
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Caddenin ortasında yavrularını emziren sokak köpeği
"Vatanı sevme" baskülünün ibresini, kendi tekeline alıp; rakiplerini, yahut kendisini fasaryacılıkla eleştirenleri, "vatan hainliği"yle suçlama polemikleri; kuytularda bekleyen görünmez cellatlara ellerini oğuşturtadursun...
* * *
Kendi gönülsel merdivenleriyle orantılı olarak, vatanın tadını çıkarmayı; beyaz bir kâğıt üstünde satırlara dönüştürme tutkusu, bayatlaya bayatlaya kokuşmuş siyasal çatışmaları çok aşan, dondurmalı, fırında sütlaç lezzetinde.
* * *
Son 15 gün içinde, Köyceğiz Gölü kıyılarındaki çam ormanları içinden, Akdeniz kıyılarındaki Ekincik koyuna karşı, bitmeyen bir sevdanın şarkılarıyla, İstanbul'a dönünce de; Anadolu yakasının tepelerinden Karadeniz kıyılarına doğru uzanmak...
* * *
Akdeniz'e açılan ılık mavilikteki koyların, "şöyle uzanıvermiş sereserpe" güzelliğindeki nazenin uysallığı...
Ve Karadeniz'in, kaşları çatık sert maviliği...
* * *
Riva deresi gazaba gelip, evleri barkları silip süpürmedikçe; Riva, medya kameralarının pek de ilgi göstermediği bir belde...
Yaz sıcakları bastırmadıkça da, Karadeniz'in dalgalarıyla sürekli öpüşüp duran plajlar; sakin, sessiz ve ıssız...
Vaktiyle Hazine'den geçinenlerin kendileri için kıyıda yaptırdıkları yazlık, betondan kocaman uzunca blok bir bina ise köhnemiş ve bakımsız.
Riva çarşısı da, göçlerle birlikte iyice taşra kasabalarına dönüşen İstanbul semtlerinin benzeri, tam bir kasaba çarşısı...
* * *
Arabayla tepelerden Karadeniz'e bakarak Riva'dan geçerken, asfaltın ortasında kıpırdamadan heykel gibi duran bir köpeğe rastladık; 2 küçük yavru, karnının altında aşkla şevkle memelerini emiyordu.
Ve anne köpek, arabalara marabalara, gelip geçenlere hiç aldırmadan heykel gibi kıpırtısız duruyordu.
* * *
Bilmiyorum neden; hâlâ daha gözlerimin önünden hiç gitmiyor o köpek...
Afrika ormanlarıyla, ırmak kıyılarında çekilmiş belgesellerde; dişi aslanların, çakalların, fillerin emzirdiği o sevimli yavrular...
Köyceğiz'in korularıyla, sazlıklı arsalarında da; annelerin karınlarına tos vura vura memelerini emen kuzular, oğlaklar, buzağılar...
* * *
Bendeniz doğduğumda; rahmetli annem, o zamanlar "humma-yı nisaiyye" denilen bir enfeksiyona yakalandığı ve antibiyotikler de henüz bilinmediği için, uzun süre ateşler içinde yatmış. Yani efendim bendeniz, pek uğurlu gelmemişim anneme...
Annemin de, hastalığından ötürü sütü kaçtığı için, beni emzirememiş.
Ihlamurla, sonra da süt anneyle büyütmeye çalışmışlar bendenizi.
* * *
Kimbilir belki de o nedenden, yolun tam ortasında kıpırdamadan yavrularını emziren köpeği, yanına gidip okşamayı çok çekti canım.
İnsan kendini tanımaz; içindeki çeşitli duygu dalgalarının nerelerden kökenlendiğini de bilemez ki...
* * *
Son 24 saatte Irak'taki iç savaşta Araplar, yine sürdürmüşler birbirlerini öldürmeyi; ölü sayısı 124.
Ölen ve öldürenleri; annelerinin kucağında minicik, meme emerken düşünmek...
* * *
Siyasal içerikli çatışmalarda ölenlerle, öldürenlerin bebeklikleri...
Bir de insanlığın ortak bahçelerinde unutulmaz çiçekler bırakmış; ressamların, heykelcilerin, şairlerin, yazarların, müzikçilerin, fizikçilerin, kimyacıların bebeklikleri var...
* * *
Her kuşakta anneler, kucaklarında kimleri emziriyorlar ki?
Yeryüzünden geçerken bıraktığı armağan, hiç kaybolmayacaklardan birini mi; yoksa bir canavarı, bir katili mi?
Nutukçuların ise, hangi rafa konması gerektiğine, isteyenler diledikleri gibi versin kararını.
* * *
Bir senaryo oynaşır durur kafamda öteden beri.
5'er yaşlarında 10 çocuk; diyelim biri Mozart, öteki Göte, öteki Rambrand, öteki Roden, öteki Bodler, öteki Balzak, vs...
Bunlara Yahya Kemal'i, Hüseyin Rahmi'yi, İbrahim Çallı'yı, Zühtü Müridoğlu'yu, Hacı Arif Bey'i, Osman Nihat'ı, Yunus Emre'yi, Reşat Nuri'yi de ekleyebilirsiniz...
* * *
5 yaşındaki çocuklar, büyüdüklerinde ne olacaklarını bilmiyorlar; ama siz o 5 yaş çocuklarının, ne olacaklarını biliyorsunuz ve onların öğretmenliğini üstlenmişsiniz.
* * *
Ne yapardınız acaba?
Keçileri mi kaçırırdınız; yoksa yaramazlık edenlerin suratlarına bir iki tokat mı çakardınız; yoksa ne yaparlarsa yapsınlar, hoş mu görürdünüz?
Bilmem böyle bir film, ilgi çeker miydi?
* * *
Nutukçuların birbirlerini suçlaması süredursun.
Riva'da cadde ortasında, yavrularını emziren anne köpek, hiç kıpırdamadan duradursun.
Ekincik koyuna doğru Akdeniz, açık bir mavilikte sereserpe uzanadursun.
Karadeniz, çatık kaşlı sert bir mavilikte, ıssız plajlarla öpüşedursun.
Yarın akşama dek kimbilir kimler doğacak, kimler ölecek ve öldürülecek?
* * *
Galiba en iyisi Fenerbahçe Parkı'na gidip, bir kadeh kırmızı şarap içmek...
c.altan@prizma.net.tr

