
Galatasaray liseden de kopuk
En son mektepli futbolcu 70'lerde kadroda yer alan ama oynamayan Şükrü (Çançan), en son sürekli forma giyen mektepli 40 yıl önce futbolu bırakan Turgay Şeren. En son mektebe gelen teknik adam Derwall. Bir arkadaşımızı, Taner'i seçmişti. Antrenmanlara başladılar. 3-5 ay sonra bir trafik kazasında kaybettik Taner'i. Büyük kayıptı herkes için. Tanıdığınız bir ismi örnek vereyim. TV8'in Spor Müdürü Göktuğ Sevinçli var ya hani. Seyrettiğim en iyi kanatlardan biriydi. Belki üst düzeyde futbolcu olamazdı, bilemem. Ama Galatasaray Kulübü dönüp bakmadı bile ona da. Öte yandan Beşiktaş şans verdi. Mesele bu. Kulüp yıllardır, on yıllardır dönüp bakmadı mektebe. Elitler grubu yönetiyor
Bu mu liseci zihniyet? Grand Cour'da top koşturan çocuk ileride kulübe başkan olmayı mı düşler sanıyorsunuz! Herkesin Galatasaray'da oynamak ister. Bu hayale en son ulaşan kuşak Galatasaray 40 yaşındayken mektepteydi. Tamam büyük oyuncuları sadece bir okuldan seçmeye çalışmaz kimse. Gerçi Atletico Bilbao'nun yaptığı çok farklı değil ya... Bugün komik olur bu! Ama 60 yılda bir Cihan Haspolatlı da çıkmaz mı be kardeşim bu okuldan. Çıkmadı. Çünkü kimse dönüp bakmadı mektebe...Peki neden biliyor musunuz?
Galatasaray'ı uzun süredir yöneten zihniyet, sanılanın aksine lisenin bir yansıması değil çünkü. Hatta daha da ileri gitmek mümkün. Galatasaray, tribünden olduğundan daha kopuk mektepten. Galatasaray'ı çok uzun süredir bir elitler grubu yönetiyor. Bu ekip en iyimser rakamla 10 kişidir. Fazla değil. Liseyle kulüp arasında bir bağ yok mu peki? Var! Bu zihniyet eş zamanlı olarak mektebi de yönetiyor. Bağ bu!
Bir başka bağ da kulüp üyelerinin büyük çoğunluğunun liseli olması. En haklı eleştiri de buna zaten. Ancak bu eleştirileri yaparken şu da bilinmeli ki, bu durum lisenin kulübü yönettiğini göstermez.
Demokrasi şöyle bir alettir: Sen seçersin! Güzeldir bu yönüyle! Ama ya seçenekler arasında senin seçeceğin yoksa! Sana sunulmamışsa.
Son Galatasaray seçimi bunun çok açık bir örneği. Belki Canaydın bile kendisine oy vermezdi o seçimde. O kadar başarısızdı yani. Ve bunu da biliyordu. Ama öyle bir ekip çıktı ki karşısına. En alaylısı bile, oy hakkı olsa Canaydın'a dönerdi. Yani seçenek yoktu. Peki seçimi bu hale getiren kim? İşte bunu sormalı. Toplasan, çıkarsan, çarpsan, maksimum 10 kişi... Ve bunların liseyle lisecilikle bir işi yok!
Bakın isyan eden arkadaşlar!
Yanlış anlaşılıyor
Galatasaray'ın her seçiminde 2 büyük adayın yanında bir 3., adı çok geçmeyen isim vardır. Her seçimde o adam değişir. Ama genelde hep bir 3. vardır. İşte o adamdır aslında ortalama liselinin yansıması olan. 10 ile 200 arası oy alır. Unutulur gider. Geride demokrasi oyunun acı tadı kalır. Sanıyor musunuz ki sizin her birinizin oyu olsa bu durum değişecek. 3000 bin yıllık oyunda, ancak piyon olabiliriz fazlası değil.Bunları bu sistemi kötülemek için yazmıyorum. Sadece yanlış anlaşılan durumu anlatmak derdim.
