
|
|
|
 |
|
|
"Bir yanım sahnede olmak bir yanım yalnızlık istiyor"
Bir tarafı sahneye çıkmak, beğenilmek, gezmek tozmak isterken, bir tarafı da yalnızlığın peşinde olan Şebnem Dönmez: "Artık bu ikisini dengeledim galiba. Hindistan'ın bunda çok etkisi oldu"
MELİS ALPHAN
Hayatımıza "Sabah Şekerleri" programıyla giren Şebnem Dönmez çok değişti ama onunla karşılaştığımda "şeker"liğinden bir şey kaybetmediğini gördüm. O içi içine sığmayan, bıcır bıcır halleri hâlâ yerli yerinde. Emirgan Parkı'ndaki Sarı Köşk'te buluştuk. Ormanda koştu, zıpladı, çimlere uzandı. Hayatta yaptığı her işi eğlenerek yapmayı temel ilkesi haline getirdiğini söylerken hayli samimiydi anlaşılan.
Son yıllarda sunuculuğun yanında oyunculuğuyla da adından söz ettiren Dönmez "Canlı yayın yapmayı inanılmaz özledim. O sahne gibi bir şey sanırım" diyor ama ardından da ekliyor: "Ben çok fazla her şeyi yapan, her an her yerde olan bir tip değilim. Sadece kariyer ya da sadece özel hayat odaklı da değilim. Kendimce bir denge kuruyorum."
Bu olayları ciddiye almadığı anlamına mı geliyor peki? "Ciddiye almamak değil ama hiçbir şeyi ölümüne ciddiye almıyorum" diyor. Devamlı kendini yenileme peşinde.
Geçtiğimiz yıl Bahçeşehir Üniversitesi İleri Oyunculuk Master programını tamamlamış ve bu deneyim onu başka bir noktaya taşımış. Son olarak da Atasay'ın reklam filminde rol aldı ve firmanın verdiği bilgiye göre satışları 20 kat artırdı.
Daha yeni boşanmış bir kadın nasıl oluyor da rol aldığı bir reklam filmiyle tek taş satışlarını 20 kat artırabiliyor?
Onların beni seçerken medeni halimi dikkate aldıklarını zannetmiyorum çünkü ben oyuncuyum. Karşıdan bakınca enteresan bir durum gibi gözüktüğünün farkındayım ve bu şekilde gözükmesine de hak veriyorum tabii.
Sadece benim oynadığım firma değil, sektörde de hareketlenme oldu. Bu ayın sonunda reklamın devamı yayınlanacak. Birincisinde Zeynep, Murat'a "Beni şu kadarcık sevsen yeter" diyordu. İkinci filmde Murat, Zeynep'e evlenme teklif edecek. Çok büyük bir organizasyon yapmış. Ama evlenme teklifinin ana noktası yüzüktür ya... Bir tek o eksik. Film onun üzerine kurulu.
Sizin tek taş takıntınız var mıdır?
Hayatta almak istediğim iki tane pahalı şey vardı. İkisini de gençliğimde para biriktirip aldım. Onlardan biri tek taş yüzüktü. Bu yüzük dört-beş ay kaldı bende. Sertifikayla almıştım ve bende çok uzun kalmayacağı zaten belliydi. Pahalı ve yaşıma göre de ağır bir şey almıştım. 3.4 karat prenses kesim falandı...
Neden peki?
Neden mi? Bir kadın olarak bu soruyu nasıl sorabilirsin? Marilyn Monroe'yu tanımıyor musun? Birlikte olduğum erkeklerle bunun sohbetini çok yaptım. Bunun bir sembol olduğunu savundum hep. "Bana pırlanta al" değil mesele. Şimdi herkes kendi de alabilir, 36 aya varan taksitler var.
"Kıskançlığım yüzünden çok acı çektim"
Başarılı bir sunucu olarak tanınıyorsunuz. Diğer yandan da oyunculuk yapıyorsunuz. Kendinizi iki kariyerden birini seçmek zorunda hissediyor musunuz?
17 yaşında TRT'de sunuculuk yapmaya başladım. Her alanına girdim çıktım bu işin. Sonra belirli bir noktaya geldim ve aynı şeyi tekrar ediyorum gibi geldi. Sadece sunucu olarak kalmak bana kendimi iyi hissettirmedi.
Sunuculuk yaparken çok fazla oyunculuk teklifi alıyordum. Baskılı bir şekilde hem de. Bazen tehditlere kadar gidiyordu. Çalıştığım televizyon kanallarında "Oynamazsan kanal içindeki ilişkilerin bozulur" gibi şeyler söyledikleri oluyordu. Bense "Hiç yapmadım. Nasıl yaparım?" diye yaklaştım. Sonra oyunculuk meselesini düşündüm. Önce Bilgi Üniversitesinde sinema-televizyon mastır programına katıldım. Bol bol film izledim. Kendimi dinledim. Sonra da "Şimdi başlayabilirim" dedim.
