|
 |
|
|
Üç basamak mı atlayalım 17 basamak mı?
Çeşitleme / Selim Türsen
Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu çok sayıda ülkede 80 bin çalışanıyla Price Water House (PWC) dünyanın en büyük denetim ve danışmanlık şirketlerinden birisi. Geniş veri toplama ağlarına sahip PWC zaman zaman dünya ve ülke ekonomilerine ışık tutacak önemli araştırmalar yayınlar. Bunun sonuncusu geçen hafta yayımlandı. Ekonomik açıdan dünyanın en büyük şehirleri ve bu şehirlerin 2020 yılında ne durumda olacağını inceleyen araştırma basında geniş yer buldu. Basının ilgisi doğal olarak İstanbul’a yoğunlaşsa da araştırmada İzmir ve geleceği için önemli öngörüler vardı.
Araştırma, ekonomik büyüklük açısından 117’nci sırada bulunan İzmir’in dünyanın en büyük 100 şehri arasına girme şansını az bir farkla kaçırdığını gösteriyor.
Tahminler, 2020 yılına kadar İzmir’in yılda ortalama yüzde 4.9 büyüyerek ve sadece üç basamak atlayarak 114’üncü sıraya yerleşeceği yönünde. Kentin ekonomik büyüklüğü ise 2020 yılında, satın alma gücü paritesine göre, daha açık bir deyişle kayıt içi ve kayıt dışı tüm ekonomik verilerin katılacağı bir hesapla 62 milyar doları bulacak.
Araştırmaya göre, yine de 2020 yılında İzmir’in dünyanın en zengin ilk 100 şehri arasına girmesi mümkün. Ancak önümüzdeki 13 yılda 17 basamak birden yükselebilmek için yıllık ortalama büyüme hızının yüzde 5.9 olması gerek.
Ben, yılda yüzde 4.9 yerine yüzde 5.9 ortalama büyüme hızını yakalamanın İzmir için mümkün olacağını düşünüyorum.
Hele, EXPO 2015 gibi dev projelerin ev sahipliği üstlenilebilirse bu hedefi tutturmak işten bile olmaz.
Ama bunu başarabilmenin en önemli şartı didişme yerine sinerji yaratmaktan geçiyor.
* * *
Alın size İnciraltı. EXPO 2015’in İnciraltı’nda yapılması düşüncesi gündeme geldiği anda neyin ne olduğu bilinmeden ortalık ayağa kalktı. İzmir’in geleceğini şekillendirecek nazım imar planı oylanarak kabul edildi ama sonrası meçhul. Yılbaşında askıya çıkıp itirazlar alınacak deniyordu. Mart sonu geldi, hala bir haber yok. Kim bilir hangi kurulda takılıp kaldı.
İzmir, gelecek 10-15 yılda dünya liginde sallana sallana sadece üç basamak çıkmaya razıysa sorun yok. Tabii bu tercihin, 2020 yılında başkaları alıp başını giderken, İzmir’in hala bugünkü durumunu korumaya çalışan bir kent olma anlamına geleceğini unutmamak gerek. Dahası, gelecek göçler ve artan nüfusla çok daha büyük sorunların kapıya dayanacağını düşünüp şöyle bir yutkunmak gerek.
* * *
Milliyet’in yaptırdığı araştırma gelecek 20 yılda 15 milyon kişinin daha göç edeceğini gösteriyor. Bu göçten mutlaka İzmir de payını alacaktır. Şehir geleceğe bu gerçekler göz önüne alınarak hazırlanmak zorunda.
İzmir’i üç basamak yerine 17 basamak yukarı taşıyarak dünyanın en güçlü 100 şehrinden biri yapmak İzmirlilerin ve İzmir’i yönetenlerin elinde. Ama önce mevcut potansiyeli değerlendirip sinerji yaratmak ve hızlanmak gerek
Unutmayalım, günümüz ''bbüyük balık, küçük balığı yutar değil, hızlı balık yavaş balığı yer'' devri.
