
Vitrindeki terör
Irak'ın haline acırken, bizim kentlerimiz Bağdat'tan beter oldu!
Savaşta yenilip işgale uğrayan, devlet başkanı idam edilip mezhep kavgalarına itilen Irak'taki "canlı bombalar"ı bir kenara ayırın; İstanbul daha tehlikeli...
Caddede yol vermedi diye denizde boğulan insan var mıdır acaba Dünya'da?
Balkonda vurulanlar, Bağdat'ın siperlerinde ölenlerden az mı sanıyorsunuz?
Peki kanalizasyona karışan çocuklar?
Cep telefonuna kıyamayıp trenden atılanlar?
Sabah vedalaşıp evden işine giden adam, trafikte ölmeyecek kadar şanslıysa, yolu bir manyakla kesişmeyecek kadar kısmetliyse, hele bir de serseri kurşunlardan kurtulacak kadar talihliyse, evine ayakları üzerinde dönebilir ama yine de ailesiyle kucaklaşamayabilir...
Evinde oturanlar güvende değil ki. Gasp var, soygun var...
Hiçbiri olmasa, sahtekar mütahit demiri çalmıştır, ev çökebilir.
Sıradan olaylar bunlar!
Peki, büyük kentler nasıl bu hale geldi?
Uzmanlar, göçten, gelir adaletsizliğinden, uyum yasalarından bahsedecektir size.
Eğitimsizlik, nüfus patlaması, çarpık kentleşme falan...
Doğunun çöken feodal yapısı.
Batının işsiz insanı.
Kültür emperyalizminin kuşakları yozlaştırması...
Köşe dönmecilik, köksüzlük, diziler...
Hepsini toplarsanız, savaşta yenilmiş işgale uğramıştan fena oluyorsunuz işte.
Yoksa yenildik ve işgale uğradık da haberimiz mi olmadı?
* * *
Liste uzun.
Kapkaççı, tinerci, gaspçı, hırsız, uğursuzla mücadele, Milli Mücadele'den zor neredeyse.
Neden?..
Bir analiz de benden!
Büyük kentlere veba salgını gibi çöreklenerek can ve mal emniyetini sıfırlayan, mülkiyet hakkı gibi demokrasinin vazgeçilmezlerini ortadan kaldıran bu "post modern sokak terörü" futbol üzerinden palazlandı...
Evet... O masum futbol.
Ve futbolun masumiyetini "kuzu postu" gibi üzerlerine geçiren kurtlar.
Önce ufak tefek kabadayılıklarla başladılar işe... Futbolun heyecanına verildi.
Sonra sahalara daldılar... Futbolun heyecanına verildi.
Otobüs taşladılar, adam dövdüler, kesici delici aletlerle gezdiler... Futbolun heyecanına verildi.
Mala, cana kast ettiler... Dünyanın hiçbir hukuk devletinde olmadığı gibi futbolun heyecanına verildi.
Düşünsenize... Maçtan çıkmışsınız. Kafanız bozuk. Park etmiş arabaların camlarını farlarını kırın... Polis geliyor ve size evinize gitmenizi söylüyor.
Belediye otobüsünü hurdaya çıkarıyorsunuz, son durakta elinizi kolunuzu sallayarak iniyorsunuz.
Beş metre ötenizdeki polisin gözü içine bakarak elinizdeki kaldırım taşını kafasına yolluyorsunuz; cezası yok.
Mazeret; futbol heyecanı!..
Bu örnekler sokaktaki terörü cesaretlendirdi.
* * *
Siz diyeceksiniz ki, "Sokaktaki terör tribünlere sıçradı"... Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan yani.
Hangisi hangisinden çıktıysa... Ama her türlü melanet, "suç olmaktan" futbolda çıktı.
Elimiz şakağımızda ne yapacağımızı düşünüyoruz şimdi.
Basit.
Sokaktaki terörün önünü açan futbol terörünün önünü keserek.
Elimizde futbol gibi bir vitrin var. İnsanlar bu vitrine baka baka bozuldular.
"Mal"ları değiştiremiyorsanız, vitrini değiştirin. Oraya bakan, emniyet var zannetsin.
İşe, hiçbir futbol suçunun cezasız kalmayacağını göstererek başlarsak, sokaktaki eşkiyaya mesaj daha kolay gidecektir.
