
İletişim kazaları
Bilgi çağında yaşıyoruz. Hepimiz enformasyon toplumunun bireyleriyiz. Haberleşme, bilgiye ulaşma, kendimizi ifade etme, karşımızdaki kurumları ve kişileri anlamaya her zamandan daha çok gereksinimimiz var.
Birbirimizi anlayamadığımız zaman, çatışma ve kavgalar kaçınılmaz oluyor.
Sporun bu anlamda en temel yararlarından biri bireysel ve toplumsal iletişim olanaklarını cömertçe sunmasıdır... Bu nedenle spor yazarından spor adamına, sporcudan teknik direktöre herkesin bu cömertçe sunulmuş olanakları "akıllıca" kullanması gerekir.
Ne yazık ki sportif iletişim olanaklarını bizler iyi kullanamıyoruz...
Geçen hafta içinde gündemi "iletişim kazaları" belirledi.
Üç Büyükler'in başkanları, televizyon programlarında ve gazete manşetlerinde önemli hatalar yaparak puan kaybettiler. Dahası, amaçlarını ve hedeflerini bize iyi anlatamadılar. Kendilerini ifade etmek yerine hesapta olmayan çatışmalara neden oldular.
Gecenin tadı uçtu
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, atv'nin Santra programına konuk oldu. Başlangıçta her şey iyi gidiyordu. Başkan, kulübüyle ilgili hemen her konuda vizyonunu sergiledi. Hele 1 milyon üye girişi ile kulübü büyütme projesinden cidden etkilendim. Ülkemizin böylesine kitlesel bir örgütlenmeyi bugünkü Dernekler Yasası ile nasıl taşıyacağını düşünmeye başladım... Çaresi elbette bulunurdu. Bir süre önce yazdığım "gelin kongreye gidelim" önerisine doğal bir destek oluşuyordu.Ne var ki aradaki parazitlere rağmen korumaya çalıştığım gecenin tadı ve keyfi, Aziz Yıldırım - Sadettin Saran diyalogları ile uçtu gitti...
Fenerbahçe Başkanı, Disiplin Kurulu kararı ile kulüpten ihraç edilen eski yöneticisi hakkında konuşurken "Parayı ödeyip ödemediğini ona soracaksınız... Bu konuda başka şeyler de var konuşmak istemiyorum" diyerek insanları merak, Saran'ı zan altında bıraktı... Kuvvetler ayrılığı ilkesine göre durumu değerlendirse, herhalde daha iyi olurdu. "Bu kararın yönetim kurulu ile ilgisi yoktur. Disiplin Kurulu kararıdır, yorum yapmam doğru olmaz!" diyebilirdi.
100. Yılını onur ve gururla kutlayan Fenerbahçe'ye o çirkin diyalog hiç yakışmadı. Dahası, konuştuğum Fenerbahçelilerin çoğu, o çatışma ile yaralandı, rahatsız oldular.
Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe Televizyonu'nda değil de ulusal bir kanalda konuşmasını yadırgayan (!!??) yorumcu dostuma da hiçbir şey demeyeceğim...
Geçelim Galatasaray'a...
Özhan Abi (Canaydın), Adnan Polat'la ilişkilerini yorumlarken, seçimi Adnan Polat'ı listeye aldığı için kazanmadığını, geçmiş yıllarda Polat'ın yer aldığı listeye karşı da rekor oyla seçildiğini söyleyerek bence duvara tosladı.
Başkan'la Yardımcısı'nın ilişkileri kimine göre kopuk, kimine göre soğuk... Ama sağlıksız ve uyumsuz olduğu ortada... Özhan Abi'nin, onca sorun ortada çözümsüz beklerken Adnan Polat'ı yaralayıcı bir demeç vermesi, Galatasaraylıları elbette rahatsız etti. Dahası, huzursuzluk hiç de hesaplanmamış bir Ultraslan tepkisiyle "Liseci'lere karşı" protesto gösterilerine dönüştü. Bunu da Adnan Polat'ın tepkisi olarak yorumlayanlar oldu.
