivil-asker ilişkileri


Samuel Huntington, "medeniyetler çatışması" teziyle ünlendi.
1993'te bu başlıkla yazdığı makale ve ardından gelen kitap, kaba genellemelere ve yüzeysel bir analize dayanıyordu. Yine de, bu basmakalıp kabulleri 11 Eylül'ün kestirmeci yorumlarıyla birleştirerek, Huntington'ı bir tür 'kahin' sayanlar çıkabildi.
Yazacağım konu, bu değil. Ama sözü, Huntington'ın bundan yarım asır önce yayımladığı "Asker ve Devlet" kitabına getirmeden, Huntington denince ilk akla gelen tezle araya mesafe koymak istedim.
"Asker ve Devlet", sivil-asker ilişkileri üzerine çalışanlar için bir klasik. Ve geçenlerde, Quantico'da, ABD Deniz Piyadeleri Üniversitesi'ndeki bir seminerde anladım ki, kitap askerler arasında hala revaçta.

Denetim ve işbölümü
Huntington, bu kitapta, sivil-asker ilişkilerinin özünde bir çelişki barındırdığını reddeder. Sıkıntıyı, sivillerin askerleri denetleme yöntemlerinin yetersizliğinde görür. Bunu gidermek için de "nesnel denetim" dediği mekanizmayı önerir.
Mekanizmanın, Huntington'ın kafasındaki ideale uygun işlemesi, ordunun azami profesyonelliğini gerektirir. Huntington'a göre, profesyonelliğin ölçütü, "sivillere tabi" olmayı kabullenmektir. Ordu üzerindeki "nesnel denetimin" başarısını ise, sınırları iyi çizilmiş bir "işbölümü" garantiler.
Basitleştirirsek, sivil sivilliğini, asker askerliğini bilir. Asker, sivilden gelen emirlere her zaman uyar, ama sivil de askere, askeri konularda özerklik sağlar; mesela, bir askeri harekatın kaç askerle yapılacağı konusunda, askere emir vermez.
Quantico'da, orta-üst rütbeli subayların, Irak fiyaskosuna ilişkin değerlendirmelerini dinlerken, Pentagon'un askeri kanadında güçlü bir 'Huntington nostaljisi' sezdim.
Irak'ta, ezici güce dayanan Powell Doktrini yerine, Rumsfeld'in 'az askerle kestirmeden zafer' yaklaşımını, sivile itaati öngören profesyonellik gereği uygulayan Amerikan askeri, adını öyle koymasa da, özünde, Huntington'ın savunduğu "işbölümü" ve "özerkliğin" Bush yönetimince ihlal edilmesinden şikayetçi.

Askerin özerkliği
Oysa, Huntington'ın "Asker ve Devlet"teki temel tezleri, 50 yılda birçok teorisyen tarafından delik deşik edildi.
Amerikan akademisyenleri, medyası ve siyasileri arasında, Gene Lyons'ın 1960'larda Huntington'a karşı geliştirdiği "Ordu, tam anlamıyla profesyonel davranamayacak kadar siyasileşmiş, siviller ise, sonucu stratejik olan askeri kararları alabilecek kadar profesyonelleşmiştir" kabulü bugün hala (hem de Bush-Cheney-Rumsfeld deneyimine rağmen) yaygın.
Bu kabulün temelinde, Huntington'ın önerdiği türden bir "özerkliğin" orduya asla tanınamayacağı, zira bunun, sivil iradeyi zayıflatacağı görüşü var.
Quantico'daki seminerde konuşan gazeteci ve akademisyenler de, "askerin tavsiyesini almak" ile "askeri, kendi alanında özerk bırakmak" arasındaki farka dikkat çektiler ve birincisinin "gerekli ve yeterli", ikincisinin "sakıncalı" olduğunda birleştiler.
Doğrusu, Bush yönetiminin Amerikan demokrasisine verdiği zararın kalıcı olacağı yönündeki kaygım, en azından sivil-asker ilişkileri bazında, bir nebze azaldı.

'Tehdit' yaratmak
Seminerde, sivil-asker ilişkileri, yer yer Amerikan konteksti dışında, Türkiye, Arjantin, Pakistan gibi ülkelerden örneklerle de tartışıldı.
İlginçtir, bu yıl 70'ine basan bir başka klasik, Alfred Vagts'ın "Militarizm Tarihi" adlı kitabı, bu bakımdan hala yol gösterici.
Vagts'ın Huntington'a karşı da kullanılan tezlerinden biri, orduların yapay "tehditler" yaratarak topluma "güvenlik" satma eğilimine işaret eder. "Güvenliği sağladıklarına inanılan ordular, çoğunlukla güvensizlik duygusunu beslemektedir" der Vagts.
Vagts'a paralel (ve Türkiye'de deneyimle sabit) şu görüş de, seminerde gündeme geldi:
"Güvensizlik duygusunun bir iç tehdit algılamasından kaynaklandığı durumlar, sivil-asker dengesinin askerden yana bozulmasını kolaylaştırır. İç güvenliğin sivil polis gücü yerine orduya devredilmesi, sivil denetimi önler, askeri siyasileştirir."
Böyle durumlarda, bir Fransız konuşmacının seminerde hatırlattığı ve salondaki ABD'lileri epey güldüren "2012 darbesi" senaryosu hep gündemdedir.
Söz konusu senaryo, Charles Dunlap'ın 15 yıl önce yazdığı "2012 Amerikan Darbesi'nin Kökenleri" başlıklı makalesinden... Dunlap, 'sivillerin, çözümü askeri olmayan, siyasi ya da sosyal önlemler gerektiren sorunları bir bir askere havale ettiği, askerin de memnuniyetle dizginleri ele aldığı bir ABD' senaryosu çizmişti.
2012 Amerikası için kaygılanmaya gerek var mı bilmem. Ama Genelkurmay Başkanı'nın "1923'ten bu yana bu kadar büyük risk, tehdit ve sıkıntılarla karşı karşıya kalmadık" dediği; Kürt meselesinin askeri baza indirgendiği, "irtica tehdidinin" biteviye önümüze sürüldüğü Türkiye'de dertlenmek için sebep çok.

ycongar@erols.com








Taha AKYOL
Irak sorunu nereye?
İÇ savaş duracak mı? Irak parçalanacak mı? Ye...
Yasemin CONGAR
Sivil-asker ilişkileri
Samuel Huntington, "medeniyetler çatışması" t...
Can Dündar
İki 12 Mart
İlki Almanya'dan...
Semih İDİZ
Perinçek 'soykırım' meselesinde hukuki süreci başlattı
İşçi Partisi Başkanı Doğu Perinçek'in "Ermeni...
Faik ÖZTRAK
Cari açıktaki düşüş durdu
Ocak ayında cari işlemler dengesi açığı geçen...
Hasan PULUR
Avrupa'da böyleleri de var!
GENELLEME yapmaktan çoğunlukla kaçınırız. "Fr...
Yaman TÖRÜNER
Erzurum hatıraları
Geçen hafta 1973 yılındaki Erzurum'u anlatan ...
Osman ULAGAY
Dalga bitti fırtına bitti mi?
Son iki hafta içinde finans piyasalarında yaş...
Güngör URAS
Değeri 1 milyar doları aşan 34 şirketimiz var
ABD'de yayımlanan Forbes dergisi her yıl dola...

© 2006 Milliyet