
Hepimiz Vestel Manisa oluruz!
Her şey kurala uygun!.. Hakeme saldırı. Maç iptal...Vestel Manisaspor yangınlarda...
Peki içimize sindi mi?
Hayır. Asla.
Kurallar böyle işte... "Yapma" diye koyarsın; yapılmasından yapandan çok korkarsın. Kuralı işletmek zamanı geldiğinde, yüreğinde bir sızı...
Kurunun yanında yanan yaşların inlemesini duyarsın derinden.
İyi niyetini, parasını, mesaisini futbola yatıran onca insana acırsın.
Futbola medeni bir kurumsallık getirmek niyetindeki kulübün, medeniyetsiz bir davranış sonucunda düştüğü durum ne yaman çelişkidir; şaşarsın.
İsyan edesin gelir kurala.
Ama hakeme saldırı var.
Maç iptal.
Vestel Manisaspor yangınlarda.
Her şey kitaba uygun.
Peki, neden içimizde bir şeyler isyan ediyor Vestel'in kaderine.
Çünkü temel bir hukuk kuralı dürtüklüyor bizi:
Suçun şahsiliği...
Suç yapana aittir hukukta.
Ama futbolda...
Bir adam, iki adam yıkıyor iyi niyetlerle yapılmış koca bir gökdeleni.
Kıyafeti önemli değil... Formalı seyirci, kramponlu futbolcu, kravatlı yönetici...
Bir-iki adam yetiyor.
Bu satırların yazarı, yıllardır tekrarlıyor:
"Gerçek cezayı suçu işleyene, kuralı bozana vermezseniz, sadece şöhret kazanır suçlu".
Sahaya çakı atan ortada yok. Biz sadece "Çakı kapalıydı" diyen yöneticinin dramını izleyebiliyoruz.
Küfür edenler ortada yok; küfürlerin saniyelerini kıyaslıyoruz.
Polise kaldırım taşı atan ortada yok. Biz sadece teröre ağıtlar yakıyoruz.
Vestel'in kalecisi Bülent ile antrenörü Metin Bayındır da kaybolurlar. Geride Manisa harabesi bırakırlar.
Düşünsenize...
Yunanistan maçında bir futbolcumuz sinir krizi geçirip hakeme bir tane çaksa(Tanrı korusun) topyekün Vestel Manisaspor oluruz hepimiz.
Adil mi?
Ama futbolun kuralları böyle.
Yasak olanı yapmayacaksın.
Yasak olanı yapacak adamı sahaya sokmayacaksın.
Yasak olanı yapacak adamı sahaya sokmayacak sorumlular bulacaksın.
Kim bilir; belki tam teşekküllü bir sağlık merkezinden rapor isteyeceksin bonservisle birlikte.
Kayıplar büyük oluyor çünkü.
Vestel Manisaspor az buz iş mi?
Boğaziçi'nde turnuva
"Bizler sporun sadece futbol olmadığını duyurmaya çalışıyoruz" diye başlıyor yazı.
Gönderen Anıl Yıldız... Adres; Boğaziçi Üniversitesi Hentbol Takımı.
Emekliye ayrılan öğrenci işleri dekanı Prof. Metin Balcı'nın adını verdikleri bir turnuva düzenlemişler...
Koç, İstanbul Teknik, Sabancı, Yıldız Teknik ve Boğaziçi Üniversitesi'nin mücadele edeceği turnuvaya ev sahipliği yapacaklarmış.
Benden ricaları, Ters Köşe'de bir cümle ile duyurmammış.
Emir telakki ederim... Ne yazık ki, turnuvanın tarihi 19 Mart'tan önce yetiştiremedim.
Yine de Sevgili Anıl'ın şansında tüm katılanlara tebrikler yollarım.
Sporun amacı vefa, sevgi ve kardeşlik vasıflarına şimdiden sahip bu gençler, insanın yıpranan umutlarını sağaltıyorlar, inanın.
*Beş hafta sürecek turnuvaya ilişkin bilgiler www.bogazicihentbol.com adresinde.
Ben utandım... Siz de utanın!Tüy sıklet boksörün yumrukları hızında ama ağır sıklet okkasında üslubuyla Türkiye'nin gündemi etrafında kelebek gibi uçup arı gibi sokan sayın Yılmaz Özdil'den bir kroşe yedik ki, anlatılır gibi değil.
Ben değil, biz...
Spor medyası.
Bir kere Türk Milli Futbol Takımı'na alınan ilk siyahi futbolcu Aurelio değil, Vahap'mış...
Sayın Özdil, Pazar günkü köşesinde Vahap'ın hayatını yazmış.
Sakın biri çıkıp "ben biliyordum" demesin, iki misli ayıp olur; "neden yazmadın kardeşim" diye sorarlar adama.
Bitmiyor Özdil'in yumrukları...
Milli Takım'a alınan bize göre ikinci, doğrusu üçüncü siyahi futbolcumuz Colin Kazım'ın kim olduğunu ilk kez ondan okuyoruz.
Biz... Yüzlerce futbol yazarı, bir o kadar muhabir, her Allah'ın günü "ne olacak bizim takımın hali" sorusuna yanıt vermek gibi cılkı çıkmış bir temcit pilavını ısıtıp ısıtıp köşelere koyarken, memleketin bunca sorunu arasında sevabına yazıveriyor Özdil, Colin Kazım'ın yedi ceddini.
Ve bize bir tanımlama getiriyor:
"Dünü hatırlamayan, bugünün farkında olmayanlar".
Onun unuttuğu üçüncü bir grup var.
"Yarını" yaşadığını sananlar.
Hani İstanbul'u görmeden direkt Almanya'ya giden ilk nesil işçilerimiz gibi; Türkiye'yi bilmeden Avrupalı olanlar.
Beckham'ın sabah tıraşında ıslıkla hangi parçayı çaldığını bile söyleyebiliyorlar ama gazetecilik nosyonları zayıf olduğu için asıl merak edilenleri ıskalıyorlar internette.
Hepsi Zico'dan bilgili, Gerets'den görgülü, Tigana'dan ehil.
Tevazu mümkün değil.
Sonra da Yılmaz Özdil'den okuyoruz Colin Kazım'ın kim olduğunu.
Oysa sporu falan bırakıp futbol medyası olmuştuk hepimiz. Hatta futbolda bile ihtisaslaşmıştık. Dışarı bakanlar, içeri bakanlar, havaya bakanlar falan diye. İşimiz gücümüz futboldu. En ufak ayrıntıyı kaçırmazdık.
Bir şeyi atladık.
Futbolu biliyoruz da ne kadar gazeteciyiz acaba?
Ben utandım... Siz de utanın.
eguven@milliyet.com.tr

