
Meral TAMER
Bağımsız kadın adaylar için internetten kampanya
Seyfettin Gürsel ve Ahmet İnsel'in önerisinden yola çıkarak, Yayın Danışmanımız Nurcan Akad'la birlikte geliştirdiğimiz bağımsız kadın adayların desteklenmesi çağrımıza, okurlarımız derhal sahip çıktı.
Hepsi liderlerin sultasına dayalı Siyasi Partiler Yasası'nın ve seçim sisteminin delinebilmesi için katkıda bulunmaya hazır. Ancak bağımsızların geçmiş seçimlerdeki başarısızlığından hareketle "Ah keşke, ama olmaz ki" diyenler de var.
Her zaman bardağın dolu kısmını görmeyi adet edinmiş bendeniz, Türkiye halkının % 22'sinin internet kullandığı bir seçimin kampanyasının da, sonucunun da öncekilerden farklı olabileceği umudundayım.
İnternetin bizlere sağladığı yeni olanakları gözardı edemeyiz. Örneğin İngiliz halkı geçtiğimiz aylarda bu olanaktan yararlanarak devleti, hükümeti, yerel yönetimleri, büyük şirketleri zor duruma düşürebilecek bir güce sahip olduğunu kanıtladı. Fransa'da ilk kadın başkan adayı Segolene Royal, internet üzerinden yürüttüğü çalışma sayesinde Sosyalist Parti'nin başkan adayı olmayı başardı.
Sadece büyük illerde
Gürsel ve İnsel'in hesaplamalarına göre bağımsız aday çalışmasına, 7'den fazla milletvekili çıkaran büyük kentlerden başlanması uygun. Zaten oy verecek parti bulamayanların da, internet erişimi olanların da çoğunluğu büyük kentlerde değil mi?
Bilgisayar mühendisi okurum Aydın Karaman'ın işaret ettiği gibi "sessiz çoğunluk" olarak gücümüzü göstermenin zamanı geldi:
"Bugünkü yazınız beni heyecanlandırdı. Ben ve benim gibi birçok arkadaşım, hani sessiz çoğunluk diyorlar ya, işte ondanız galiba. Barajı geçemeyen partilere oy vermekten bıktım. AKP'yi hiç de AK görmüyorum. CHP, oy vermeyeceklerimin piri. CHP'ye oy vermekle AKP oy vermek arasında çok da bir fark görmüyorum.
Sessiz çoğunluk şöyle tanımlanabilir mi? Kime oy VERMEYECEĞİNİ KESİN olarak bilen çok sayıdaki insanların oluşturduğu topluluk. Lütfen Meral Hanım, benim gibi insanlara bir çıkış kapısı olabilecek bu projeyi elimizden geldiğince yayalım. Her türlü yardıma hazırım."
Önce ÖDP, sonra CHP
İstanbul'dan yazan Nuvara Uslu ise kızım gibi hevesle oy verip, sonra hüsrana uğrayanlardan:
"Henüz yaşım 28, şimdiye kadar verdiğim oy sayısı 2. İlki ÖDP'ye, ikincisi CHP'ye... ÖDP'ye oy verirken öyle bir heyecan içindeydim ki, gerçekten bir şeylerin değişebileceğine dair inancım büyüktü, ama o zaman ben küçüktüm. Seçimlerden sonra kendimi kalbi kırık hissediyordum, sadece "Olmadı" diye. Serdar Turgut o donem ÖDP'ye oy verenler için "Hepimizi Manhattan'daki bir gökdelene kolayca sığdırabilirler" diye yazmıştı.
Sonra büyüdüm biraz; üniversite falan bitti. Derken 2. seçim geldi ve ben "Bu kez ülkem için daha faydalı oy kullanmalıyım" paniğine kapılarak CHP'ye oy verdim. Ancak sonuçtan duyduğum üzüntüye bir de pişmanlık eklendi. Kullanılmış hissettim kendimi.
Şimdi 3. seçim yaklaşırken ruh halim giderek kararıyor. Ben kime oy vereceğim diye telaş ederken yazınızı okudum. Bağımsız bir kadın adaya seve seve oyumu veririm; hatta elimden geliyorsa fazlasını da yapmaya hazırım."
mtamer@milliyet.com.tr

