|
 |
|
|
Yarısı geçti...
Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde "kritik 4 buçuk ay"ın yarısından fazlası geride kaldı.
Yazılan "kara senaryolar" gerçekleşmedi.
Türkiye'yi sarsacak, siyasette deprem yaratacak "patlamalar" bekleniyordu. Ekonomi, darbeler alacaktı.
Bunların olmaması, hatta tam tersine büyük hacimde parasal girişlerin sürmesi, artık, klasik düşünce ve yargı kalıplarının geçerliliğini yitirdiğini gösteriyor.
2007, çifte seçim yılı.
Klasik siyaset beklentileri, "seçim yatırımlarında gaza basılmasıdır."
Bütçe, hallaç pamuğu gibi atılır.
Bu kez o da yok.
Netameli cumhurbaşkanı seçimi için en karşıt görüşler bile -birkaçı dışında- "Demokrasi oyununda Meclis çoğunluğunun seçeceği kişi Çankaya'ya çıkar" söyleminde birleşiyor.
Elbette "Erdoğan Çankaya'ya çıkmamalı. Meclis'in milli iradeyi temsil oranları değişmiştir, değişmese bile seçmenin dörtte birinin oylarıyla bu seçim, vicdanlarda onaylanmaz" gibi yorumlar yapılmakta ama orada kalınmakta...
Yani... Tansiyon gene var fakat 2007'ye girerken kaygı duyulduğu kadar tırmanışta değil.
Diliyoruz ki böyle sürsün. Çankaya savaşları değil, Çankaya seçimleri yapılacak.
Gene de bir soru: "Siyasi olgunluk" mu... "Teslimiyet provası" mı?
MAVİ GÖZLÜ DEV
Nâzım Hikmet'in Bursa Cezaevi'nde yattığı yılları yansıtan hayli başarılı bir film, "Mavi Gözlü Dev" adıyla sinemalarda...
O yılların hapishane ortamını, Nâzım'ın yaşamını yansıtıyor.
Zaman zaman kısa dış çekimler olmasına karşın sabit mekân nedeniyle daha çok tiyatro lezzetinde bir oyun.
Genç oyuncu Yetkin Dikinciler, rolünün hakkını veriyor.
Ama keşke Nâzım Hikmet daha fazla araştırılsaydı da daha renkli söylemler olabilseydi. Örneğin... Nâzım, hapishane avlusunda mahkûmlarla futbol oynuyor. Maç sonrası, Bursa Cezaevi'nde yetiştirdiği ressam Balaban'a bir futbol anısının siyasete uzanışını ve yaşam boyu peşini bırakmayışını anlatabilirdi.
Nâzım daha gençlik yıllarında Moskova'ya gittiğinde orada daha sonraları yıllarca Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreterliği yapan "Laz İsmail" lakaplı İsmail Bilen'le tanışır. Moskova'daki bu komünist gençler, arada bir toplanıp futbol oynarlar. Bu maçlardan birinde Nâzım Hikmet istemeyerek topa sert girişle, İsmail Bilen'in bacağının kırılmasına neden olur.
İsmail Bilen bu olayı "kin" yapar.
Yaşamı boyunca Nâzım Hikmet'i Komünist Partisi'nden dışlamayı amaçlayan tavırları olur.
Nâzım, filmde bunu anlatabilirdi.
Bir tür canlandırmayla belgesel tadındaki böyle filmlerin sonunda daha sonraki yıllara dönük bilgiler verilir.
Sözgelişi... "Nâzım'ın hapisten çıktıktan sonra yaşamını Münevver'le birleştirdiği, ondan Memet adlı bir oğlu olduğu... Münevver'in Paris Sorbon'da öğretim üyeliği yaptığı, oğlunun ise Paris'te ressamlıkla yaşamını sürdürdüğü... Piraye'nin oğlu Memet Fuat'ın, yaşamını Nâzım Hikmet'e adadığı, iyi bir edebiyatçı olduğu" gibi...
Hatta "Nâzım'ın Moskova'da tiyatro sanatçısı olan 19 yaşındaki Vera ile evlendiği" de...
BİRAND'A 'GEÇMİŞ OLDU'
Sevgili Mehmet Ali Birand bundan bir süre önce sevenlerini korkuttu. Ansızın ameliyat oldu. Neyse ki hiç uzatmadan ekranlara döndü.
Yüzümüz güldü.
Reytingleri de gayet iyi. Açtığı ve hiç uzatmadan "tatlı" kapattığı bu sağlık parantezi bağlamında eşi Cemre dostlarına bir davet düzenledi.
Davetin adı da güzel:
"Geçmiş oldu... Her şey geçti..."
Yani... Geleceğe dönük "geçmiş olsun" dileği değil, zaten üzüntüler geride kaldı mesajını veren "geçmiş oldu..."
O gece Mehmet Ali'ye verilen hediyelerden biri hayli ilgi çekiciydi. Sanayici ve eski milletvekili Sedat Aloğlu'nun Brezilya'da kötülükleri kovan büyülü bebeği...
Aloğlu, birkaç gün önce Brezilya'dan gelirken getirmiş.
Cemre, bunu evin kapısına asmalı.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr
|
|
|

|