|
Kırlangıçlar da geldi, leylekler de...
Çatal kuyruklu ufacık kırlangıçların, saçak altlarındaki kuytu köşelere yaptıkları yuvalar; yuvalarda yumurtadan yeni çıkmış sıram sıram gagası açık yavrularına yem taşıyarak, onları tek tek ağızlarından beslemeleri...
* * *
O sırada TBMM'de milletvekilleri; vatanı, milleti, devleti, demokrasiyi yüceltmek için, birbirleriyle sövüşe dövüşe, birbirlerinin suratlarına tükürük fırlatmaya kalkadursunlar...
* * *
Temsilcilerimizin ülke sevgisiyle, kırlangıçların yavrularını sevmesi arasındaki fark; kırlangıçların, yavrularını beslemeye çalışırken, temsilcilerimizi de vatan yavrularının besleyerek semirtmeye çalışmaları...
Ülke yavrularının açıkgözleri de, vekillerinden usulca ricada bulunuyorlar:
- Sen de beni doyursana azıcık...
* * *
Böylece demokrasimizde kimlerin kimleri beslediği sorunu; dövüşmelere, sövüşmelere, yumruklaşmalara, tükürükleşmelere neden ola ola yüceltiyor ülkemizi.
* * *
Çatal kuyruklarıyla alçaklardan fır fır uçuşup duran ufacık kırlangıçlar...
Leylekler ise kocaman kanatlarını açmış, çok yükseklerden uçmadalar. Kışı geçirdikleri binlerce kilometre uzaklıktaki sıcak diyarlardan, yazlıklarına dönüyorlar.
Ovalardan, denizlerden, ormanlardan ve onca köy, kent, kasabadan geçerek, nasıl da hiç şaşırmıyorlar bir yaz önce bıraktıkları yuvalarını.
* * *
Leyleklerle bir röportaj yapılabilseydi de, sorulabilseydi kendilerine:
- 100 yıl önce Türkiye'yi nasıl buluyordunuz, şimdi nasıl buluyorsunuz, 100 yıl sonra nasıl bulacağınızı düşünüyorsunuz, diye?
Herhalde gagalarını geriye atarak takırtılı birkaç kahkahadan sonra, şöyle derlerdi:
- Biz her zaman yolumuzu kolay buluyoruz da; Türkiye "çağdaş uygarlık düzeyine varacağım" derken, sürekli şaşırıyor ne yöne gideceğini. Yüz yıllar arasında epey farklar var yine de; geçen yüz yılın başında insancıklar Galiçya'da, Yemen'de, Sarıkamış'ta ölüp ölüp giderler ve tepelerde taht kurmuşların bağırlarına gömülürlerdi. Şimdilerde ise, özellikle ezik kişiliklerini kaba kuvvet gösterileriyle tatmin etmeye çalışan gençler; içeride birbirlerini öldürme sıtmasına tutulmuşlar gibi. 100 yıl sonra ne olacağına gelince, yaşayanlar görecek ne olacağını.
* * *
Ne kırlangıçlar, ne de leylekler paparazzilerle de oyalanmıyorlar, dış politika sorunlarıyla da, iç politika sorunlarıyla da, İstanbul'un asayiş ve trafik sorunlarıyla da...
Üstelik ne diyet yaptıkları var, ne doktora gittikleri, ne borsalarla ilgilendikleri.
Tek kırgınlıkları, insanoğlunun kartalları kendilerine yeğlemesi.
* * *
İnsanoğlu kedi olmak yerine kaplan olmaya; inek olmak yerine aslan olmaya; kırlangıç, yahut leylek olmak yerine kartal olmaya özenir.
Kendi yarattığı tarih içinde o kadar ezilip, horlanıp, sürünmüş ki; binlerce yıl boyunca büyük bir hasret birikmiş içinde, güçlü ve yırtıcı olmaya karşı.
* * *
Türkiye'de de, kendilerinin önemine inananlar; sıradan bir muameleyle, bazen de "adam yerine konmamak"la karşılaşınca, hemen sert bir sesle sormuyorlar mı:
- Benim kim olduğumu biliyor musun sen, diye?
* * *
Irak'ta Araplar bakalım daha kaç yıl öldürecekler birbirlerini?
Bizde de, kendisinden başkasını "hain" gören ve içinde öfkesi kabaranlar çoğalıyormuş gibi...
Ayrıca, kendisi katılmamak koşuluyla, sıcak bir çatışma borazancılığına soyunanlar da az görünmüyor.
* * *
Ve bunların hiçbiri, son 80 yılda Hazine'den geçinenlerin iç ve dış gezilerine toplam kaç yüz milyar dolar harcanmış olduğunu merak etmiyor.
Aynı sürede ambulans alımlarına ne harcanmış olduğunu da merak etmedikleri gibi...
* * *
Yeni yavrular yetiştirmek için yazlığa gelen kırlangıçlarla leylekler ise, uçarlarken yerdeki insanoğullarına gözleri iliştikçe, sanki şöyle diyorlar:
- Sık sık uçtuğunuzu sanıyorsunuz ama; hem hayatta, hem beyninizin içinde sürünüp durmaktan da bir türlü kurtulamıyorsunuz. Bayrak direklerinizi ne kadar uzatırsanız uzatın, asla erişemezsiniz bizlere...
c.altan@prizma.net.tr
|
|