|
 |
|
|
MÜZİK
İstanbul zencileri koalisyonu
Ali Ece ve Asaf Zeki Yüksel'in aldığı kayıt stüdyosu Frekans, yetenekli ama kayıt yapma olanağına sahip olmayan, toplumun kenarındaki fikirlerle dolu müzisyenleri bir çatı altında topluyor
MURAT BEŞER
İki kıdemli Kadıköy delisi; Ali Ece ve Asaf Zeki Yüksel. Işıldaklı müzik dünyasına karşı duran kaderlerini, Ece Ayhan'ın hayali orkestrasından aldıkları esinle Dinar Bandosu adını verdikleri toplulukta birleştirmiş iki insan.
Müzik uğraşısının aslen müzik dışı bir şey olduğunu fark ettikleri gün, yetenekli ama kayıt yapma olanağına sahip bulunmayan, toplumun kenarındaki fikirlerle donanmış kendi gibi müzisyenleri bir çatı altında toplamaya karar veriyorlar.
Bir yeraltı kıraathanesi
Müziğin karşılığı alınamayan dik yokuşlu ülkesine bodoslama dalan iki hülyalı müzisyen, Kadıköy Moda'da pop cazcılara hizmet veren Frekans adlı kayıt stüdyosunu alıyorlar. Asaf'ın resim çalışmalarından, Ali'nin editörlük ve gazetecilikten damlaya damlaya su birikintisi haline gelen para stüdyoyu biteviye değiştirmeye olanak vermeyince, düşüncelerine en uygun tasarımla komünal bir mekan haline getiriveriyorlar Frekans'ı.
Derken İstanbul'un hangi karanlık, bardakları kirli barına girseler, gözleri gençlere detektör kesiliyor; çamurdaki pırlantayı bulmaya çalışıyor iki kafadar.
Kısa sürede muhiti kalabalıklaşıyor Frekans'ın. Yeraltı camiasının kitabı en bol kıraathanesi, adeta bir müzisyen doğumhanesi oluyor. Başlangıçta para kazanmıyor ama açlığı göze alarak eldekini avuçtakini alet edevata yatırıyorlar.
Stüdyoyu bir ev, bir kütüphane, Foucault tipi deliliğin ilim irfan yuvası haline getirmiş bu uslanmaz herifler, çalgı sanatkarlığından öte, Marc Ribot misali bir reddiyeciliğin erdemini öğütlüyorlar. Ağabeyler kardeşlere omuz veriyor bu komünde; Murat Ertel Dinar Bandosu'na, Ali Düş Macunu'na, Asaf herkese çalıyor.
DDR, Ars Longa, HİS, Sessiz Sinema, Medialuna, Mai, Rumble Fish, Kırık Çizgi, Cin Düğünü, Grangulez, Fungu gibi genç toplulukların organik ilişkileri, hepsinin yüzünü aynı kıbleye çeviriyor; yardımlaşmanın boyutunu Everest'e çıkarıyor.
Eski seslere itibar eden müzisyenler, lambalı amfilerle kayıt yapmayı her zaman görüşlerine münasip bir tavır olarak görüyor. Üzerinde kedilerin uyuduğu, köpeklerin gezdiği için çalışmayan tuşlarıyla demode bir Doğu Alman ses modülünü ya da köhne bir Rus klavyesini görebileceğiniz tek yer burası.
Müziğin Pascal Nouma'ları
Sürekli birbirlerine eleman, şarkı ve teknik destek veren topluluklar, fikir teatisi ve beyin jimnastiği mesaisinden de geri kalmıyorlar. Kitap ve film takası, hatta bilimsel, felsefi ve politik görüş paylaşım müfredatı uygulanıyor.
Profesyonelliğin bilgisi ve emeği az, medyası bol bir süpermarkete dönüştüğü zamanlarda, rock adı altında pazarlanmaya çalışılan ne idüğü belirsiz bir alaturkacılığa panzehir umudu taşıyan bu oluşum, piyasayla uzlaşan ucuz bir başarıyı değil, uzun vadede bir kültür mirasını hedefliyor.
Bu deneysel müzik dalgasının, güneşe yolculuk yapmaya hazırlanan Pascal Nouma'ları yeni bir Türk indie'si yaratıyor. İstanbullu üçüncü kuşak genç toplulukları bir çatı altında toplayan, çiklet popuna karşı duran bir analog ve lo-fi partizanları, cüzdanı boş, hayalleri karun sanatsal tasarımlar yapmak uğruna bir ağızdan bağırıyor: "Biz hepimiz zenciyiz."
Perdedeki ses hayaleti
Sonunda hak yerini buldu ve film müziğinin 78 yaşındaki yaşayan efsanesi Ennio Morricone bir Oscar heykelciğinin sahibi oldu.
Adının okunuşu bile bir senfoni hazzı veren bu büyük usta, sanatını bir kültür, coğrafya ve yönetmen ile sınırlandıran film müzikçilerinin tersine, tüm dünyaya ayak basan bir müzisyen.
Pop, rock, caz ve klasik müziğin yıldızları, geçtiğimiz günlerde 400'ün üzerinde film ya da dizi müziğine imza atan bu mübarek adama bir saygı albümü hediye ettiler: "We All Love Ennio Morricone". Morricone'nin eserlerinin Celine Dion, Quincy Jones, Andrea Bocelli, Metallica gibi çeşidi zengin kiracılarının yorumları, mal sahibinin zeka ve cazibesini iyi anlatıyor.
Napolyon'un üçte ikisi
Cartel zamanında bir efsaneydi. Bölünerek çoğalan üyeleri, dağılan topluluğun adını solo albümlerle sürekli sıcak tuttu. Şimdi Capman Hakan olarak tanınan Hakan Kırkpınar yeni albümü "Para Para" ile ocağın altına odun sürüyor.
Cartel'in yerli hip-hop dünyasının tepesinde gezindiği günlerde Alman şarkıcı Peter Maffay ile "Begegnungen" adlı bir albüm kaydeden Capman, kendi çalışmasında pop, R&B, dans temelli; orta tempolu şarkılar üretmiş.
14 şarkılık "Para Para"nın içi, dayanağı belirsiz "eleştiriler", amacı muğlak "misyon"larla dolu. Ciddi bir monotonluk var bu albümde. Tuzsuz yemek, alkolsüz içki yavanlığındaki şarkılarda hep aynı hikayeyi anlatıyor; aynı şarkıyı söylüyor Capman.
Ses bukalemununun çağrısı
Annesinin kendisine koyduğu adıyla Josh Davis, bizim tanıdığımız namıyla DJ Shadow, ilk albümü "Endtroducing" ile fethetmedik gönül bırakmamıştı.
Dördüncü albümü "The Outsider"da başa dönüyor Shadow ve tekniğin yanında yeniden müzikal meziyetlerini sergiliyor.
Shadow parçalarını, gansta rap'in yıkıcı ve politik malzemelerinden indie rock'ın karanlık dünyasına uzanan geniş bir renk paletiyle boyamış. İçlerinden konukların gelip geçtiği şarkıların hayra alamet bir huysuzluğu var.
Sözleşmesi gerçek bir ses bukalemunu tarafından seslerin dünyasında imzalanmış, önyargılarından uzaklaştırılmış bir siyah-beyaz dostluğu. Eklektik, çok renkli bir albüm.
|
|
|

|