Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Nisan 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Milanolular neredeyse dünya turunu tamamlamak üzere

Satır Arası / Deniz Sipahi

25 Mart 2007 Pazar günü yayınlanan La Repubblica gazetesinde bir yazı vardı. EXPO’yla ilgili tartışmaların halen devam ettiği şu günlerde Milano’nun neler yaptığını çok güzel özetleyen bu yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Başlık... ''Expo 2015 Rizikosu...''
Ve yazı...
* * *
''2008 yılının şubat ayında kimin EXPO 2015’i ağırlayacağı belli olacak. O zamandan önce de lobi faaliyetlerinin hızlandırılması gerekiyor. Bu çarşamba, yani 28 Mart Çarşamba günü Belediye Başkanı Letizia Moratti, Brüksel’e uçuyor. Orada Avrupa Parlamentosu’na EXPO 2015 dosyasını sunmayı amaçlıyor. 26 ve 27 Mart tarihlerinde Milano’dan iki uçak kalkıyor.
Bunlardan biri Küba’ya gidiyor, diğeri ise Venezuela’ya. Aslında Venezuela’ya gidilirken sadece o ülkenin desteğinin alınması öngörülmüyor. Çünkü Karayipler’deki 12 ülke de Venezuela kadar önemli görülüyor. Bu önemli ve küçük ülkelerin bir kısmı şunlar: Santa Lucia, San Vincent, Surinam, Guyana ve bazı ada ülkeleri.
Küçük de olsa, BIE üyesi bir ülke; bir oy anlamına geliyor. Milano’nun lobi çalışmaları oldukça yoğun geçiyor.
Daha önceden, yani eylül ayında Çin’e giden Letizia Moratti, o ülkenin de desteğini aldıklarını ifade etmişti.
Flippo Penati de, Küba’ya hareket etmeden önce Japonya’da bulunarak Orta Amerika’daki nabzı yoklamış.
Şu anda az çok Milano’ya EXPO 2015 adaylığında yakın duran ülkeler şunlar:
Arjantin, Nikaragua, El Salvador, Tunus, Cezayir, Fas, Malta, Kıbrıs, Fransa, Slovakya, Macaristan, Çin...
İki ülkeden birinin EXPO 2015’i alması için 98 üye ülkeden 50’sinin oyunu alması gerekiyor.
Milano’ya göre bu 20 ülke çoktan kente oy verdi. Geriye sadece 30 ülke kaldı.
Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri ve EXPO 2015 Elçisi Bobo Craxi, Milano’nun özellikle Karayipler’den eli boş dönmeyeceğini düşünüyor.
* * *
Elbette İzmir’in İslam ülkelerindeki avantajının da kayda değer olduğu bir gerçek. Sadece bu ülkelerin oylamasını sağlamak yetmiyor. Milano’ya göre oyu elde edilen bu ülkelere ne verileceği de önemli ya da en azından ne vaat edileceği.
Karayip ülkeleri için önümüzdeki günlerde turizm üzerine Milano’nun desteğini koyduğu birtakım bağlılıkların yaratılabileceği, ortaya koyulabileceği de düşünülmeli.''
* * *
Yazının sonunda tablolar da yapılmış. Tablonun başlığı da şöyle...
''Milano’yu desteklemede oryantasyonu sağlanmış olanlar...''
Tunus, Cezayir, Fas, Arjantin, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan, Yunanistan, Malta, Kıbrıs, Kolombiya, Costa Rica, Ekvator, Nikaragua, Salvador, Fransa, San Marino, Monaco, Japonya, Çin...
''Büyük bir ihtimalle Milano’yu destekleyecek olanlar...''
Venezuela, Santa Lucia, Grenada, Trinidad, Dominik Cumhuriyeti, Saint Vincent, Guinea, Surinam...
''Oylamaya katılmayan ancak bazı ülkeler üzerinde mutlak etkisi olanlar...''
ABD, Mısır, Hindistan...
* * *
İzmir’e dönüyorum.
Yer seçimi tartışmaları devam ediyor.
Kırılmalar, darılmalar, gücenmeler...
Tayland gezisinin ardından gidenler pişman oldu; bir yerlere gitmek isteyenler eleştirilmekten çekinir oldu.
Fizibilite yok, bütçe yok...
Dilerim; La Repubblica gazetesinde çıkan bu yazı bazılarına bir şeyler anlatır.

