|
 |
|
|
Dalgayla yaşamanın yolu
Çeşitleme / Selim Türsen
İzmir ve Ege ekonomisinin en önemli omurgalarından biri tekstil, hazır giyim sektörüdür. Bu alanda üretim ve ihracat yapan yüzlerce firmada, yıllardır aileleriyle birlikte milyonlarca kişi ekmek yedi.
Hiç unutmam, 2001 krizinde döviz fırlayıp rahmetli Sakıp Sabancı bile ''Bir gecede yarı yarıya fakirleştim'' diye dövünürken, Antalya’da turizmcilik yaptığı için döviz kazanan bir arkadaşım ''Kriz mi? Ne krizi? Bizim Antalya en parlak günlerini yaşıyor. Hepimiz zengin olduk'' demişti.
* * *
O günlerde ihracat yaparak kasalarını dolarla, eurolarla dolduranların da neşesi yerindeydi. Rayından çıkmış ekonomi, ardı ardına batan bankalar gözlerini korkutuyordu ama o kadar güzel kazanıyorlardı ki etraflarındaki yangının büyüklüğünü görmek istemiyorlardı.
Sonra her şey yanıp kül olmadan son anda yangın söndürüldü. Ekonomi ateşe dayanıklı radikal önlemlerle yeniden inşa edilmeye başladı. Bir şeylerin değiştiğini fark eden sektörler tedbirlerini aldı. Teknolojiye, verimliliği artıracak yatırımlara, markalaşmaya ağırlık verdi.
Ama bugün istatistikler, tekstil ve konfeksiyon sektörlerinin teknoloji yenileme, verimlilik artırma gibi Türkiye’de ve dünyadaki değişimi yakalayacak yatırımlarda çok geri kaldığını gösteriyor.
Bu konu çok önemli. Çünkü ekonomide güven arttıkça Türk lirası değer kazandı. Lira değer kazandıkça değişime ayak uydurmakta gecikenlerden feryatlar yükseldi. Çok canı yanan oldu.
Yine de liranın değer kazanmasına alışılmaya başlanmışken Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener dalgalı kur tartışmasını beklenmedik bir şekilde alevlendirdi.
Bu noktada sözü Hürriyet’teki köşesinde Merkez Bankası eski başkan yardımcılarından Ercan Kumcu’nun yazısından yaptığım kısa bir özete bırakıyorum:
İstikrarsız bir ortamdan kalıcı ekonomik istikrara yaklaşırken iki önemli kural vardır. Birinci kural, ekonomik istikrar oluşurken ülkenin parası değer kazanacaktır. İkinci kural, birinci kural ekonomi politikası yapıcıları tarafından değiştirilemez. Dolar kuru 1.4 YTL yerine bugün 2’ye gelmiş olsaydı, son beş yılda ekonomik büyüme yılda ortalama yüzde 7’nin üzerinde olabilir miydi? Enflasyon yüzde 10’a iner miydi? Bu soruların yanıtları maalesef olumlu değil.
Paramız değer kazandıkça, üzülüyoruz. Paramız değer yitirince, ''kurlarda düzeltme oluyor'' diye seviniyoruz. Kalıcı bir istikrar istiyorsak, tam tersi bir tavır içinde olmamız gerekiyor. Ama, enflasyonla yaşamaya alışmışız bir kere! Verimliliği artıramadan ulusal para değer kazanmaya devam ederse ne olacak? Demek ki, bir şeyleri yanlış yapıyoruz. Üretimde verimliliği artırıcı önlemler devreye sokulmalı. Çeşitli nedenlerle bunlar yapılamıyorsa, kalıcı bir ekonomik istikrar için henüz hazır değiliz demektir. Ama, ulusal paraya değer kaybettirmek işin kolayına kaçmak olur.
stursen@milliyet.com.tr
|
|
|

|