|
 |
|
|
Nelerden korkuyorsunuz?
Bebek bakım hemşiresi Ayşe Öner, egzersizleri anlatırken çömelmenin öneminden söz etti: "Anadolu'da kadınlar dere kenarında çömelerek çamaşır yıkar, çocuklarını da çömelerek doğururdu." Biz ise dizi dizi hikayeyle korkularımızı pekiştiriyoruz
Tarık bey önce alışageldiğimiz gibi ultrasonla bazı ölçümler yapıyor. Tahmini doğum tarihi ve bebeğin kilosunu söylüyor her zamanki gibi. Aslında pek "her zamanki gibi" değil bu kez. Bir kere bu kez sadece ultarsonla yetinmeyip bir de mezurayla ölçüm yaptı! Eski bir yöntemmiş...
Ama bu muayenenin öncekilerden en önemli farkı, Tarık beyin doğum için bir tarih vermemesi, onun yerine "Artık her an bekliyoruz" demesi! Ne düşüneceğimi bilemedim, ne hissettiğimi anlayamadım. Hani bazen anlamsız gülersiniz ya, öyle güldüm.
Ve başlıyor o an geldiğinde yapılacakları anlatmaya: "Diyelim ki, bir kasılma hissettin. Ağrı değil, kasılma. Tam burada ve böyle... Bu kasılmayı bir saat içinde kaç kez hissettiğine dikkat edeceksin önce. Ve beni arayacaksın. O sırada saat mesela sabahın 3'ü olsun. Diyeceksin ki, 'Doktor bey, son bir saat içinde beş kez hissettim kasılmaları'.
Ben de bunun üzerine bir saat daha bekleyeceğimizi söyleyeceğim sana. O bir saati sen de ben de uykusuz geçireceğiz. İkinci bir saatte kasılma sayısı arttığında hemen hastaneye doğru hareket edeceksiniz. Eğer gündüzse ben zaten hemen geleceğim. Yok eğer geceyse, oradaki nöbetçi doktor bakacak önce ve doğumun tahminen kaç saat sonra gerçekleşeceğini söyleyecek... İlk doğumlar genelde uzun sürer; bazen 20 saati bulabilir."
Doğum anı telaşı
Bir ümitle Tarık beye, daha kısa sürme ihtimali olup olmadığını soruyorum. Çünkü Özgür beş saatte, Necla sekiz saatte doğurdu. Her ikisinin de ilk doğumu... "Olabilir" dedi. "İki saat içinde doğuran kadınlar da var."
Doğum süresinin uzayacak olması, sanırım beni korkutuyor. Ben sabırsız bir insanım; ayrıca paniğe kapılmaya da yatkınım. Hemen sonuca ulaşmak isterim. Beş saat olabilir, sekiz saat olabilir ama 12 saat olmasın. 20 saati düşünmüyorum bile!
Tam da nedir beni korkutan, sanırım artık biliyorum. Beşiktaş Belediyesi ve Dalin, Akatlar Kültür Merkezi'nde düzenlediği bir etkinlikle gebe kadınları, bebek bakım hemşiresi Ayşe Öner ile buluşturdu. Ayşe hanımı daha önce de bir kez dinlemiştim. Gerçekten pozitif bir elektriği var.
Hamilelikte dikkat edilmesi gereken hususlardan nefes egzersizlerine ve bebeğin banyosuna kadar pek çok konu başlığını ele aldığı konuşmasında hamile kadınların korkularından da söz etti. Kadınların büyük bir kısmı doğum anından korkuyor. Belki de "an"ın içinde olabileceğimiz tek olay, doğum. Geçmiş ve gelecekte yaşıyoruz büyük çoğunluğumuz. "Şimdi ve burada" dediğimiz, "şimdi ve burada" olduğumuzu hissedeceğimiz az sayıdaki deneyimden biri doğum. (Elbette hayatı algılayış ve onu yaşama şekliyle ilgili bir şey bu; herkes yaşanmakta olan "an"ı kaçırmıyor olabilir.)
Kendimi düşündüm
"Korkularınızı bastırmayın çünkü o görmezden geldiğiniz, bastırdığınız korkular, doğum anında karşınıza çıkar. Onlarla yüzleşip onları çözmeye çalışın" deyince Ayşe hemşire, kendi korkularımı düşündüm biraz.
Sezaryen en büyük korkum mesela. Kesilmek, biçilmek istemiyorum. Doğumdan sonra ağrı-sızı çekmek istemiyorum. Hamileliğimden önceki yaşamıma olabildiğince çabuk dönmek istiyorum. Ve en önemlisi, galiba yaşamım boyunca atamadığım çığlığı doğum anını bahane ederek atabilmeyi istiyorum!
Şimdilik normal bir şekilde ilerliyoruz; doğum normal olacak gibi görünüyor. Epidural konusunda da şüphelerim var. Becerebilirsem, ondan da uzak duracağım.
Latife Tekin mesela, gülerek doğurmuş kızını. Doğumdan sonra doktoru onu öpmüş "İlk kez böyle bir doğum yaptırıyorum" diyerek. Herkesin deneyimi kendine. Çok ağrılı ya da ağrısız, çok uzun ya da kısa... Hem doğum da sürecin bir parçası. Dokuz ay boyunca bedenin kendisini hazırladığı en önemli parçası. O anı yaşamanın üzerimdeki etkisini görmek istiyorum. "Baş çıkmadan yaş çıkmazmış" demişti annemin komşularından biri... Belki biraz daha güçlü, biraz daha korkusuz bir insan olurum bu sayede...
Hastane çantasındaki eksikler
Nilgün Erdoğan kızı Zeynep'i 12 Mart'ta doğurmuş. Doğumundan birkaç gün sonra yazdığı e-mail'de, deneyimlerinden hareketle hastane çantasıyla ilgili birkaç anekdottan söz ediyor. Sözünü ettikleri arasında benim listemde olmayanlar da var. Eksikleri tamamlamak gerek. Pek kullanma taraftarı olmasa da başlangıçta işe yaradığını söylediği emziği hatırlatıyor Nilgün hanım. Ama bence listenin en önemli maddesi, daha önce hiç duymadığım "bebek kordonu oyuntusu olan bez".
|
|
|

|