Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 13 Mart 2007 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

Kapıları kapatmayın, kazanmaz kaybedersiniz


Genelkurmay Başkanlığı'nın basın ile ilişkileri düzenleyen bölümü tarafından hazırlanan bir "inceleme- değerlendirme" raporu, geçen hafta çok tartışıldı. Çok tepki aldı. Şimdi gelin daha soğukkanlı biçimde konuyu yeniden bir gözden geçirelim.

İnceleme notunun aslını okuduğunuz zaman, gazetecilerin "TSK karşıtı" veya "TSK taraftarı" diye bir ayırım yapmadığını görüyorsunuz. Bu ayırımı medya yapmış. Yakıştırdığı için. Hatta isimler eklemiş ve kamplara ayırmış. Raporun yaptığı ayırım ise, bence daha talihsiz. "TSK'nın siyasete karışmasına ve dış müdahalelerde (harekat anlamında) bulunmasına karşı çıkanlar" ve "aynı görüşte olanlar" diye bir ayırım yapılmış. Sanki, taraftar olanlar darbe istiyormuş ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kuzey Irak'a girmesi için çabalıyorlarmış gibi bir izlenim doğuyor. Oysa bugün birkaç marjinalin dışında, Türkiye'de aklı başında kim darbe isteyebilir ki? Komutanlarla konuşun, onların da darbe döneminin gerilerde kaldığını size anlatacaklardır.

Peki, TSK'nın, riskli dış operasyonlara girmesini, bataklığa saplanma anlamına gelecek harekatlara kalkışmasını kim arzular? Komutanların en büyük korkusu bu değil midir?

O zaman nedir bu ayırım?

Talihsiz bir değerlendirme değil mi?

Benim anlayamadığım diğer bir yaklaşım da, Genelkurmay'ın bu tip yaklaşımlara neden gerek gördüğüdür.

Her kurum, medyayı inceler. Kendine sempatiyle bakan gazetecilerin listesini yapar. Olumsuz yaklaşımdakilerin de listesini yapar.

Peki sonra nasıl hareket ederler?

1) Resmi kurumlar ile sivil ve özel sektör kurumları arasındaki yaklaşım farkı ne yazık ki, çok büyük.

Sadece askerde değil, birçok resmi kurumda da aynı yaklaşım geçerlidir. Hemen cezalandırmaya gidilir. Ya Başbakan veya bakanlarla temasları kısılır. Hatta binalara girmeleri bile yasaklanır.

Özel sektör ve sivil kurumların yaklaşımı daha farklıdır. Cezalandırmaya gitmezler. Aksine ikna etmeye çalışırlar. Dışlamazlar, yanlarına çekerler. Zira cezalandırarak kendinizden uzaklaştırdığınız kişileri, tümüyle kaybedeceğinizi bilirler. Yanınızda tuttuğunuz, dışlamadıklarınızı, ikna edemeseniz dahi, daha objektif olmalarını sağlayabileceğinizi bilirler.

2) TSK ile ABD ve AB silahlı kuvvetleri arasındaki fark.

Olayı bir de yurt dışındaki uygulamalarla karşılaştıralım. Özellikle de, ABD ve Avrupa ülkelerini ele alalım. Yıllarca NATO merkezi olan Brüksel'de gazetecilik yaptığımdan dolayı çok iyi biliyorum.

Ne kadar sert veya ters yazı yazarsanız yazın, hiçbir zaman dışlanmazsınız. Akreditasyonunuz iptal edilmez. Sizden umut kesseler dahi, brifinglerine davet ederler ve ikna etmeye çalışırlar. Dışlamazlar. Buna karşılık eğer bir atlatma haber vereceklerse, onu da kendilerine sempati ile yaklaşan gazeteciye sızdırırlar. Yani, cezalandırma değil, ödüllendirme yoluyla hareket ederler.

Artık gerçekçi olmalıyız.

Bugün, sağlıklı düşünen kimse "askerin siyasete girmesini" istemez.

Bugün kimse Silahlı Kuvvetler'e karşı çıkmaz. TSK'ya düşmanlık edemez. Birkaç marjinal kişinin görüşleri de kurala dönüştürülemez. Sorarım sizlere, ülkeyi kime savunduracağız? Alman veya İran ordusunu mu çağıracağız?

