
Tribünler kaynıyor
Fenerbahçe Stadı'nda, Fenerbahçeli taraftarları birbirinden ayıran bir polis kordonu var bugünlerde. Stadın tezahürat merkezlerinden birini boydan boya ayırıyor. Tam ortadan. Fenerbahçelileri, Galatasaraylılardan, Beşiktaşlılardan değil birbirinden ayırıyor. Bir Avrupa Kupası maçında bıçaklar çekildiği için... Kan döküldüğü için... Devlet, kanın döküldüğü yere bir yeşil hat koydu, düşünsenize... Bulunan çözüm bu!
Ali Sami Yen Stadı'nda misafir takıma ayrılan bölüm, Manisa maçından önce yer değiştirdi. E5 tarafındaki yeni açığa alındı. Çünkü o tarafa alındığında misafir takımla kapalı arasında fiziki bir engel kalmıyordu. Klasik yerinde olduğunda ise ambulans kapısı araya giriyor. Ve temas noktası kalmıyor.
Misafir takım bölümü, Manisa maçında Yeni Açık'a çekildi. Fiziki engeli kaldırmak, temas sağlamak için. Bunu sağlamak için bastırdılar yönetime. Yönetim de kabul etti.
Neden? Fenerbahçe taraftarı da oraya gelsin. İlk yarıdaki maçta çıkan olayların hesabı görülsün. Sonra nasıl olduysa birileri uyandı, federasyon üzerinden müdahale etti de durum düzeltildi. Yoksa Galatasaray-Fenerbahçe maçı Türkiye'de futbolun askıya alınmasına yol açacak bir meydan savaşına sahne olacaktı. Hesap görecekti birileri...
Neyse ki gündüzdü
Beşiktaş-Ankaragücü maçında 550 kişi gözaltına alındı. Belediye'nin 550 seyircisi olmayan bir takım için 100 milyon dolar harcadığı BAŞKENT'te...Savaş için geldiler, savaş için beklediler. Birbirlerine girdiler. Polis kontrolünü kaybetti. Zulüm vardı Ankara'da. Görüntüleri gördüm. Her kanalı seyredemedim. Bilmem Türkiye ne kadarını gördü!
Başkent'te, 3 bakanın gözü önünde savaş çıktı. Birileri karılarını, çocuklarını kurtarmaya çalışıyordu tribünde, korku dolu bakışlarla. Çimlerine kamyonla kum dökülmüş Başkent'te... Başkent Belediyesi'nin 100 milyon dolar harcadığı bir takımı varken, sahasında top oynanamayan Başkent'te.
Neyse ki, gündüz vaktiydi maç. Neyse ki! Gece kötülüklerin anasıdır. Gündüzü bu olan maçın gecesi kim bilir ne olurdu?
Manzara bu!
Geçen hafta da yazdım. Fanatizmsiz futbol olmaz. İyi futbolculardan çok, iyi fanatikler gerekir futbola. Ama holiganla fanatiği ayırmak gerek. Kolluk kuvvetlerinin, medyanın, devletin, herkesin bu ayrıma uyanması lazım.Fanatikleri ve futbolseverleri kaçırmayın futboldan. Gittiler mi geri getirmek zor olur.
TSYD futbol ödülleri
Sıkılmayın. Tekrarlamakta fayda var. Bu ülkede spor ödülleri var. En saygınlarından biri de gazetemiz tarafından düzenlenen. Ancak eli yüzü düzgün bir futbol ödülü yok.
TSYD bunu yapmalı. Nisan sonu gibi maça giden gazetecilerin oylarıyla lig bitmeden verilecek bir ödül. Yılın futbolcusu seçilmeli. Bu hem kuruma, mesleğe saygınlık kazandırır, hem de yeni bir heyecan yaratır. Birkaç yıl içinde en az TSYD Kupası kadar da gelir getirir sponsorlardan.
