
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Gerzekliği samanlıkta basamadılar, tatavasını gül dalına asamadılar
Bitirim olduğu, yürürken omuzlarının dalgalanışından belli yağız bir orta yaş delikanlısı, her akşam aynı meyhaneye gider ve meyhaneciye bağırırmış:
- Gönder bakalım bizim 2 kadeh rakıyı.
Garson 2 kadeh rakıyla hemen gelir, kadehleri koyarmış masasının üstüne.
Ve yağız orta yaş delikanlısı, önce bir kadehi bitirir, sonra öteki kadehi içermiş.
* * *
Günün birinde meyhaneci, kadim müşterisine 2 kadeh rakı yerine, tek kadeh bir duble rakı göndermeye kalkmış.
Orta yaş delikanlısı:
- Tek kadehte bir duble rakı olmaz, demiş; 2 ayrı kadehte 2 ayrı rakı...
Meyhaneci:
- Ha bir duble rakı, ha 2 kadeh rakı, demiş; nasıl olsa 2 kadehi de içiyorsun, aynı hesaba gelmiyor mu?
* * *
- Yok, demiş; aynı hesaba gelmiyor. Benim ta çocukluktan beri, hiç ayrılmadığımız bir kan kardeşim vardı. Okulu da beraber bitirdik, askerliği de beraber yaptık; aynı belediyede iş bulup aynı odada karşılıklı masalarda çalıştık. Sonra olaylar bizi birbirimizden ayırdı. Ama hâlâ daha manevi bir dostluk, vaktiyle birbirimize verdiğimiz bir söz nedeniyle devam ediyor. O söz de şuydu: Ne zaman bir kadeh rakı söylesek, eski dostluğun sağlamlığını kanıtlamak için, 2'nci kadehi de beraber isteyecektik.
Meyhaneci:
- Gerçek bir kankalık diye, ben buna derim işte, demiş.
* * *
Aradan epey bir zaman geçmiş ve bir akşam, çift kadehli rakıcı, meyhaneye geldiğinde, meyhaneciye:
- Bu kez 1 kadeh rakı gönder, diye bağırmış:
Meyhaneci, azıcık şaşkın:
- Niye 1 kadeh, demiş; yoksa öldü mü arkadaşın?
Hiçbir akşamı aksatmayan has müşteri:
- Yok, demiş; doktor bana yasak etti rakıyı. Onun için benimkini kaldırdım, sadece arkadaşımınki kaldı.
* * *
Kopenhag kriterleriyle, çağdaş düzeyde bir demokrasiye duyulan yakınlıkla dostluğu çağrıştıran bir fıkra işte...
Ne var ki, devletin selameti için çağdaş bir demokrasiyi sakıncalı bulan bazı doktorlar yüzünden, kankalığın simgesi olarak nutuklarda, nutukçuların 2 elinde birden havaya kalkarak çınlayan çift kadehler teke indi; o da boş olarak. Zaten eskiden çınlarken de, biri hiçbir zaman dolu değildi.
* * *
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hoca Allah aşkına söyle, Irak'ta Arapların birbirini öldürüp durması kimin işine yarıyor?
Hoca, tek bir sözcükle yanıt vermiş:
- Kefencilerin.
* * *
Avukat Taner Aktop'tan bir fıkra:
Adamın biri, kredi almak için bir bankaya başvurmuş.
Banka müdürü:
- Gözünüzle birlikte büzüğünüzün de birer fotoğrafını getirin, demiş.
Adam şaşırmış:
- Ne anlama yani?
Müdür:
- Önce sizde ne kadar kredi almayı kesecek bir göz var diye bakacağız; sonra da aldığınız o krediyi ödeyebilecek bir büzük var mı diye...
* * *
IMF de bazen bu tür belgeler istiyor mu, bilemiyoruz.
* * *
19'uncu yüzyıl şairlerinden Hasan Tahsin "Tıflı"dan bir yergi manzumesiyle bitirelim yazıyı:
Yergi
Terzi esvabını diktiği kumaştan çıkarır
Aşçı boğazını pişirdiği aşdan çıkarır
İstifade yolunu öyle bilir el uşağı
Sürmeyi gözden alır, rastığı kaştan çıkarır
Eskiden de var idi yaş çıkartmak gözden
Şimdi celladı kaza gözleri yaştan çıkarır
Gün olur yıldıza aylarca çıkar feryadım
Gerçif Tıflı sesini şimdi yavaşdan çıkarır
c.altan@prizma.net.tr

