
Hasan CEMAL
Kader maçlarının tansiyonu, heyecanı!
ATİNAFatih Terim'in dün öğlenki basın toplantısından sonra bir meslektaşım soruyor:
"Hoca'yı birlikte izledik. Yüz çizgilerindeki oynamalardan bir şey çıkarabildiniz mi yarınki maç hakkında?.."
Fatih Hoca'nın mimikleri bazen çok şeyi ele verir. Nasıl bir ruh hali içinde olduğunu yüzüne bakarak kestirebilirsiniz.
İyimser mi, kötümser mi?
Umutlu mu?
Tedirgin mi?
Kimi zaman bütün bunlar Fatih Hoca'nın suratından okunabilir. İngilizce deyişle, poker face değildir. Dün öğle vakti durum neydi? Bütün neşeli haline rağmen tedirgin gibiydi Hoca...
Evet, zor maç!
Her zamanki gibi heyecan ve tansiyonu kendi içimde hissetmeye başladım.
Hiç yenilmedik Yunanistan'a.
Onlar bizi hiç yenemedi.
Üstelik, milli bayramlarından bir gün önce, kendi seyircisi önünde oynayacaklar bizimle bu maçı.
Osmanlı'dan kurtuluşun yıldönümünde, Türkiye'yi bu akşam yenerek çifte bayram yaşamaktan söz edenlere rastlanıyor.
Başka?..
Dört günde iki milli maç oynayacağız. Bu iki maçtan dört puan çıkarmak zorundayız. Aslında bu akşam alacağımız bir beraberlik, yani tek puan iyi bir sonuç olur.
Ama bir şartla:
Haftaya çarşamba gecesi Frankfurt'ta Norveç'i mutlaka yenmemiz lazım.
İşimiz kolay değil.
Yedi takımdan oluşan grubumuzda halen iki gol farkıyla, yani averajla Yunanistan'ın önünde lider durumundayız. İkimizin de üç maçta üç galibiyeti, 9'ar puanı var.
Eğer bu iki maçta dört puan alırsak, Yunanistan'la İstanbul'da, kendi evimizde oynayacağımız için şansımız devam eder.
Kısacası:
Yarıştan kopmayız.
Bir başka deyişle, dört günde oynayacağımız iki maç, kader maçları. Gelecek yıl İsviçre'yle Avusturya'da yapılacak Avrupa Şampiyonası'na gidip gidemeyeceğimiz bu iki maçın sonunda belli olabilir.
Yunanistan'ın şampiyonluk kupasını kaldırdığı Avrupa 2004'e katılamadık. Geçen yıl Almanya'daki Dünya Kupası'nda da yoktuk.
Türk futbolu inişte!
2000'de Galatasaray Avrupa'da UEFA Kupası ile Süper Kupa'yı kazanmıştı. Cimbom'un omurgasını oluşturduğu Milli Takımımız 2002'de Dünya Üçüncüsü olmuştu.
Biliyorum, futbolda geçmiş yok.
Ama o zamanlar futboldaki çıtamız yüksekti. 2002'deki FIFA sıralamasında Türkiye dünya futbolunun 9. sırasındaydı. Yunanistan o yıl ancak 48. idi.
2003'te biz 8. iken, Yunanistan 30. sıradaydı. Bu yıl maalesef 27. sıraya inmiş durumdayız. Yunanistan ise Türkiye'yi bir hayli sollamış durumda...
Bugün Türkiye'de kötü futbol oynanıyor. Ne zevk, ne heyecan veriyor. Ligin form düzeyi de düşük.
Sakatlıklar da peşimizi ne yazık ki bırakmıyor. Rüştü, Arda, Nuri Şahin, Fatih Tekke, İbrahim Toraman, Yıldıray Baştürk...
Bütün bu olumsuzluklar ister istemez Fatih Hoca'nın işini güçleştiriyor.
Bir de istikrar konusu var.
Yunanistan, 2004'te Avrupa Şampiyonu olan takımını koruyor. Şampiyon 11'den 8'i bu akşam yine oynayacak.
Buna karşılık bizde tam anlamıyla bir istikrarsızlık söz konusu. 2004 yılının eylül ayında yine Atina'da Yunanistan'la oynadığımız maçı anımsıyorum. 0-0 berabere kaldığımız o maçtan bizim takımda yarın muhtemelen bir tek Servet oynayacak.
Yunanistan bize göre daha iyi.
Eksikleri yok. Formdalar. 11 milli futbolcusundan 9'u Avrupa liglerinde oynuyor.
Bir meslektaşım şöyle dedi:
"Bizim Milli Takım'da ise muhtemelen 6 oyuncu olacak, ligde bugün kendi takımlarında oynamayan..."
Bütün bunlara bakınca ve bugüne kadar hiç yenemediği Türkiye'yi bu kez yenmek için kendi seyircisinin önüne çıkacak olan Yunanistan'ın bu psikolojik avantajını da yerli yerine oturtunca, normal sonuç Yunanistan'ın bu geceki maçı almasıdır denebilir mi?
Bu ihtimal var tabii.
Çevremde kazanırız diyenlerin sayısı pek o kadar çok değil. İyimser bir hava estiğini söyleyemem.
Ama unutmayın, futbol bu!
Hiç belli olmaz.
Adaleti de yoktur!
Son söz sahada söylenir.
Bütün olumsuzluklara rağmen sahaya çıkıp takır takır top oynayabilecek futbolculara da sahibiz.
Ayrıca unutmayın, Fatih Hoca'nın zor günlerin adamı olduğunu. Takımını en iyi biçimde motive edebilen, rakibine sahada gayet hoş sürprizler hazırlayabilen, kimi zaman gözü kara olabilen deneyimli bir futbol adamı...
Evet, zor maç!
Ama dün öğle vakti düzenlediği basın toplantısında Fatih Hoca'nın o klasik sözü, "Eksik değiliz; yarın sahaya 11 kişiyle çıkacağız" cümlesi kulağıma çalınınca, futbolda peşin kötümserliğe yer olmadığını düşündüm.
Ve Fatih Terim'in şu sözünü de not ettim:
"Maçlar kazanılır, kaybedilir; ama baki kalan dostluklardır."
Atina'da da böyle olmalı.
h.cemal@milliyet.com.tr