Futbolun huzur bulması da cabası.
'Başbakan ertelemesi' örnektir
Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Suriye'ye bir jest yaparak Fenerbahçe'yi 3 Nisan'da Halep'e yollama sözü verince 4 Nisan'daki Fortis Kupası yarı finali ertelendi.
Ne diyelim; vardır bir hikmeti!
Yalnız, sayın Başbakan'dan bir ricamız var:
Cehennem sıcakları gelip çattığında Süper Lig'den bir iki takımı da Finlandiya, Norveç, Güney Afrika Cumhuriyeti gibi serin yerlere gönderse ve futbolcular sahada ölmese.
"Hayati tehlike" erteleme nedeni olamıyor bizde.
Ancak Başbakan emir verirse...
Kaçınılmaz hesaplaşma
Galatasaray kaçınılmaz hesaplaşmaya bir adım daha yaklaştı:"Lise, Galatasaray'ın ne kadarı"?
Liseli futbol adamlarının, yorumcuların "eşitlik ve kardeşlik" içeren beyanat paniklerine bakılırsa, kendileri de şüphe içinde.
Neden?..
Fiili durum ortada.
Galatasaray üyeliği "kontenjan gerekçesiyle" üç kez reddedilen başarılı doktorların, meslek sahiplerinin öykülerini zaten yazmıştım.
Galatasaray Kulübü'nün milyonlarca insanı "dekor" olarak görmekten veya bu imajla mühürlenmesinden kurtulması zamanı geldiğini hatırlatmıştım defalarca.
"Sev ama karışma" diye bir yöntem olamaz demokrasilerde.
Hele en büyük rakibinizin "bir milyon üye"den bahsettiği günlerde.
Liseliler bugüne kadar gücü ellerinde tutabilmişse çok büyük iş başarmışlardır.
Lakin futbol ekonomisi küreselleşmeye ayak uydurmuş, hacim genişlemiş, iletişim çağ atlamış ve "asiller"in hanedanları "dekor" haline gelmiştir günümüzde.
Hesaplaşma kaçınılmaz...
Bundan sonra yönetimlerin başarısı "değişim"in küsmeden, küstürmeden olmasıyla ölçülebilir ancak.
'Yukardan' nefret emri!
Beş gün önce Fenerbahçe Kalamış tesisleri içinde saatine 140 lira verenin oynadığı halka açık halı saha...
"Müşteri"lerden birinde sarı-kırmızı eşofman üstü var. Gerçi üzerine giydiği "Fenerbahçe" yeleği dörtte üçünü kapatıyor bedenin ama kollarda sarı ve kırmızı renkler hakim.
"Görevliler" derhal olaya el koyuyorlar. Çünkü benzeri bir olayla karşılaşmışlar ve aralarından iki tanesi kovulmuş. Söylediklerine göre Yönetim ve Üyeler böyle bir "rezalete" asla göz yummuyorlar. Hatta Fenerbahçeli Erdi'yi bile eşofmanındaki renkler yüzünden uyarmışlar.
Sadece sarı- kırmızı ve siyah- beyaz renklere alerjileri var. Mesela Real Madrid, Rizespor, Mersin İdmanyurdu formasıyla oynayabiliyorsunuz. Ama "malum" renklerin hakim olduğu bir tişörtü, üzerinde Fenerbahçe yeleği olsa bile giyemiyorsunuz... Yasak.
Emir kimden?.. Rakip formalı genci bıçaklayan psikopattan mı?
Hayır, daha yukardan.
Nefret ve bölünmüşlüğün boyutlarına bak!
Teşekkürler Musa
Elbette benim de gözlerim doldu ayağı kırılan Musa'ya yapılan jestlere...
Bu devirde, böylesine insani ilişkiler "şaşırtmadı" desem yalan olur.
Ayağı kırılan futbolcu sahadan sedye ile çıkarken "cenaze marşı" söyleyen tribünleri görmüş biri olarak, Musa'ya ayağını kırdığı için teşekkür edeceğim neredeyse.
Yine de bir kurt var içimde...
Kaybettiğimiz erdemlerin geri döndüğüne benzer bir olay "en" rakipler arasında yaşanmadan inanmayacağım doğrusu.
Geçmiş olsun sevgili Musa.
eguven@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