17.30 vapuru kaçınca
Yer, Bostanlı şehir hatları vapur iskelesi. Tarih 19 Mart Pazartesi. Saat 17.25. Alsancak-Pasaport seferini yapacak vapurun kalkmasına beş dakika var. Yolcular adımlarını hızlandırmış gişelere gidiyor. Ama birden alışılmadık bir şey oluyor. Gelen yolcuların içeriye geçmesine izin verilmiyor. Gerekçe, ''içeride televizyon ya da film çekimi var'' gibi bir şey. Gerçekten de bir gelin, damat ve de halay ekibi eşliğinde içeride bir çekim yapılıyor.
Kapıda kalan yolcular, ''Vapur bekleyecek mi?'' diye sorduklarında ''Evet'' cevabını alırlar. Ama çekim bitip sonunda içeri geçtiklerinde arkasında köpükler bırakarak uzaklaşan vapura şaşkın şaşkın bakıp kalırlar.
Yolculardan bazıları kaderine razı gelmez. İşletme Müdürlüğü’nden hesap sorar. İçlerinden bir hanım, ''Bu vapuru yakalamak için taksi tutup geldim. Çocuğumu kreşten alacaktım'' diye dövünür. Ama yetkili bıkkın bir şekilde, ''İzinli çekim. Sabahtan beri hep aynı şikayetler. Ne yapayım, özel vapur mu kaldırayım. Gidin şikayet dilekçesi verin'' der.
Böyle bir olaya her türlü yorum yapılabilir. Ama bence en önemlisi insana saygı. Faşist yönetimlerin mantığıyla insana değer vermeyen, ''ben yaptım, oldu'' mantığıyla kamunun gücünü toplumun üzerinde gören, oturdukları koltukların insanlara emir vermek için değil, hizmet etmek için var olduğunu unutan kafalar, hala 50 yıl önceki Türkiye’de yaşadıklarını sanıyorlarsa başları dertte demektir.
Kimileri ‘korku’ satar
Zili çalan ofisinin kapısını açtığında büyük harflerle ‘MALİYE’, sonra da sesini alçaltıp kelimeleri adeta yutarak ‘Haber’den geliyoruz diyen biri bayan iki kişiyle karşılaşmış avukat arkadaşım.
Bayan, elindeki iri puntolarla ‘Maliye’, küçücük puntolarla da ‘Haber’ yazan tabloit bir gazeteyi uzatmış.
Gazetenin birinci sayfası kocaman kocaman, ''avukat, doktor ve mühendislere vergi incelemesi başlıyor'' , ''matrahını az gösteren mükellef mercek altına alınıyor'' gibi Maliye ile başının derde girmesini istemeyenlerin gözünü korkutan başlıklarla dolu imiş.
''İhtiyacım yok, bu işlere muhasebecimiz bakıyor'' demesine rağmen bayan ısrarla; ''Alın inceleyin, sizin de bilmeniz gerekir'' diye diretmiş. ''O zaman kalsın, sonra bakarım'' dediği anda da hemen önüne 5 YTL tutarında küçüçük bir fiş uzatılmış. Zamanı dar olan arkadaşım, ''40 sayfa gazete 30 kuruş, kaliteli pırıl pırıl kağıtlara basılı dergiler 3 YTL, ne olduğu belli olmayan gazete 5 YTL olur mu?'' diye söylenerek parayı verip göndermiş ziyaretçileri.
Sonra boş bir anında gazeteyi incelemiş. Vergiyle ilgili oradan, buradan çeşitli haberler toparlanmış. Bir ilkokul çocuğunun bile yapmayacağı şekilde yarıdan başlayan cümlelerle en ufak bir editoryal bir işleme tabi tutulmadan ''haber'' diye basılıp gazete görüntüsünde bir şey çıkarılmış.
Malum vergi ayı. Anlaşılan ''Maliye'' demenin bile iyi kazandıracağını düşünen birileri, ''Nasıl olsa herkesin bir açığı vardır, korkar alır'' diyerek tahsilata çıkmış. Ne diyelim, ekmek dünyası. Kimileri ekmeğini taştan çıkarır. Kimileri de ''korku'' satmaktan...
Nasıl olsa ortada yasal olmayan bir durum yok!
stursen@milliyet.com.tr
|
|
|

|