Kötü niyetli ve art düşünceli kişilerin dışında TSK hepimizin kurumudur. Türk Silahlı Kuvvetleri hepimizin göz bebeğidir. Bu tip yaklaşımlarla gereksiz bölünmelere gitmenin hiçbir anlamı yoktur.

Genelkurmay'ın bu incelemesini hazırlayanlar, gelişmelere bu gözle baksalar, emin olun çok şey farklılaşacaktır. Genelkurmay kapılarını açtıkça kazanacak, kapattıkça, o insanları tümüyle kaybedecektir.

Bir defalık dahi olsa deneseler, haklı olduğumu göreceklerdir.

* * *

SARAN, FB YÖNETİMİNİ NEDEN BÖYLESİNE GERİYOR?

Geçen hafta Perşembe akşamki 32.GÜN programında konuğum Sadettin Saran idi. Saran'ı davet etmemizin temel ve tek nedeni de birkaç gün öncesinde ATV'deki Santra programında Aziz Yıldırım ile Sadettin Saran'ın sert tartışmalarıydı. Bu program olay yaratmış, sadece FB taraftarları arasında değil, kamuoyunda da yakından izlenmişti. Amaç bunca gürültü ve kavga çıkaran konuyu yeniden ele almaktı. TV'cilik açısından o haftanın en diri konusuydu.

Program bant çekildiği için, 32.GÜN yöneticileri FB Kulübü İletişim Direktörü Mehmet Sümer ile konuşup "istedikleri taktirde, çekimi telefonla dinletebileceklerini ve programa katılabileceklerini" söylemişler, ancak hiçbir yanıt alamamışlardı. Ayrıca Sadettin Saran da FB yönetiminden katılıma karşı çıkmamış, herhangi bir koşul öne sürmemişti.

Benim anlayamadığım nokta, Saran'ın FB yönetimini böylesine germesidir. FB sitesinde 32.GÜN'ün Saran'a söz vermesinden dolayı suçlanması, bu kulübe hiç yakışmamıştır. Saran programda görüşlerini açıklamanın ötesine gitmedi. Olayı anlattı ve kendini savundu. Bunun FB yönetiminden böylesine tepki toplamasını anlamak çok güç.

Aziz Yıldırım¸ Saran'ın sözlerinden bir suçlama veya aykırı bir durum görüyorsa, bu haftaki 32.GÜN'e katılabilir ve görüşlerini açıklayabilir.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Yükselen milliyetçilik
İYİ mi, kötü mü tartışmasından önce maddi ger...
Melih AŞIK
Yeraltı servetimiz
Türkiye'nin en büyük yeraltı serveti nedir? A...
Fikret BİLA
Org. Başbuğ'un Diyarbakır'da verdiği mesajlar
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başb...
Hasan CEMAL
Soykırımı inkârla kabul!
Evet, öyle. Soykırımı inkâr suçu olmaz, olmam...
Güneri CIVAOĞLU
Irkçılık/İrtica
II. Dünya Savaşı'nda Müslüman halklar arasınd...
Can Dündar
Milliyetçilik neden yükseliyor?
"Milliyetçilik yükseliyor" diye haykırıyordu ...
Abbas GÜÇLÜ
Yine OKS, çünkü...
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik eğitimde de...
Hurşit GÜNEŞ
İpotekli kredilerle konut talebi patlayacak mı?
Başbakan Tayyip Erdoğan nihayet noktayı koydu...
Sami KOHEN
Bağdat toplantısı Türkiye için iyi geçti
Bombaların her an patladığı, intihar saldırıl...
Metin MÜNİR
Bomba bombayı doğuruyor
Tarih gösteriyor ki bir devletin nükleer sila...
Derya SAZAK
Çankaya savaşları
Prof. Hikmet Özdemir'in "Atatürk'ten Günümüze...
Meral TAMER
Organ/hayat bağışlamayı öğreniyoruz
Geçen yılın son günlerinde asistanım Özlem Er...
Güngör URAS
Evinde üretim yapan kadınlar
Ev kadınlarımızın evlerinde üretim yapmaların...
Serpil YILMAZ
Başbakanlık Mevhibe İnönü resmini karıştırdı
Hafta sonu Ankara'da çeşitli illerden gelen C...
M. Ali BİRAND
Kapıları kapatmayın, kazanmaz kaybedersiniz
Genelkurmay Başkanlığı'nın basın ile ilişkile...

© 2006 Milliyet