Medyanın görevi mi?
O çatışma ortamında başkan maçı terk ediyor. Haftalardır ilk kez bütünleşen takım zor rakibi Trabzonspor'u yeniyordu... O galibiyetin tadını da alamadı Galatasaraylılar... Başkan'ın Pazartesi gecesi pürtelaş televizyona çıkıp durumu kurtarmaya çalışması da beklenen yararı sağlayamadı.Yıldırım Demirören, Beşiktaş'ı izleyen ve yorumlayan gazetecilerden ve medya mensuplarından şikayetçi. Nedeni, Del Bosque konusunda Türkiye'nin ( ve Beşiktaş'ın ) yanında yer almamalarıymış. Beşiktaş CAS'ın 6,7 milyon Euro'luk kararında haksızlığa uğramış, medya hiç savunmuyormuş kendilerini.
Medyanın işi ne zamandan beri yönetim yanlışlarını aklamak? Bunu hiç anlayamadım. Spor hukuku alanında uluslar arası uzmanlığını kanıtlamış, bunu akademik bir ders olarak okutan CAS üyesi Kısmet Erkiner'i şovmenlikle suçlaması ise düpedüz gaddarlık!...
Hayır, Büyük Kulüp Başkanlarımız iletişimi bilmiyorlar... Darılmasınlar ama danışmanlarını da dinlemiyorlar... Sürekli kaza yaparak iyi niyetlerine, özverilerine hiç yakışmayan söylemleri dile getiriyorlar...
En başta da kendi taraftarlarını, üyelerini, kendi yakınlarını yaralıyorlar...
Kendilerine yazık ediyorlar!
Kurtar bizi Fatih Hoca!Mehmet Demirkol haklı... Bu ligin hangi takımından kimi çağıracaksın Milli Takım'a ? Başarıya en çok susadığın dönemde kimlere güveneceksin ? Sakatlıklar, formsuzluklar adeta tavan yapıyor.
İlk bakışta umutsuzluk ve endişe yaratan bir durumla karşı karşıyayız...
Ama yine de içimde bir umut var...
Umutsuzluğun ta kendisi!..
Fatih Terim'i tanıyorsam, bu olumsuz tablodan mutlaka bir çare üretecektir...
Koşulları değiştirmek, farklı futbolculara farklı görevler vererek kendi takımında yedekte bekleyenlerden kahramanlar yaratmak, Terim karizmasının en temel özellikleridir.
Herkes formda, hepsi de sağlam olsa o kolay kadro ile hesaplanmadık zorluklar yaşayabilirdik.
Şimdi zor bir seçim var. Zor rakipler, zor maçlar var...
Hava dumanlı yani...
Tam da Terim'in sevdiği gibi!
Ümit'li bir öneri
Kanal 1'de yayınlanan "Lig de Lig" programında Ümit Aktan, yurtdışından örnek alınacak ceza uygulamalarını dile getirdi...
Özellikle taraftarların yarattığı olaylarla ilgili "seyirci kısıtlaması" bana çok ilginç geldi.
Örneğin İtalya'da aynı stadı farklı adlarla ortaklaşa kullanan Milan 85.000 seyirciye oynarken, İnter ancak 20.000 bilet satabiliyordu. Federasyon, Şampiyonlar Ligi'ndeki sabıkasından dolayı, seyirci kısıtlaması cezası vermişti. Seyircisiz değil, azaltılmış seyirciyle oynayarak, cezanın caydırıcılığı öne çıkarılıyordu. İngiltere'de de FA, stadın olay çıkaran seyirci bölümünde kademeli olarak kısıtlamaya gidiyor, bu arada kombine kart sahiplerinin de canı yanıyordu. Hem ders, hem ceza!...
Ülkemizde de denemekte yarar var!
agokce@milliyet.com.tr

