Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 18 Mart 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Hem övünme hem dövünme


Çankaya seçimlerine 1 ay kalması, nedense tam bir savaş terminolojisini dalgalandırmaya başladı Ankara'dan buram buram yükselen haberlerde.
Yok "birbirine nişan alan alana", yok "kılıçlar çekildi", yok "mitralyözler konuşmaya başladı", yok "Çankaya savaşı için seferberlik"...
* * *
Yeni cumhurbaşkanının kim olacağına kim karar verecek?
Anayasal bir formalite olarak TBMM...
Ya politikadaki realite açısından bakıldığında kim karar verecek?
Ben mi, sen mi, o mu, biz mi, siz mi, onlar mı?
Kaç zamandır elbirliğiyle çalkalayıp durduğumuz bir turşu fıçısını bir yana bıraktığımızda, yanıt açık:
- Başbakan Tayyip Bey karar verecek.
* * *
Bir başbakanın eline, cumhurbaşkanının kim olacağına tek başına karar verme fırsatı geçerse, nasıl bir karar vermesini beklersiniz?
Başbakan olmayı istemiş ve gerçekleştirmiş bir siyasetçi, bütün olanaklar elindeyken istemez mi cumhurbaşkanı da olmayı?
Tayyip Bey, böyle bir fırsatı ıskaladığında, 7 yıl sonra bir daha yakalayabilir mi cumhurbaşkanı seçilme olanağını?
* * *
Kimin cumhurbaşkanı olacağı sorusunun yanıtını, böylesi bir mantıkla gergeflediğimizde, durum tabak gibi apaçık ortada...
* * *
Tayyip Bey'in, cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte; şimdiden şakırtılı bir savaş terminolojisinin yeğlendiği siyaset arenasında kıyametler kopar, ortalık birbirine girer mi?
O zaman da, genel seçimleri 2 ay öne alıp çoğunluğu bir daha kazanırsa Meclis'te, ne olacak?
* * *
Ve ondan sonra ne olacak?
Türkiye'nin politik falına bakmak isteyenler, bakadursun.
Bendeniz şöyle yan gözle Washington'a da bakarak, mırıldanmakla yetinirim kendimce örgülediğim eski bir türkümüzü:
Ateş düştü şalvara
Çalkala yavrum çalkala
Gün doğdu tilkiye, kurda, çakala
Çalkala yavrum çalkala
* * *
Şükran Özçakmak'ın özel bir haberi dünkü Milliyet'te manşetti:
"Suç oranlarındaki patlamanın en açık göstergesi - Cezaevleri yine doldu - Rahşan Hanım affıyla 2001'de boşalan cezaevlerinde şu anda 77 bin kişi yatıyor. Cezavlerinde, 1980 sonrası hariç, tüm zamanların en kalabalık dönemi yaşanıyor"
* * *
Haberi iyimser açıdan yorumlarsak; demek ki suçlular hemen yakalanıp cezalarını çekmeye başlıyorlar.
Kötümser açıdan yorumlarsak; bir yandan cezaevleri tıka basa doladursun, bir yandan da kapkaçlar, soygunlar, gasplar, kaçakçılar, cinayetler, hırsızlıklar, magandaların silah patlatmaları sürüp gidiyor.
* * *
Ya peki çare?
Politikacıların yanıtı malum:
- Milletimizin gücü, her sorunun üstesinden gelmeye kadirdir. Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.
Kendileri ve kendilerinin arabaları da, zaman zaman saldırıya uğrayan bazı görevlilerin ise yanıtı şöyle:
- Kelin ilacı olsa, kendi başına çalarmış.
* * *
İstanbul'un bir kâbus kentine döndüğü saptamalarına karşı, bundan sorumlu olanları bulmaya kalktığımızda; karşımıza ulusal gelir dağılımındaki uçurumlarla, 1947'de girişilen karayolları seferberliği çıkıyor.
Vatanı, milleti, devleti, ülkeyi, milli çıkarları herkesten daha fazla sevip düşündüklerini iddia edip duranlar; ulusal gelir dağılımlarındaki uçurumlar sonucu, karayolları seferberliğiyle birlikte, hem İstanbul'a göçlerin yoğunlaşacağını hem de kadastrosuz Hazine arazilerinin yağmalana yağmalana bin bir belaya neden olacağını neden öngöremediler?
Yanıtını bilen varsa lütfen parmağını kaldırsın.
* * *
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hoca, evinin ateş aldığını görseydin, önce hemen neyi taşırdın dışarı?
Hoca'nın yanıtı hiç düşünmeden olmuş:
- Ateşi.
* * *
Uğur Koçlu'dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
İki Kıta Arası
Sabaha karşı Boğaz'a karşıyım
Karanlığın içinden gemiler
geçiyor
Kim bilir gemidekilerin içinden
neler geçiyor
Sabah karşı Boğaz'a karşı
Martı kanadına sarılı hüzünler
Tayfa rüyalarına giren her
milletten orospular geçiyor
Titreyen kamara camları
Paslı bozuk paralar
Ambarlar dolusu sevda
Güverteler boyu hasret
geçiyor
Sabaha karşı Boğaz'a karşı
Kuzguni bir sarmaşık
dolanıyor boynuna gecenin
Zambak temizliğinde bir sevda
düşüyor suya
Karanlığın içinden gemiler
geçiyor
Benim içimden seninle olmak
geçiyor

c.altan@prizma.net.tr








Çetin ALTAN
Hem övünme hem dövünme
Çankaya seçimlerine 1 ay kalması, nedense tam...
Melih AŞIK
Caligula yolda...
Salyangoz Yayınları tarafından basılmakta ola...
Fikret BİLA
Gül'ü neşelendiren sorular
Genel Yayın Yönetmenimiz Sedat Ergin ve yazar...
Hasan CEMAL
İç dünyamda, iç demokrasi!
Baudelaire'in bir şiirinden Fransızca alıntı ...
Güneri CIVAOĞLU
Teklifin kamera arkası
Binbir Gece'yi bir dizi efsanesi haline getir...
Abbas GÜÇLÜ
Beş yıl sonra nerede olmak isterdiniz?
Hemen herkesin arada bir kendisine sorması ge...
Metin MÜNİR
Yağmur yağıyor
İki gündür yağmur yağıyor. Yavaş, yumuşak, gö...
Hasan PULUR
Devlet Tiyatrosu sanatçıları dizide oynamalı...
FIKRAYI bileniniz çoktur, lakin cuk diye otur...
Derya SAZAK
Mavi Gözlü Dev
Nâzım Hikmet'in Bursa Cezaevi yıllarının, eşi...
Meral TAMER
Nükleer santralda suya düşen hayaller
Enerji Bakanı Hilmi Güler, "Para yazı da tura...
Ece TEMELKURAN
Kadınlara bel altı darbeler
8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü idrak ettiğimiz...
Osman ULAGAY
Mary Teyze'nin borcu Ayşe Teyze'yi etkiler mi?
Güngör Uras ağabeyimiz önemli bir iş yapıyor;...
Güngör URAS
Devlet fidanlıkları müteahhitlerden (şimdilik) kurtuldu
Çevre ve Orman Bakanlığı 2004 yılında, 39 dev...

© 2006 Milliyet