|
Keşke gerekçeyi açıklasaydı...
EĞER şu güne kadar, bir açıklama yapılmamışsa, Sayın cumhurbaşkanı bize göre yanlış yaptı...
Beş Büyükelçi, beşi de yurt dışında devletin onurunu temsil edip korumuşlar, süreleri dolunca yurda dönmüşler, Dışişleri Bakanı Gül kendilerini "Müsteşar yardımcılığı"na atıyor, kararname köşkten geri geliyor, Sayın Cumhurbaşkanı onaylamıyor.
Peki niçin?
Beşi de Büyükelçi olan "Hariciyeciler"in atanmalarını niye onaylamıyor.
* * *
İŞTE, yanlış burada; Sayın Cumhurbşkanı "red gerekçesini açıklasa" sorun yok, ama açıklamadan "Ben böyle istedim!" demeye gelen suskunluk yanlış...
Hepsi bir kenara, bu insanlar töhmet altında kalır, kendilerinden kuşku duyulur, mesnedi olmayan yorumlar yapılır.
* * *
ÖRNEĞİN Selim Kuneralp, bildiğimiz kadar İsveç'te elçiydi, döndü Siyaset Planlama Genel Müdürüyken, Ekonomik İlişkilerden sorumlu müsteşar yardımcılığına getirilmek istendi, Sayın Cumhurbaşkanı kabul etmedi.
"Niçin?" belli değil "yorum" çok....
"Daha önce AB'nin Türkiye eski temsilcisi Karen Fogg'la yazışmaları ortaya çıkmış ve ulusalcıların hedefi olmuştu. Ali Kemal'in (linç edilen milli mücadele karşıtı gazeteci) torunu olan Kuneralp'in, Sezer'in kişisel olarak veto edebileceği tek isim olarak belirtiliyor.(Radikal/15.Mart.2007)"
Yorumda hiç bir maddi hata yok, son cümleye gelinceye kadar.... Cumhurbaşkanının Ali Kemal'in torunu, ya da Karen Fogg'la mektuplaştığı için Kuneralp'in atanmasını geri çevirdiğini söylemek, bize göre yanlış olabilir. Çünkü, hala, bir insan dedesinin günahını çekiyorsa, ya da Avrupa'nın Türkiye temsilcisiyle, yadırganan ve de hoş olmayan bir uslupla mektuplaşıyorsa...
* * *
O mektubu merak mı ediyorsunuz, buyrun, Kuneralp yazıyor:
"Sevgili Karen,
Dünkü mesajımda yanlışlıkla Büyükelçiliğin e-posta adresini kullanmışım. Hala geçerli olan eski adresime yazmağa devam etmen gerek. Yoksa senin mesajlarını burada herkes okuyabilir."
Büyükelçilikteki "herkes" kim acaba?
Müsteşar mı, birinci katip mi, yoksa kavas mı?
Dedik ya, hoş bir mektup değil, ama, buna rağmen, Sayın Cumhurbaşkanı, Kuneralp'in atamasını bundan geri çevirebilir mi?
* * *
HELE dedesinden ötürü...
Babası Zeki Kuneralp de, 1940'larda Dışişlerine girerken itirazlar olmuş "Linç edilen adamın oğlu
Dışişleri'ne alınır mı?" diye...
O tarihte Cumhurbaşkanı İnönü'dür, Dışişlerinin tereddüdü kendisine iletilince "Bunda ne var, anlamıyorum, niçin girmesin?" diye kestirip atmıştır.
* * *
ARADAN 20 yıldan fazla geçer, o gün "hariciyeye alınır mı?" diye tartışılan Ali Kemal'in oğlu Zeki Kuneralp, Bern elçiliğinden Londra Büyükelçiliğine atanır, yıl 1963, İsmet Paşa, bu defa koalisyon hükümetinin Başbakanıdır, Kuneralp, gelenek gereği, kendisine çıkar, veda eder, talimatlarını sorar, sonra izin alarak "Paşam size özel bir şükran borcum var!" diyerek, yukarıdaki olayı anlatmağa başlar. İsmet Paşa, sözünü keser "Biliyorum evladım, biliyorum, teşekkür ederim" der.
* * *
TEKRAR ediyoruz, Sayın Cumhurbaşkanı bize göre yanlış yapmıştır.
Beş hariciyenin atamalarını geri çevirmekle değil, gerekçelerini açıklamamakla...
Şimdi diyeceksiniz ki, devletin kadrolarını İmam-Hatip mezunlarıyla dolduranları görmüyor musunuz?
Görmez olur muyuz, zaten önümüzdeki günlerde bir imam-Hatipli de Çankaya'ya çıkacak ya!
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|