
Bu mudur özerklik anlayışınız?
Geçenlerde Güreş Federasyonu genel kurulu yapıldı.Osman Aşkın Bak, 168 delegeden 112'sinin oyunu alarak güreşin yeni patronu seçildi.
Bir başka deyişle, 2008 Pekin Olimpiyatında çok şey beklediğimiz güreşte direksiyona geçti.
Ancak dikkat çekmek istediğim konu, Bak'ın listesindeki iki isim.
Hani Devlet Bakanı ve Genel Müdür vekilinin yıllardır ağızlarından düşürmedikleri özerklik söylemleri var ya...
Bu defa o söylemlere açıkça ters düşen, özerkliği zedeleyen bir uygulama yapıldı.
Bak'ın listesinde ilk sırada kim yer aldı, biliyor musunuz?
Mehmet Kocatepe.
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Personel Daire Başkanı.
Federasyon seçimlerinde Genel müdürlük üst düzey yöneticilerinin delegelere baskı uyguladığı söylentileri ayyuka çıkmış, özellikle Kocatepe'nin her defasında seçimleri bizzat yönlendirdiği iddiaları tavan yapmışken...
Spor yönetiminden bir Daire başkanının, Güreş Federasyonu'na asbaşkan olması ne kadar etiktir, siz karar verin.
Osman Bak'ın listesi en yakın rakibine 65 oy fark atarken, insanlar Kocatepe'nin etkisi olmadığını düşünemeyecek kadar saf mıdır?
Hani nerede kaldı özerklik ve delegenin özgür iradesi?
Takıldığım ikinci kişi Denetleme Kurulu üyeliğine seçildi.
Haluk Çetin.
Genel Müdürlük Teftiş Kurulu Başkanı.
Sevgili Haluk Çetin de kızmasın.
Denetleme Kurulu bir federasyonun en önemli organıdır.
Türk sporunun "Denetim mekanizmasının" başındaki insanın, herhangi bir federasyonun denetleme kurulunda da yer alması doğru tercih midir?
Hem hakim, hem savcı olamayacağı ortada iken...
Güreş Federasyonu ile ilgili bir soruşturma gündeme gelse, Çetin nasıl bir sıkıntı yaşayacaktır, hiç düşünmüş müdür?
Peki, teşkilat personeli federasyon başkanlığına adaylığını koyarken, "istifa etme" koşulunu göze alıyor da, yönetime girenler neden bu uygulamanın dışında kalıyor?
Bu çifte standart değil midir?
Soruların yanıtları hepimiz tarafından biliniyor.
Bence Kocatepe, bu seçimde de görevini başarıyla tamamlamıştır!
Federasyonunun icraatine ilk günden gölge düşsün istenmiyorsa, herkes gecikmeksizin asli görevinin başına dönmelidir!
Deda, Şaş'a teşekkür etmeliGaziantepspor maçından sonra Hasan Şaş'ın hakem Cem Deda ile ilgili sözlerine MHK ve hakem derneği yöneticilerinin tepki vermemesini eleştirmiştik.
Aynı gün Mustafa Çulcu aradı.
Kritik bir dönemden geçtiklerini ve herhangi bir polemiğe yol açmak istemediklerini söyledi.
Deda'nın arkasında durduklarını göstermek için de genç hakeme aynı hafta bir görev daha verdiklerini anımsattı.
Aradan bir ayı aşkın süre geçti.
Cem Deda ikisi 2. lig A, ikisi süper lig olmak üzere toplam dört maç daha yönetti. Pazartesi günü beşincisine çıkacak. Bu süre hiç boş geçmedi.O kendine güvenenleri mahçup etmedi, MHK ise haklı çıkmanın keyfini yaşadı.
Ama keşke diyorum.
Keşke kurul medyanın önüne yem diye atılan diğer genç hakemleri de aynı duyarlılıkla sahiplenseydi.
Hakem yorumcuları tarafından acımasızca cezalandırılırken, onlara destek olduğunu hissettirip, Cem'e, Cüneyt'e arka çıktığı gibi bu çocuklara da kalkan olabilseydi.
Bu kadar zor muydu yani?
Gözlemciye gözlük!
Malum, ekranlardaki spor programlarına katılan yorumcuların gazeteci veya spor yazarı olmasının fazla bir önemi kalmadı artık.
Ağzı laf yapan, taraftarı olduğu takım lehine bir iki güzel söz söyleyen herkes, her konuda ahkam kesme hakkına sahip.
Geçenlerde böyle bir programa takıldım.
Konu futbol terörü, tribünlere asılan pankartlardı.
Yorumculardan biri, olayları rapor etmekle görevli "federasyon temsilcisi" yerine ısrarla "gözlemciye" yüklenip adamı suçluyordu.
Oysa bilmiyordu ki, iki sezondur gözlemciler sadece hakemleri izleyip değerlendiriyor, federasyon temsilcileri ise hem sahada hem tribünde meydana gelen olayları rapor ediyor!
Cezalar temsilci raporları dikkate alınarak veriliyor.
Programa telefonla bağlanan konuk bile dayanamayıp iki kez düzeltti.
"Gözlemci değil, temsilci.." diye.
Diyeceksiniz çok mu önemli, bir sözcük üzerinde bu kadar durmak.
Haklısınız da...
FIFA Başkanı Blatter'in Devlet Bakanı için kullandığı diplomatik ve nazik üslubu algılayamadığından, "Yaaa gördünüz mü FİFA'ya göre federasyonla siyaset arasında sıkıntı yokmuş" şeklinde yorumlayanları, üç günde spor yazarı olduğunu sananları, yanlış notaya basıp ses kirliliği yaratanları dinledikçe...
Kendini tutamıyor insan!
Ben de isterem...
Bu aralar önüne gelen, spor federasyonu kurmak istiyormuş.
Özerklik, sponsorluk, devlet desteği filan var ya!..
Hele bir de işin ticareti ile uğraşıyorsanız, federe olup köşeyi dönmek son günlerin moda trendiymiş.
Kimler Genel Müdürlüğün kapısını aşındırıyormuş, bir bilseniz?
Langırt mı dersiniz, dama mı?
Atari, ayak tenisi, mini golf, paintball...
Şaka değil, aynıyla vaki bunlar.
İnanmıyorsanız gidin sorun teşkilatta bu işlerle ilgilenenlere!
Arkadaşlar da karar vermiş, mahalleden çocuklarla toplanıp kukalı saklambaç, kabul etmezlerse yakan top, o da olmazsa okey federasyonu kurmak için girişimde bulunacakmış.
Yapmayın, gülünç olursunuz diyemedim.
Ya kabul edilirse!
EĞİTİM VE BELA
Doğru ve iyi olanı bilmek ile doğru ve iyi olanı yapmak arasındaki en önemli bağlantı, doğru ve iyi olanı yapacak karaktere sahip olmaktır.
Karakter gelişmemişse tahsil işe yaramıyor.
Unutmayalım; banka hortumlayanlar, devleti soyanlar, rüşvet alanlar, vatanı çıkar uğruna peşkeş çekenler, maç satanlar, şike yapanlar, teşvik verenler, birilerini hakir görüp aşağılamakla yükseleceklerini zannedenler, hep tahsilli bireylerdir...
O yüzden Franklin D.Rossvert demiş ki;
"Bir insanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmek, topluma bir bela kazandırmaktır..."
Teşekkürler sevgili Ercan Arıkan.
cersen@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