Yöneticilik ''zor zanaat’tır

Dışarıdan görüldüğü kadar kolay değildir ''yönetici olmak''; zor koşullarda bile hızlı ve doğru kararlar vermeyi gerektirir. Örnek mi? Diyelim ki; laik Türkiye Cumhuriyeti’nin bir makamında oturuyorsunuz ve bir salonunuzda gerçekleştirilecek kültürel etkinliğe türbanlı katılım istemiyorsunuz. Ya türbanla gelebilecek kişilere dolaylı ve nazik bir yolla durumu hissettirirsiniz ya da tüm davetiyelere nasıl bir kıyafetle gelinmesi gerektiğini yazarsınız. Bir veya birkaç kişiyi telefonla uyarmak yanlıştır. Ayrıca halka açık salondan çok daha kamusal alan olan makamınızda türbanlıları ağırlamamanız, ağırladıysanız basına yansıtmamanız, basına yansıttıysanız internet sitenizde yayımlamamanız gerekir.
* * *
İskender, felsefenin duayeni Aristo’ya bir mektup yazar. ''Zaptettiğim topraklardaki insanları tahakkümüm altında tutabilmek için ülkenin ileri gelen insanlarına ne yapmalıyım?'' diye sorar. ''1-Onları sürgüne mi göndereyim? 2-Onları hapse mi atayım? 3-Onları kılıçtan mı geçireyim?''
* * *
Aristo’nun bu sorulara yanıtları: ''1-Sürgünde toplanıp sana karşı başkaldırırlar. 2-Hapishaneler militan yuvası olur, kontrolden çıkar. 3-Onlardan sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür, tahtını sallar.''
Ve şu çözümü önerir:
''İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin, birbirleriyle savaşınca hakem olarak kendini kabul ettireceksin ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın.''
* * *
Günümüzde de birçok yönetici tarafından tercih edilmektedir, Aristo’nun ''böl-yönet'' politikası. Çünkü çok kolay, basit ve hızlı bir yöntemdir. Yöntemin temelinde kişiler veya gruplar arasındaki farkların (din, mezhep, dil, ırk, siyasi görüş...) belirlenmesi ve çeşitli yollarla bu farkların abartılarak gündemde tutulması, tarihteki bazı olaylar kaşınarak yara haline getirilmesi yatar. Bu yöntemi uygulamaya çalışanlar içi boş sloganları, ayak oyunlarını seven, art niyetli küçük insanlardır ve küçük insanlarla çalışmayı severler.
* * *
İyi niyetli, büyük insanlarsa çok daha zor olan ve uzun zaman gerektiren ''birleştir-yönet'' sistemini tercih ederler. Bu sistemin amacı toplumun ortak çıkarı doğrultusunda gelişerek, ilerlemek; temeliyse ortak amaçlar ve çıkarlar doğrultusunda çalışmaktır. Tarihteki olumsuz olaylara silgi çekilmeye, insanlar-gruplar barıştırılarak bir araya getirilmeye çalışılır. Zor olmasının yanında, tehlikeleri de vardır bu yöntemin. Örneğin ''A'' ve ''B''yi barıştırmak için, ''A'' ile konuştuğunuzda ''B'' veya ''C'' tarafından ''A’nın adamı'' olmakla suçlanabilirsiniz.
* * *
''Birleştir-yönet'' politikasının en iyi taraflarından biri de ''böl-yönet'' politikasına bağışıklık sağlamasıdır. ''Bir arada'' olmanın güzelliklerini tadan topluluklar ''bölücü'' zehirlere karşı direnç kazanırlar. Dünyada ''birleştir-yönet'' politikasını en iyi uygulayan kişi ''Mustafa Kemal Atatürk''tür. İlke ve devrimlerinin ''raphel dozlar'' şeklinde anımsatılması ''bölücülük'' zehrine karşı ''en etkili panzehir'' olacaktır.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

dsipahi@milliyet.com.tr







EGE
Emeklilik hakkında her şey
Milanolular neredeyse dünya turunu tamamlamak üzere





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Deniz Sipahi

© 2006 Milliyet