Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 27 Mart 2007 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Şeytan zıbın giyseydi...

Eğer şeytan bile marka zıbın giyiyorsa, çocuklar niye mahrum kalsın?


tubakyol@yahoo.com

Yabancı müzik kanallarından birinde ünlülerin çocuklarının kıyafetleriyle ilgili bir program vardı. Hep mi var, bir seferlik bir derleme miydi, bilemiyorum.
Ünlü kişiler çocuklarını çok pahalı giydiriyorlar.
Bayağı pahalı.
Şaşırtıcı pahalı.
Şimdi tabii aklımda değil fiyatlar ama bir tane çocuk zıbınıyla benim hayatım kurtulur yani; o derece pahalı.
Gerçi "pahalı" tuhaf bir kavram. Onlara o kadar pahalı gelmiyor olsa gerek.
Madonna'dan, Angelina Jolie'den falan bahsediyoruz burada!
Nitekim bir kısım çocuk sahibine de bu kıyafetler o kadar pahalı gelmiyor. "Benim çocuğum da Angelina'nın çocuğunun şeysinden giysin" diye sıraya giriyorlar.
Ki şaşırtıcı değil.
Niye şaşırdıysam...
Daha birkaç ay evvel yerli -ve tabii daha ucuz- versiyonuna şahit oldum. Bir arkadaşımın kızının ayakkabılarına "Aa ne şeker" dedim; "Crocks" dedi, "Ayşe Arman'da okudum. Kızına almış. Ben de hemen getirttim."
Çocuklar için bir şeyler üretenler herhalde durumun farkındalardır ama farkında olmayanları da ben uyandırmış olayım.
Dünya markalarının bunun idrakında olduklarına eminim.
Bu esnada Angelina Jolie bu kez de Vietnam'dan bir çocuk evlat edindi.
Kamboçya'dan Maddox, Etiyopya'dan Zahara, Brad Pitt'ten (Bu da mı ülke? Nerede?) Shiloh'dan sonra, şimdi de Vietnam'dan Pax Thien katılmış oldu.
Pax Thien'in "annesiyle" yayımlanan ilk fotoğrafına dikkat ettim, çocuğun belden yukarısı görünüyordu sadece ve çıplaktı.
Pek yakında neler neler giyecek...
Giydiği tek bir pantolon, Vietnam'dayken yaşadığı yetimhanedeki cümle çocukları tepeden tırnağa donatacak kadar pahalı olacak.
Mevzu çocuk giyimi olduğu için, çocuklar da iki günde büyüdükleri için ve ne giydiklerinin bile farkında olmadıkları için, bilirsiniz işte, çocuk oldukları için yadırgadım galiba.
Yoksa, ne denir ki?
Dünya hali...

Ashley'cik, Mert'cik... Beş yaş vücudundaki olgun kadın Claudia'yı hatırlar mısınız?

Şimdi de Türkiye'den bir anne zihinsel engelli oğluna Ashley yönteminin ("tedavi" deyip durmayın, tedavi değil bu!) uygulanmasını istiyor. Mert şu anda 80 santim boyunda ve 19 kiloymuş. Konuşamıyor, yürüyemiyor, tekerlekli iskemle kullanamıyormuş.
Annesi "Bu boyda küçük Mert'im olarak kalsın istiyorum" diyor. Büyüdükçe kucakta taşımak zorlaşacak, cinsel ihtiyaçları ortaya çıkacak diye.
Mantıklı görünüyor değil mi?
"Vampirle Görüşme"yi bilirsiniz. Eski bir filmdir. Televizyonda da gösterildi yanlış hatırlamıyorsam. Ben filme bayılmıştım. Kitabı ilk ne zaman yayımlandı bilmiyorum ama birkaç ay önce Merkez Kitaplar yeniden bastı. Ben o zaman okudum. Vampir-mampir diye küçümsemeyin, hakikaten çok güzel bir kitap.
İşte bu kitapta, tabii filmde de bir çocuk vampir vardır. Claudia. Daha 5 yaşındayken vampir yapılmış. Ve tüm vampirler gibi vampir olduğu yaşta kalmaya mahkum.
Filmde, tabii daha çok da kitapta, Claudia'nın vücudu
5 yaşında bir kız çocuğu olarak kalmaya devam ederken mini minnacık bedende olgun bir kadına dönüşmesinin anlatıldığı bölümler...
İç paralayıcı!
"Ashley öyle büyümeyecek" ya da "Mert öyle büyümeyecek" denebilir.
Bu doğru da olabilir.
Yöntemin uygulandığı Ashley için ve eğer yöntemin uygulanmasına karar verilirse Mert için...
Lütfen doğru olsun!

Pop! Kalbime girdi

80'ler... Duran Duran yılları. Kızlar ikiye bölünmüştü. Simon Le Bon'cular, John Taylor'cılar. Normalde sevdiğiniz birini, diğer sevenlerden kıskanırsınız. Oysa biz "En yakışıklı Simon", "Hayır, John daha yakışıklı" diye kavga ederdik. Simon dururken John'u beğenmeyi ya da John dururken Simon'ı beğenmeyi anlaşılmaz bulurduk.
Ben Simon'cıydım.
Simon dururken John'u kim beğenir ki!
80'lerde sözde pek meşhur olmuş Pop grubunun bir üyesinin hikayesini anlatan "Müzik ve Sözler" iyi film olmuş.
Gerçi koca film çekmeye lüzum yokmuş. Girişteki, 80'li yıllar taklit edilerek hazırlanmış "Pop! Goes My Heart" klibi tek başına yeterliymiş.
Bana yetti.
Çok güldüm. O mutlu ruh haliyle de filmi mutlu mutlu izledim.
Ben zaten romantik komedi de severim. Romantik komedi matematiğini -her şey şahanedir, sonra bozulur, yine düzelir- biraz fazla göstere göstere yerleştirmişler filme ama olsun. Hugh Grant "tüm kanın kalbine gitmesini sağlayan" daracık pantolonuyla dans ederek şarkısını söylerken ve "menopozlu kadınlar" çığlık çığlığa kendilerini paralarken...
Aman Tanrım, kaç yaşında giriliyor şu menopoza!
Hemen baktım. Menopoz yaşına değil tabii, film boyunca sanki 80'lerde henüz doğmamışmış gibi yapan esas kız Drew Barrymore'un yaşına... Benden sadece üç yaş küçük.
Aklınızda olsun, bu son 80'ler yazımdır. Bundan böyle ben de o sıralar henüz doğmamışım ya da işte doğmuşum ama kundaktaymışım falan gibi yapacağım.


PAZAR
24 kadın daha soruyor: "Meclis'e girmek için erkek olmak şart mı?"
"İsteseydim daha çok ağlatırdım ama dozunda bıraktım"
Gırgır'ın en tuhaf adamları
"Günlük hayatımda da jüri üyesi gibiyim"
"Sadece 5 bin dolar aldık o bile gündeme oturdu"
Saç dökülmesine karşı dermatolog seçimi
Beyin kıvrımı kuyumcuları
Opusu olmayan şehir
Servet bıraktılar sevgiyi arattılar
Yazgının uzun labirenti
İyi balık veren dürüst bir lokanta
Menopozdan sonra seks ve yaşam
300 adet Ispartalının sonu
Kansere karşı mercimekli savunma
Şeytan zıbın giyseydi...
Şimdi gezme zamanı
Nasrettin Hoca ile Hayrettin Karaca
Birayla yemek evleniyor





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet