|
 |
|
|
Sakarya harbinin golleri...
Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol
Biraz aradım, bulamadım raflarda... 1970’li yıllarda okuduğum ''Atatürk’ün Uşağı İdim'' adındaki kitaptan sadece hatırlayabildiklerimi yazabileceğim. Cemal Granda... Atatürk’ün Uşağı... Hizmetine girdiği 1927’den, ölümü olan 1938’e kadar Atatürk’ün yanından hiç ayrılmadığını biliyoruz. 12 yıl boyunca Atatürk’ün ünlü sofrasının konuklarını, devlet başkanlarının ziyaretlerini, Atatürk’ün kederlerini, sevinçlerini en yalın haliyle gözlemlediğini... Sonra da yasak olduğu halde gizli gizli tuttuğu notlarının 1972 yılında kitaplaştırıldığını... 30 yıl devrildikten sonra Kristal Yayınları tarafından yeniden basıldığını duydum; ''her eve lâzım'' derim!
Sade ve samimi bir anlatımla hazırlanmış bu kitabın her sayfası, başka bir hayret zelzelesiyle sallar insanı. Bazen şaşırır, bazen içlenir, bazen kızarsınız. Bazen duygulanır, bazen gülersiniz. Ata’yla ''bizden biri'' olarak yüzyüze gelebileceğiniz nadir eserlerden biridir. Meraklısı, sayfaları çevirirken, her köşede yeni bir şey öğrenir. Bende iz bırakan satırlardan birini, ''günün mânâ ve ehemmiyeti''ne uygun düşeceğini umarak paylaşmak istiyorum.
Bu akşam Norveç maçına çıkıyoruz. Nefesler tutuldu. Herkesin dileği bir kazaya uğramadan gruptan çıkmayı garantilemek. Cumartesi akşamı oynanan Yunanistan maçında ortaya konan futbol ve elde edilen skor, en çok ''milli maçı milli dava olarak görenler''in keyfini yelpazeledi. Bu sevincin yarım kalmamasını diliyoruz. Çünkü her zaman bizim üstün ve ezici oynamamız yetmiyor; rakibin de her zaman bu kadar beceriksiz ve şanssız olması lâzım.
Yunanistan maçı öncesinde, gazetelerin spor sayfalarından eski yıllara ait istatistikler yayınlandı. Daha önce hiç yenilmediğimiz rakibimizle yaptığımız maçların sonuçları veriliyordu. İlk karşılaşma, 23 Nisan 1948’te yine Atina’da yapılmış ve 3-1 kazanmışız. Acaba bu oynadığımız ilk maç mı? Yoksa resmi kayıtlara geçmemiş hiç değilse bir maç daha var mı? Cemal Granda’ya göre öyle olması gerekiyor. Yani Granda, Atatürk’ün sağlında oynanan bir maçtan söz ettiğine göre, 1938’den önce olmalı.
İstanbul’da oynanan maçı, radyo da yayınlamaktadır. Atatürk maça gitmemiş, radyodan dinlemiştir. Maçı milli takımımız galiba 2-1 kazanmıştır. Gazi’nin ''Çelebi'' adını taktığı Cemal Granda, arkadaşlarıyla beraber pür neş’e Dolmabahçe’ye dönerler. Atatürk, ''Çelebi maç güzel miydi?'' diye sorar. Granda, sonradan çok pişman ve mahcup olduğunu söylediği şu cevabı verir: ''Güzel de lâf mı Paşam, öyle bir yendik ki Yunanı, nerede kaldı senin Sakarya Harbin?'' Atatürk, coşku ve heyecanla ağızdan kaçmış bu benzetmeye güler geçer.
* * *
Pek ümitli olmadığım için biraz da uzun oturarak seyrettiğim Yunanistan maçında, goller birbirini kovaladıkça yerimde doğruldum, nihayet ayağa kalktım ve uluslararası rekabette Sakarya Harbi’nden bu yana nelerin değiştiğini ve nelerin değişmediğini sorguladım kendi kendime. Neticede bu bir spor karşılaşmasıydı. Beraberliği ıskalarsak, kazanabilir ya da kaybedebilirdik. Kayıp dünyanın sonu değildi. Kazandığımızda da güneş batıdan doğmadı sabaha karşı... Ama toplumun ''itelenmekten, kakalanmaktan'' nasıl da bıkmış ve bunalmış olduğunu yeniden fark etmiş olduk. Altı üstü bir maç kazanmıştık. Ama kazanılan sadece bir maçla sınırlı gibi değildi.
Rahmetli Gazi yaşasaydı, ''Bir galibiyete bu kadar sahip çıkmanıza bir şey demiyorum da, nerede kaldı benim Sakarya Harbim'' der miydi acaba?
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|