Norveç başka bir maç
Bu iki maçtan çıkacak puan çift sayı olmalı. 1 yetmezdi, 3 de yetmez. Bizi kurtaracak olan 2, 4 ya da 6. Yani direkt rakiplere 3 puan vermemeli. Yunanistan galibiyeti beklemedik bir başarı oldu. Dolayısıyla Norveç'e yenilmemek lazım. 'Şimdi onlar mutlaka kazanmak zorunda' hakim fikri yanlış. Öyle bir zaruret yok. Bosna'nın maç fazlası var. Ayrıca evlerinde Yunanistan ve bizle oynayacaklar. Bu yüzden Frankfurt'ta 1 puan onlar için kabul edilebilirdir. Bizim için de...Ancak bu maçı takımların özellikleri gereği beraberliğe kilitlemek kolay değil. Biz Yunanistan karşısında Gökhan çıkana kadar, yani rakip savunmayı yerinde tuttuğumuz dakikalarda oyunu kontrol edebilmiş olsak da, kontrollü oynamak için Hüseyin'i sahaya sürdükten sonra döküldük. Bolca pozisyon verdik. Çünkü bildik anlamda kontrollü oyunu hâlâ çok beceremiyoruz.
Norveç'in, Yunanistan gibi savunma oyunundan açık oyuna geçmek gibi bir meselesi de yok. Onlar öyle ya da böyle oyunu iki yönlü oynamayı biliyorlar. Durum böyle olunca, bu başka bir maçtır.
Terim 'Biz arkamızı kaleye yaslamayız' diyor. Dolayısıyla, Norveç'in arkaya seri inişlerine de bir çözüm bulmak lazım. Bunu Carew'i ya da - kim oynayacaksa - partnerini tutmakla yapmak mümkün değil. Topu kaynağında kesmek lazım. Yani Servet'i ikinci bir Sheva kabusuna itmemeli.
Yeni sürprizler
Bunu sağlamak için ileride top tutabilmek, rakibi orta sahada sıkıştırmak lazım. Terim ne yapabilir? Tümer, Marco, Tuncay, Sabri, Norveç için de yeterince zorlayıcı mı? Belki Marco'nun yanına Emre ya da Tugay girebilir. Ya da Hakan'ın yanına bir sert top tutucu, Mehmet Yıldız. Terim sanki ilk seçeneği tercih edebilirmiş gibi geliyor.Orta sahayı 5'leyecekmiş gibi. 40-50 metrede bir blok olarak oynanacaksa Terim için bu daha iyi bir çözüm gibi.
Çünkü Norveçliler hele de Yunanistan maçını izledikten sonra Tümer'i Pire'deki gibi rahat bırakmayacaklardır. Tuncay bu kadar rahat boş alan bulamayacaktır. Ve baskı yiyince bu orta sahanın ne hale düşebileceğini biz ligden gayet iyi biliyoruz.
Terim'in yeni sürprizleri olacak gibi. Çünkü bu 2 maç birbirinden akla kara kadar başka. Norveç, Yunanistan'a hiç benzemiyor.
Ezberimiz bozuldu
1-En teknik oyuncuya ihtiyaç duyulan mevki çapadır. Hatasız, en doğru, hızlı, kurucu pası atması gereken, takımı yönlendiren adamdır o. Milli Takım'da burayı Marco tutuyor. Türkiye'de o seviyede kimse olmadığı için devşirildi. Ve ligin en iyisi. Alex bu vatandaşını Türkiye'ye geldiğinde tanıdı. Bizim vazgeçilmezimiz olan Brezilyalı'yı Brezilyalı tanımıyor. E, o zaman nasıl oluyor da bizim tekniğimiz çok iyi oluyor. Hayır. Biz teknik değil, fizik oyunda başarılıyız.
2- Fatih Terim takımını çok iyi motive eder. "Aslanlar, kaplanlar" der, takım da uçar. Fikir bu. E, peki nasıl oluyor da bu kadar soğukkanlı bir oyunla rakibi ezdik? Motivasyon hiçbir şeydir. Bu seviyedeki oyuncularda ihtiyaç olan şey motivasyon değil, konsantrasyon ve soğukkanlılıktır. Ve biz ne zaman soğukkanlı ve konsantre olsak kazanıyoruz.