Çünkü tabloya bakarsanız, sizin liseci dediğiniz zihniyettir Metin Oktay'ı Galatasaraylı yapan, Derwall'i getiren, Tanju'yu yollayıp Hakan Şükür'de sebat eden. Size kalsa Hakan çoktan silinmişti, 10 yıl önce. Devam edelim. Terim'in arkasında duran, UEFA'yı kazanan, çeyrek final oynayan. Ve önemlisi seni Galatasaray'a aşık eden de bu zihniyettir.
Taş çatlasa 10 kişidir bu elitler ve liseci filan değildirler. Orası küçük bir kulüptür.
Sadece sen değil en liselisi bile yanaşamaz yanlarına.
Ve sonuçta başarılıdır da. İşte içinden çıkılamayan çıkmaz burada.
İktidarı paylaşmak
Liseli olmayanların üyelikte kontenjana takılması kocaman bir yanlış. Hiç tartışmasız. Bunun acilen değişmesi gerekli. Ancak bu olmayacak. Bu zor. Çünkü iktidarı devretmek zor iştir. İnsanın eli gitmez. Ülkeyi yönetenler bakın. Onlar devredebiliyor mu? Hayır gerçekten yönetenlerden bahsediyorum. 1923- 2007 hâlâ zorlanıyorlar. Çok zorlanıyorlar. Kolay değil. İşi tabana bırakmak zor iştir.
Peki tribün iktidarını bölüşüyor mu? 20 yıl önce Milliyet Müzik yarışması öncesinde Taksim'de meydan savaşı yapardık her sene. Genelde Kabataş Erkek Lisesi'yle. Binlerce öğrenci birbirine girerdik. (Tabii o gün internet ve cep telefonu olmadığı için liselerde şiddet dün başladı sanıyor bazıları) Bize o gün destek verenler, pusulara yardım edenler bugün hâlâ tribünde lider. 20 yıldır iktidarı vermiyorlar kimseye. Peki tribünde başka bir taraftar grubu var mı? Allah aşkına söylesenize herkes aynı gruba üye olacaksa, taraftar grubuna ne ihtiyaç var. Galatasaraylıyım dersin olur biter.
Evet liseliler iktidarı bölüşmeli. Hadi gelin buna siz örnek olun. Ali Sami Yen'de başka bir grubun pankartını da görelim önce. İzin verin!
Müşteri - Taraftar
Bu tartışma dil fakirliği kaynaklı. Taraftara müşteri denir mi? Denmez! Ama bugünün taraftarına sadece taraftar da denmez.
Benim formamı babam pazardan aldı. Numarasını da Amerikan bezinden annem kesip dikti: "7 - Tuna". Ben taraftardım. Ama bugün televizyonlu koltukta oturup viskisini içip puro tüttüren ve arabasını stadın altına park eden adama başka bir tanımlama yapmak lazım. Çünkü kulüple ilişkisi başka. Fenerbahçe Stadı'nda 250 bin dolarlık loca var. Ve bu locayı şirketler alıyor.
Peki bunlar müşteri mi?
Hayır! O da olmuyor. Siz hiç "Ali Sami Yen dökülüyor karımla rahat edemiyoruz. Artık Fenerbahçe maçlarına gideceğim" diyen bir insan türü gördünüz mü? Restorana böyle davranırsın ama stada hayır.
Kelime bulamıyoruz
O zaman müşteri de değil. Öyleyse bu başka bir kavram ve buna bir ad koymak gerek. Bakın bir cümle sonra saçmalayacağım. Mesela "Tarafteri". Uzmanlık alanım kelime bulmak değil. Ama bunu yapması gerekenler de, hâlâ a'nın üzerinde şapka olsun mu, olmasın mı tartışması yapıyor. Ya da portakala "altıntop" hostese "uçan memeli" gibi Öz Türkçe adlar bulmak gibi deli saçması işlerle uğraşıyor. Halbuki bak burada açık var. Kelime bulamıyoruz, kavramları karıştırıyoruz.mdemirkol@milliyet.com.tr