Bir röportajınızda "Zayıf kadın imajı beni rahatsız ediyor. Bence kadınlar erkeklerden güçlü" demişsiniz.
Eşit olmadıklarını düşünüyorum. Kadınlar erkeğe göre daha kırılgan ama daha dayanıklı. O savaş meydanının içerisinden yaralarını sararak çıkan kadınların sayısı erkeklerden fazla. Erkekler bir ilişkiden yara aldıkları zaman bunu hayatları boyunca taşıyorlar. Hatta annelerinden gelen yaraları ilişkilerine taşıyorlar.
Kıskanç mısınız?
Bu konuda çok ilerleme kaydettim. Kıskançtım. Kıskançlık yüzünden çok acı çektim. Üzerine çok düşündüm. Hiçbir şeye sahip olmamam gerektiğini söyledim kendime. "Kimse kimsenin mülkü değildir"i çok tekrarladım. Sadece kadın-erkek ilişkisi değil bu. Rekabet olabilir, arkadaşlık olabilir...
Aşk biraz da sahiplenmek değil mi ama?
Yanlış bir aşk tanımı bu. Aşk aslında daha çok seninle ilgili bir şey. Birisini sevmek egonu yok edip ona yer açmak ve onu sevmek demek. Karşındakine aşk duymanın da onunla bir ilgisi yok, bu sendeki aşk.
33 yaşındasınız. Vakit azalıyor ya, "Karşıma evlenip çocuk sahibi olmak isteyebileceğim bir adam çıkmazsa" gibi bir endişeniz var mı?
Hiç öyle endişelerim yok. Bu "şey"lere takılmamaya çalışıyorum. Evlilik güvencesi, iş güvencesi, eski arkadaş güvencesi vs... Her an kopabilecek kadar özgür olmaya çalışıyorum.
"Boşanma sürecim yumuşak geçti"
Ezel Akay'dan boşanınca kendinizi başarısızlığa uğramış gibi hissettiniz mi?
Hiç öyle hissetmiyorum. Benimkisi çok yumuşak bir süreç oldu. Böyle dönemlerde insan kapanır, mahvolur. Benim hiç öyle geçmedi. Belki de bu ilişkinin yaşandığı seviye yüzünden. Bu kimden boşandığınla da ilgili. Sonsuz bir sevgi söz konusuydu ve sevgi hâlâ devam ettiği için öyle bir durum yok.
Meditasyon ve yogayla ciddi anlamda ilgileniyorsunuz. Hindistan'a gitmenizin nedeni bu muydu?
Bir tarafım sahneye çıkmak, beğenilmek, gezmek tozmak gibi dünyevi şeyler istiyor ama bir tarafım da tamamen yalnız kalmak istiyor. En sonunda bu ikisini dengeledim galiba. Bazen yine kayıyorum ama Hindistan'ın çok etkisi oldu.
Giyim tarzınız da değişti.
Daha sadeyim. Özellikle makyaj konusunda. Daha az onay bekleyen bir haldeyim şu anda. Hakan Yıldırım'ın hastasıyım. Hep ondan giyiniyorum. Onun dışında Diesel ve Miss Sixty'den alışveriş yaparım.
Hayatınızın bir döneminde "Şimdi benim için aslolan para" demişsinizdir. Parayla ilişkiniz nasıl?
Her zaman öyle diyorum. Parayla ilişkim iyi. 17 yaşında babamdan dört kat daha fazla kazanıyordum. Çok veriyorum, paylaşıyorum, o yüzden de geliyor. İnsanlara hediyeler vermekten çok hoşlanırım. Hesabımı bilirim, Boğa burcuyum.
Emre Aydın'ın klibinde canlandırdığınız narsisist kadın sizden bir parça mı?
Her kadında narsisizm, aynada kendini beğenme hali vardır. Söz konusu olan kişi de gösteri dünyasından biri olunca ben bu soruya hayır diyemeyeceğim. Çok uçmadım ama. Çok uçan insanlar tanıyorum. Ama güzelliğimle ilgiliyim tabii.
Güzel kadınların hayata 1-0 önde başladığına inanıyor musunuz?
Açlık çekeceğine güzelliğinden para kazanıp iyi bir hayat yaşıyorsa evet ama bu çok göreceli bir şey. Güzel olduğu için çok acı çekme halini anlayabiliyorum. Bir de "Allah çirkin şansı versin" derler. Ama avantajları var tabii. Bence güzellik insanın dönüştürdüğü bir şey. Onu senin nasıl ele aldığın önemli. O yüzden güzel sıfatına uymayan birisi hayatının ilerleyen dönemlerinde kendini çok güzel bir hale getirebilir. Mesela Sarah Jessica Parker güzel tanımına hiç uymuyor. Ama bakış açısı onu bu noktaya getirdi.
|
|
|

|
|