Teknik ve cengaver. Bu nasıl olduğumuzu açıklamıyor. Kendimizi nasıl görmek istediğimizi açıklıyor. Çalışmayalım nasıl olsa tekniğiz. Uğraşmayalım nasıl olsa o gün motive oluruz. Bunlar tembellik mazereti başka bir şey değil.
Marşımızı ıslıkladılar"Aşağılık adamlar milli marşımızı ıslıkladılar." İyi de sen de milli marş okunurken Cola Turca reklamına gittin. Söylesenize hangisi daha büyük saygısızlık. Kendi milli marşı çalınırken, reklama gitti Türk televizyonu. Allah aşkına söylesenize hangisi saygısızlık.
Ve insanda utanma olur. 5 yıldır hangi milli marş ıslıklanmadı bu ülkede. İngiliz, Alman, İsviçre.
"Ama onlar da ıslıklamıştı!"
Geçiniz beyler, geçiniz. Bayrağı yerden kaldırıp, üstüne basmayı reddeden komutanın ülkesi burası. Bununla övünmüyor muyuz en çok!
Biz yapmayacağız. Kim ne yaparsa yapsın. Ve o Yunanlı gazeteci gibi insaflı insanların utancıyla yüceleceğiz. "Bu kadar havyan olduğumuzu bilmiyordum" dedi Mihalis Mihailides maçtan sonra. "2004 Avrupa Şampiyonası'nda bizi alkışlayanlara biz yabancı cisimler attık, marşlarını ıslıkladık. Bu kadar hayvan olduğumuzu bilmiyordum. Halk olarak utanmamız lazım." İşte bunu söyletmektir mesele.
Milli Takım'dan ders alın
Bu ülkenin bir bireyi olmaktan bu kadar gurur duyduğum başka bir gün olmadı. Kore ve Japonya'da 17 bin km. yol teptiğim o muhteşem yolculukta, dünyanın her yerinden bir dolu insanın övgüleriyle kızardığımda bu kadar gururlanmamıştım.
Her türlü insanlık dışı muameleye maruz kalmalarına rağmen başı dik, mağrur, soğukkanlı ama alçakgönüllü bir sevinçle bu zaferi kazandıkları için gururluyum. Nihayet uzun zaman sonra "İşte benim milli takımım" diyebiliyorum mutlulukla.
Kazandıkları, rakibi ezdikleri için değil. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki her maç gibi o maç da kaybedilebilirdi.
Ama cumartesi gecesi bir oyuncu da dönüp tribüne bakmadı, hakeme şikayet etmedi. Atılan bir şeyden kaçmadı. Dimdik, çene yukarıda, göğüs dışarıda, karın içeride karşıladı tepkileri ve maç sonunda alkışı biraz da bundan aldı. (Tabii biliyoruz ki o alkışlar biraz da kendi milli takımlarına küfürdü).
Dik durun
Ama biz yine buna ayak uyduramıyoruz. Maç biter bitmez başladık sulugözlü milliyetçiliğe. Kitleleri tahrik etmeye: "Ceza nerede, UEFA nerede. Bizi her maçta cezalandıran UEFA! Ne yapacaksın şimdi" hezeyanlarına. Be kardeşim hiç mi sahadaki çocuklardan ders almazsınız! Biraz mağrur olun. Bırakın bu ezikliği.Sen büyük ağabeysin. 400 sene o topraklara hakim olmuşsun. Senden nefreti bundan adamın. Sensin galip olan. Hep, her daim. Ama sen mızıl mızıl, vıcık vıcık, sulugözlü iki büklüm. "Biz yapınca ceza veriyorlar ama... Ühü ühü".
Biraz ağırbaşlı olun, biraz dik durun. Sahada gördüklerinizden hiçbir şey anlamadınız mı?
Bu hikayeden en doğru tespiti çıkaran üstadı anarak bitirelim. Öztürk Pekin şöyle diyordu maçtan bir gün sonra "Umarım bu tip işler yapan seyircimiz de yapılanların ne kadar kötü göründüğünü anlamışlardır".
Ve ben de umarım, kaybettiğimiz bir maçta da sahadan böyle başı dik ayrılmayı becerebiliriz.
mdemirkol@milliyet.com.tr

