|
Masmavi bir boşlukta açık bir kapı ve içinden geçen beyaz bulutlar
Öncelikle enseyi karartmamak gerekir; nasıl olsa en geç 30 yıla kadar süpermarketsiz, kafeteryasız, tenis kordsuz köyümüz kalmayacak.
Kalmayacak çünkü 30, bilemediniz 50 yıla kadar burjuva enternasyonalizmi; 4 milyar yoksuluyla "büyük bir köy"e benzeyen "yer" küresini, "büyük bir kent"e çevirecek.
Oslo'dan Sidney'e kadar tüm dünyada; kendi mahallesinde dolaşıyormuş gibi dolaşacak insanlar.
Böyle bir gelecek apaçık gözükürken, bir daha yıla mart ortasında Türkiye'nin ne durumda olacağını düşünerek, değer mi enseyi karartmak?
* * *
Köyceğiz Gölü kıyısında köpeğini gezdirmeye çıkmış, gözlüklü, ufarak, orta yaşta bir hanım; kendisiyle birlikte yine köpeğini gezdiren bir beye bağıra çağıra dert yanıyordu:
- Bizimki dişi diye, Köyceğiz'in bütün erkek köpekleri bizim bahçeye doluyor.
* * *
Kadıncağızın, erkek köpeklerin bahçesine doluşup durmasından nasıl dertli olduğunu görünce; başı darda kalan vatandaşlarımızın ortak özlemi geçti içimden:
- Devlet buna bir çare bulmalı.
* * *
Türkiye'deki liselerle üniversiteler, her yıl verdikleri mezunların bir albümünü yayınlasalar...
Aileler de, çocuklarını o liselerle üniversitelere gönderirlerken, bilseler oralardan mezun olmuş bulunanların, hangi sektörlerde ne iş yaptığını ve nasıl bir hayat düzeyi tutturduğunu...
Ve yine bilseler, kimlerin diplomalarıyla birlikte neden okkanın altına gittiğini ve kimlerin neden gitmediğini; fena mı olur yani?
* * *
Belediye başkanlarımızın da, doktorlarımızın da, hukukçularımızın da hangi liseleri bitirmiş olduğunun bir dökümü yapılsa.
Kendilerini yetiştiren öğretmenlerin kazançlarıyla, eski öğrencilerinin hayatta gerçekleştirdikleri kazançlar karşılaştırılsa...
Hem eğlendirici, hem de şaşırtıcı bir kıyaslama çıkmaz mı ortaya?
Üstelik gençler de öğrenirler, ne yaparlarsa ne kazanacaklarını.
* * *
Siyasetçilerin kendi çıkarlarına göre tezgâhlanmış olan "resmi tarih" çengeline takılı kalmış beyinlerde, genel bir meraksızlıkla atmasyonculuk çarpıyor göze...
Örneğin gerek padişahlarımızın, gerek cumhuriyetten sonraki büyüklerimizin; ayak tırnaklarını kesmekte benimsedikleri yöntemlerle, bu yöntemlerin uğradığı değişimleri araştırıp incelemek, hiç kimsenin aklına gelmemiş.
* * *
Kadın nüfusumuzun yüzde 48'inin elini gazeteye sürmediği de; 450 bin erkek erkeğe kahvesinde tartışılan konulardan değil herhalde...
Tahmin ettiğim kadarıyla, özellikle şu sıralarda kimin cumhurbaşkanı olacağı en canlı konu.
* * *
Şu veya bu değerli siyasetçilerimizden birinin cumhurbaşkanı seçilmesi; acaba bir çare olacak mı, Köyceğiz'deki erkek köpeklerin bahçesine doluşmasından yakınan gözlüklü, ufarak hanıma?
Vallahi bilemiyorum; tek bildiğim, köpek davasının eski Yassıada mahkemelerinde kaldığı.
* * *
Bahçe bakımıyla, ev işlerine de yardıma gelen ve hangi hastalığa hangi bitki çaylarının iyi geleceğini de gerçekten iyi bilen eski bir yörük ailesinin kızı Feriştah'tan yeni bir şey öğrendim.
Bir meyve ağacının dalları arasına, hamile bir kadının yerden topladığı bir taş konduğunda, meyve bol olurmuş.
* * *
Yörüklerin yaşadığı dağlarda, hamile kadınların yerdeki taşlara dikkat etmelerini ve onları toplamalarını teşvik eden bereketli bir yöntem.
* * *
Son yüz yılda kaç valinin karikatürünün yapılmış olduğu da, kimsenin merakını gıdıklamamış.
Tıpkı padişahlarımızla cumhuriyet büyüklerimizin pedikür yöntemleriyle de ilgilenmeyi kimsenin akıl etmemiş olması gibi.
* * *
Napolyon'u Vaterlo'da yenen Wellington'un, kaç yaşında ayakta çiş yapmaya başladığını da, İngiltere'de kimsenin merak etmiş olduğunu sanmıyorum.
İşte "onlar-biz" ayrımının bütünleştiği yerlerden biri.
* * *
Belçikalı ressam RenÈ Magritte'in, masmavi bir gökyüzüyle boşluktaki açık bir kapının içinden geçen beyaz bulutlar tablosunu bilenler ve sevenler her yerde vardır.
O tablonun adına ise bendeniz bayılıyorum; "Zafer"...
Irak'ta birbirini öldüren Araplar da, keşke bilselerdi o tabloyu.
* * *
Enseyi karartmamak gerek; çalkantılı bir döneme girildiği sezilse bile...
c.altan@prizma.net.tr
|
|