Profesyonel Futbolcular Derneği de yapsın diyeceğim, ama yapamazlar biliyorum. Ülkenin en işe yaramaz derneği çünkü.
Tigana'yı kaçırmayın Tigana da kaçırmasınLig başından bu yana aynı fikirdeyim. Yönetim hatalarından arınırsa Beşiktaş yürür. Şampiyon olabilir mi? Kimbilir! Ama yürür sonuna dek. Bu kanı diğerlerinden daha iyi bir takıma sahip olmasından değil. Hocasının aklındaki futbolun diğerlerinden farklı olmasından. Oyunu 40 metrede oynamaya cüret ediyor Tigana.
Bunu Terim ve Lucescu'nun, devamında Şenol Güneş'in takımlarından başka yapabilen olmadı bu topraklarda.
Tigana hata yapmıyor mu? Çok. Kim yapmıyor ki! Ama Türkiye'de çok az yapılabilen bir işe cüret ediyor. Bu yolda ilerleyebilirse Beşiktaş geleceği kurabilir. Çünkü bu oyunu yapabilen oyuncuları daha az yetenekli olsa da rakibine üstünlük sağlar.
Alan savunması değil, alan oyunu. Hücumda da birlikte hareket edebilme işi bu.
Cüret önemli
Serdar daha iyi, çok daha iyi olmayı kafasına koydu mu? İbrahim Akın devreye girebilir mi? Burak asıl şöhretin hangi yolda olduğuna ikna olabilir mi? Bunlar olursa zaten seneye herkesten farklı olur Beşiktaş.Sadece Serdar ve Bobo'nun inanılması zor gelişmelerine bir bakın. Başka hangi takımda hangi futbolcu böyle gelişme gösterdi bu yıl.
Pazar akşamı Stadyum'da Beşiktaş taraftarının tepkilerini aldık. "Beşiktaş'ı konuşmuyorsunuz". Konuştuk bol bol da yetmedi herhalde. Ancak konuşmamış olsak da kim ne diyebilir ? Tigana bile konuşmadı. Bir deklarasyon okudu ve gitti. Hoca bile konuşmuyorsa ben konuşsam ne olur? Bunlar yanlış.
Tigana kim ne derse desin iyi işler yapıyor. Pazar kaybedebilirdi. Haftaya Erciyes'e de kaybedebilir. Sorun bu değil. Mesele cüret ettiği işin önemi. Ama ne gerek var ki, futbolu konuşmak varken bunlara. Haklı olsa da. Yeri bu mudur yani?
Emre Aşık Milli Takım'aGeçen hafta "İdeal 11'i olmayan Milli Takım" başlıklı bir yazı yazdım. Sanırım çok anlaşılmamış. Anlatılmak istenen hocanın kafasında bir 11 olmadığı değil, güvenilir ve herkesin üzerinde mutabık olduğu bir takım olmayışı. Kim bu takımın kalecisi söylesenize?
Forvetinden kalecisine belirsizlik içinde bir Milli Takım. Özellikle de savunma göbeğinde. İster istemez ne zaman istense hazır olan Emre Aşık geliyor akla. Performansına baksanıza. Ve ilginç olan Emre'nin bir Terim ürünü olması.
Bilinen bir hikayedir ya, tekrarlamakta fayda var. Terim, Milli Takım'ın başına yeni geçmiş ve 94 Dünya Kupası'nda, Avrupa Şampiyonası'nda grubumuzda olan İsveç'i takip etmektedir. Kennet Andersson takımın en önemli silahı. Onu Emre'yle kontrol edebileceğini düşünür. Emre o dönem çok bilinen bir oyuncu değil. Gün gelir maç olur. İnönü'de, Sergen-Emre'nin golleriyle 2-1 kazanır Türkiye. Aydın, Gökhan sakat. İbrahim sağ bek oynuyor, Servet dağınık. Milli Takım'ın aradığı tecrübeli akıl Emre olamaz mı?
mdemirkol@milliyet.com.tr

