Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 22 Mart 2007 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kadehinde zehir olsa...

"Zehirlenme ihtimaline karşı yemekleri önce korumanın tatması gerekmez mi?" dedi iç sesim. Meğer dış sesim de ona eşlik etmiş. Tabaklarımıza baktık...

tubakyol@yahoo.com

Geçenlerde Konya'da öğle yemeğinde -basın gezisi, iş yemeği- masada birbirini tanımayanlar tanışıyordu:
"Siz hangi gazetedensiniz?", "Organizasyondansınız öyle mi?"... Her zamanki şeyler işte. Sonra gazeteciler, tanımadıkları gazetecilerle ortak gazeteci tanıdık araştırırlar. "Bilmem kimi tanıyor musunuz? Biz onunla bilmem nerede birlikte çalışmıştık."
Ve sonra organizasyonla ilgili cevabı ya bilinen ya da pek merak edilmeyen sorular sorulur. Tüm bu mevzuların arasında düzenli aralıklarla yemeklerin lezzeti övülür.
Fakat bu kez masadaki kadınlardan biri ben kadın cinsine topyekun "kadın" demenin doğru olduğuna inananlardanım fakat yanlış anlaşıldığının da farkındayım. Kadın dediğime bakmayın yani, genç bir kız- masadaki başka bir kadını -Türkan Saylan- gösterip kendini tanıttı: "Korumasıyım."
Şişşt, iç sesim; bi'şişşt
Hey, değişik bir şey var masada. Organizasyonun maksadını gayet iyi anladık ve evet, bilmem kimi de tanıyorum ve yemekler de çok lezzetli... Şimdi biraz korumayla konuşsak:
  • Nasıl koruma olunur?
  • Yakın dövüşleri biliyor mu?
  • Hiç birini dövdü mü?
  • Silahı var mı?
  • Hiç birine ateş etti mi?
    Bu esnada iç sesim aralıksız tekrar ediyordu: "Onun için ölür mü?"
    Şişşt, iç sesim; bi'şişşt. Gayet neşeli bir öğle yemeğinde, ana yemekle tatlı arasında, masada bulunan birinin öldürülme ihtimalinden, bir başkasının onu korumak için "yerine ölme" ihtimalinden bahsetmek, çok da iyi bir fikir değil.
    "Yemekler çok lezzetli" dedi biri, sanki iç sesimi duymuş da bastırmak ister gibi. Ya da "düzenli aralık" geçmiş, yemeği övme vakti gelmişti...
  • Korumalar bir araya geldiklerinde korudukları kişilerin dedikodusunu yaparlar mı?
  • Korumalar arasında, diyelim Can Dündar ya da Ahmet Hakan ya da Fehmi Koru için mücadele ediliyor mu? "Ben İpek Çalışlar'ın kitabını okudum, çok beğendim. Bana ne, onu ben koruyacağım" denebiliyor mu?
  • Daha az "mesai" gerektirdiğinden, hep evde oturan birini korumak mı tercih edilir? Mesela yeni çocuk doğurduğu için evinden herhalde pek çıkmayan Elif Şafak'ı korumak için mi yarışır korumalar, yoksa daha sık seyahat eden Türkan Saylan'la il il gezmek mi isterler?
    Biri tuvalete gitmek için kalktı.
  • Tuvalete de birlikte giriyorlar mı?
    Başka biri "Yemekler çok lezzetli" dedi.
    "Zehirlenme ihtimaline karşı yemekleri önce korumanın tatması gerekmez mi?" dedi iç sesim. Meğer dış sesim de ona eşlik etmiş. Neyse ki korumaya ve korunana ulaşacak kadar yüksek sesle değil, mırıl mırıl. Yine de duyanlar, tabaklara baktılar. "Yok artık, ne zehirlemesi" diye güldü biri.
    Benimki havada bir espri gibiydi. Nereden aklımıza gelirdi; birkaç gün sonra Apo'nun zehirlendiği iddiaları patlasın, bir emekli oramiralin günlüğünde -sonradan oramiral günlüğün kendisine ait olmadığını açıkladı- bir orgeneralin Büyükanıt'ı zehirlemeyi planladığı yazsın, Doğan Güreş bir TV programında yıllar önce onu zehirlemeye kalkıştıklarını anlatsın...
    O kadar da "yok artık"lık bir şey söylememişim.
    Fakat bu esnada başka biri daha manalı bir noktaya temas etti: "Yemekler aynı servis tabağında geliyor, oradan dağıtılıyor. Zehirli olsa, kime denk geleceği belli değil."
    Tabaklarımıza baktık yeniden.
    * * *
    Konuyu değiştirsem iyi olacaktı. Hem vakti de gelmişti ve benim sıramdı:
    "Yemekler ne kadar lezzetli, değil mi?"

    Korumayı kim kollayacak?

    Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından birçok gazeteci ve yazara koruma verildi.
    Ki bir ülkede gazetecilerin, yazarların korunmak zorunda olması tuhaf değil mi? Tuhaf.
    Şu da tuhaf: Gazeteciler ve yazarlar korumayla dolaşmaya alışık kimseler değiller. Bu yüzden çoğu korumayla nasıl bir ilişki kuracağını bilemiyordur herhalde. Üstelik de çoğu, bilirsiniz, eşitlikten falan yanadırlar -en azından öyle yazıyorlar.
    Peki diyelim bir arkadaşla sinemaya gidilecek. Korumaya da hangi filmi görmek istediği ya da en azından gidilmekte olan filmi daha önce izleyip izlemediği sorulacak mı?
    Koruma sinemada nereye oturacak? Koruduğu kişiyi göreceği bir mesafede mi, yoksa iki arkadaşın arasında mı?
    Patlamış mısır yenilecek.
    Korumaya da alınacak mı, yoksa otlansın diye arada bir uzatılacak mı?
    Sinemadan sonra yemeğe gidilecek.
    Yemeği kim ödeyecek? Korunan mı? Amma masraflı. Korumalar gurur yapıp arada sırada bir şeyler ısmarlamaya kalkıyorlar mı? "Aaa lütfen ama hep sen, hep sen, olmaz ki!"
    Yemek peki beraber mi yenecek, aynı masada?
    Ya arkadaş "Ulan iki dak'ka yalnız kalamadık" diye arıza çıkarırsa...
    Ben küçük bir araştırma yaptım.
    Şimdi bu korumalı gazeteciler, yazarlar falan zaten genellikle yine korumalı gazeteci ve yazarlarla arkadaşlık ediyorlarmış. Bir nevi 301 kardeşliği.
    Yemeğe mi gidildi? Korunanlar bir masaya; zaten okuldan birbirini tanıyan ya da koruduğu kişinin yakın arkadaşlarının yakın korumalarıyla gel zaman git zaman tanışıp kaynaşan korumalar diğer masaya...

    Perde olamadı balyozlu gölge

    Meşhurlara ve politikacılara has bir şeydi sanki korumalar.
    Has bir ne? Gölge.
    Özellikle politikacıları, tehlikelerden de koruyorlardı tabii -düşmekten?- ama sanki daha çok "sevgi dolu / sitem dolu" kalabalıklardan ve gazetecilerden korumak için varlardı.
    Haberlerde söylediler geçen gün, Tayyip Erdoğan, "balyozlu koruması"ndan vazgeçmiş galiba. Hani arabada kilitli kaldığında balyozla camı kıran korumasından...
    Vay sen beni nasıl arabada kilitli bırakırsın diye değil.
    Gazetecileri yeterince uzaklaştıramıyormuş, gazetecilerle Erdoğan arasında "perde" olamıyormuş "gölge"; o yüzden.

    Şimdi git, kapkaçla savaş...

    Emniyet bu koruma hadisesini ihale yoluyla özel sektöre devretmeye hazırlanıyormuş. Terörle Mücadele Yasası kapsamında yakın korumaya alınan 1400 kişinin özel güvenlik personeli tarafından korunması için çalışma başlatılmış. Şimdiki polis-korumalardan da kapkaç ve gasp gibi asayiş olaylarıyla mücadelede yararlanılacakmış. İşleri kolaydı diyemem ama sinemaydı, yemekti gezerken, arkadaşlarla sosyalleşirken, şimdi git, kapkaçla savaş...

    manik depresif köşe

    Birkaç gün önce Leonardo DiCaprio'nun iki koruması gazetecilere saldırdıkları için tutuklandı. Yine birkaç gün önce Mariya Miloşeviç babasının mezarına koruma tuttu.
    İsrail-Türkiye koruma savaşları var sonra... Maç mı yoksa? İki yıl önce İsrailli korumalar bizimkileri dışlamışmış, yumruklaşılmıştı. İki yıl sonra rövanşı Ankara'da Türk korumalar aldı. Bir sonraki karşılaşma ne zaman, hangi ülkede?
    Koruması tarafından öldürülenler, korumasıyla evlenenler, korumasından çocuk yapanlar... Mevzu geniş. Yer bu kadar.
    Depresyondayım.


    CUMARTESİ
    "Parlayan bir şey giymem şart"
    "Bundan sonra Lady Macbeth'i oynayacağım"
    Çarliston yılları geri geldi
    Asi gençliğin "Üçüncü Göz"ü
    Modayı takip eden en moda bebekler
    ne var, ne yok
    Jennifer Lopez terapist yerine ona gidiyor
    En moda En yeni
    Yüzde 50 kız!





  • Melis Alphan
    Ali Rıza Kardüz
    Menderes Özel
    Cemal Saydam
    Tuba Akyol
    İlhan Uçkan
    Süha Umar

    © 2006 Milliyet