|
Bu memleket eşkıyaya teslim...
MİNİBÜSLERİN İstanbul yollarında yeni yeni boy gösterdiği yıllarda anlatılırdı...
Hiçbir örgüte bağlı olmayan minibüs şoförleri İstanbul'u kasıp kavuruyorlardı; ne kural dinliyorlardı, ne işaret, ne levha, ne ışık... Kapıdan sarkan çığırtkan muavin yolda adam topluyor, şoför de uzaktaki adamı kapmak için herkesi solluyor, birbirleriyle yarışıyorlardı...
* * *
O sırada bir laf çıktı ortaya, doğru mu, yanlış mı bilinmez, ama anlatanlar ısrarlıydı:
"Bir trafik komiseri çıkmış, ortalığı kasıp kavuruyormuş, minibüs şoförlerinin canına okuyormuş!"
Peki, ne yapıyormuş, ceza mı kesiyormuş?
Meğer onun cezası bambaşkaymış; yakaladıklarını Yenikapı'dan denize atıyormuş!
Olacak iş değil, böyle şey olur mu?
Gazeteciler, komiserin peşine düştüler, kim bu?
Lakin ser veriyorlar, sır vermiyorlar, hatta denize atıldığı iddia edilen minibüs şoförü bile, "Yok öyle şey!" diyor.
* * *
PEKİ, denize atılan şoför boğulmaz mı?
Öyle yerden denize atıyormuş ki şoför bir batıyor bir çıkıyor, kayalıklara tutunuyor, ama sırılsıklam orada tünüyor, korkudan karaya çıkamıyormuş...
* * *
MALUM biz de bir hikâye çıktı mı, yenileri gelir.
Bu defa eşkıyalık yapan şoförlerin "Kilyos cezası" başlamış... Bir polis şefi, eşkıyalığa özenenleri gece yarısı Kilyos'a götürüyor, orada bırakıyormuş... Kışın soğuğunda yağmurunda, rüzgârında gece yarısı Kilyos'a atılan adamın halini düşünün...
* * *
BUNLARIN hiçbirine "Aferin, eline sağlık!" denilemezdi...
Denilemediği için, bunlar hikâye çizgisinde kaldı. Ne Yenikapı sahillerinde şoförleri denize atan komiserin ne de Kilyos sürgünü yapan polis şefinin kim olduğu anlaşıldı; var olup olmadıkları bile bilinmiyor...
* * *
GEÇEN gün Sarıyer sahilindeki misli görülmemiş bir faciayı televizyonda seyredince, gazetelerde okuyunca aklımıza bunlar geldi.
İki maganda, şehir eşkıyası kendilerinden yol isteyen iki kardeşin ölümüne sebep olmuşlar. Birini dövüp denize atmışlar, kardeşi, ağabeyini kurtarmak için denize atlamış, ikisi de boğulup ölmüş...
Maşallah eşkıyaların suç sicili de pek parlak, adam yaralamaktan dövmeye, ateş etmeye kadar bir sürü sabıka...
* * *
ŞİMDİ ne olacak?
Sızan haberlere göre "ağabeyi" dövdüklerini kabul ediyorlarmış, ama "Kaçarken denize düştü!" diyorlarmış...
Kardeşini ise hiç tanımıyorlarmış, o ağabeyini kurtarmak için denize atlamış, boğulmuş...
Muhteremler masum!
Zaten Emniyet Müdürlüğü'nden çıkarken, foto muhabirleri ile kameramanlara pek nazik saldırmalarından belli!!!
* * *
ADALETİN tahmini yapılmaz, hâkim kanunlara bakarak iki tarafın da hal ve tavrını dikkate alarak karar verir.
Acaba bu adamlar kaç ay içeride kalırlar?
Birkaç ayda çıkarlarsa sürpriz olur mu?
Herifin biri pompalı tüfekle sokakta ateş ediyor, mermilerden biri 7 yaşındaki çocuğun sağ bacağına geliyor, çocuğun sağ ayağı kesiliyor, ömür boyu topal...
Eşkıyaya ne ceza veriliyor?
85 gün cezaevinde yatıyor, sonra tahliye ediliyor, mahkeme bitiyor, 8 ay hapis, bu da para cezasına çevriliyor, 4800 YTL...
Ömür boyu sakat kalmanın bedeli, 4800 YTL...
* * *
HAYIR, Türkiye bu kanunlarla yönetilemez...
İstanbul'da 1950 affından sonraki hava esiyor.
"Demokratlar" iktidara gelir gelmez af çıkardılar, şehir eşkıyası da "Bu memlekette demokrasi var!" diye sokağa döküldü...
Cemal Nadir'in bir karikatürünü hatırlıyoruz, eşkıyanın elinde tabanca, belinde saldırma, basıyor, narayı:
"Heyytt lan! Memlekette demokrasi var, var mı bana yan bakan!"
Eşkıyanın narasıyla pencerelere koşan halk, herifi görünce hemen içeri kaçıyor.
O karikatür bugünkü İstanbul'u anlatır.
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|