Olli Rehn Milliyet'in sorularını cevaplandırdı
2'nci başlık 29 Mart'ta
AB ile müzakerelerde 'İşletmeler ve Sanayi Politikası' başlığının 29 Mart'ta açılacağını, bunu üç başlığın daha izleyeceğini bildiren Rehn, 'Türkiye'nin katılım süreci hayatta ve ilerliyor' dedi
Güven Özalp - Brüksel
Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerini rayda tutmaya çalışan isimlerin başında gelen Komisyon'un Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn Milliyet'e verdiği özel demeçte, 8 başlığın askıda olmasına karşın müzakerelerde belirgin bir ilerleme sağlanacağı görüşünde olduğunu söyleyerek iyimser bir tablo çizdi. Açılan ve kapanan ilk başlık olan "Bilim/Araştırma"nın ardından "İşletmeler ve Sanayi Politikası başlığının da 29 Mart'ta açılacağına güveninin tam olduğunu" belirten Rehn, Milliyet'in sorularını şöyle cevaplandırdı:
Müzakereler konusunda Türk tarafında oldukça iyimser bir havadan bahsedebiliriz. Bu ayın sonuna kadar bir, haziran sonunda da üç başlık daha açma beklentisi hâkim. Bu hedef, beklentinin ötesine geçip somut bir boyut kazanabilecek mi?
Rehn: Kesinlikle somut bir boyut kazanacak. 29 Mart'ta İşletmeler ve Sanayi Politikası başlığını açacağız. Tabii bu AB Dönem Başkanlığı'nın ve üye ülkelerin elinde ama benim bunun gerçekleşeceğine yönelik güvenim tam. Haziran sonuna dek üç başlık daha açabileceğimizi düşünüyorum, bu da açılan başlık sayısını beşe yükseltecek. Türkiye'nin katılım süreci hayatta ve ilerliyor.
Ancak bazı ülkelerin tutumu ortada. Bazı başlıklar açılma aşamasına gelse bile sorun çıkıyor...
Şimdi şeytanı anmanın ve çıkabilecek sorunları düşünmenin bir yararı olduğuna inanmıyorum. Süreçte her başlığı kendi çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Bazı başlıklar teknik sorunlar yaşanmadan kolaylıkla açılabilecek, bazıları ise daha zorlu olacak.
Ankara önümüzdeki yedi yıl için, teknik boyutu ağır basan, yeni bir strateji belirledi. Sürecin siyasi boyutunun bulunduğu ve AB tarafında yeterli siyasi irade olmadığı da düşünülürse, Türkiye'nin önünü net göremediği bir ortamda kendini bu tür bir planla bağlaması gerçekçi mi?
En iyi tanıdığım üye ülke olan Finlandiya'da "İyi planlanmış bir işin yarısı bitmiştir" diye bir söz vardır. Belki bu biraz abartılı oldu, ama ben yine de Türkiye'nin, yasal düzenlemeler ve uygulamalar konusunda net bir planlama içine girmesini çok olumlu ve yararlı buluyorum. Pudingin tadına ancak yediğinizde varırsınız. Biz de bu planın gerçekte nasıl uygulandığını görmeliyiz.
Türkiye'nin iki de tarih hedefi var: 2011'de müktesebata uyumu tamamlayıp 2014'te üyeliğe hazır olmak. Siz ise tarih verme fikrine sıcak bakmıyorsunuz.
Genişleme stratejimiz gayet açık. Müzakerelerin son aşamasına gelmeden aday ülkelere üyelik tarihi vermiyoruz. Bu geçmişten aldığımız bir ders. Her şeyden önce ülkenin ciddi ilerleme kaydedip somut sonuçlar aldığını görmemiz gerekiyor.
Üyelik 2033'te mi?
Yazdığınız makalelerden birinde dikkat çeken bir tarihten bahsettiniz: 2033. Türkiye için aklınızdaki tarih bu olmasın?Türkiye'nin AB'ye katılan son ülke olacağını mı düşünüyorsunuz?
Bunun cevabı bende değil sizde...
Bahsettiğiniz makale bir düşünce çalışmasıydı. Türkiye'nin katılım tarihiyle ilgili hiçbir ipucu yoktu. Türkiye, kriterleri yerine getirdiğinde üye olabilir.
Denizaltı demeyelim trende kalalım
Geçen yıl yaptığınız açıklamalar genelde tren kazası odaklıydı. Son gelişmeler ve Türkiye'nin benimsediği son taktik ise denizaltı stratejisine benziyor. Derinden ve sessizce ilerleyip gerektiğinde su yüzüne çıkmak...
Önümüzde açık bir yol haritası var ve bu su yüzünde. Denizaltı demeyelim, trende kalalım. İlişkiler rayında olan bir trene benziyor. Ancak önümüzde bazı yol çalışmaları var. Yoldaki bu engeller, ki bunlar Ek Protokol'ün uygulanmaması ve reform sürecindeki yavaşlama, kalkınca tren de hızlanacak. Ancak bu büyük ölçüde Türkiye'nin elinde.
'Finliği aşağılamak'la suçlanabilirdim
Ankara seçimlere hazırlanıyor, AB de seçimlere kadar Türkiye'nin üzerine gelmeyeceği izlenimi veriyor. Bu süreçte reform baskısnı sürdürecek misiniz?
İfade özürlüğü ve 301. madde gibi konularda gerekenler daha önce yapılsaydı daha az sorun yaşardık. Reform yapıldığında bunun doğru biçimde ve dikkatlice yapılması önemli. Bu, ulusal ve siyasi açıdan hassas konuların tartışılabilmesi açısından da önemli. Ben sık sık kendi ülkemi ve vatandaşlarımı eleştiriyorum. İfade özgürlüğü garanti altında olmasaydı bu eleştiriler nedeniyle "Finliği aşağılamakla" suçlanabilirdim. Amacımız, ifade özgürlüğünün her aday ülkede tam olarak uygulanması. Zaten bu olmadan aday ülke üye olamaz.
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

