
Hasan CEMAL
Demokraside çare tükenmez, Demirel'in sözüdür!
Sayın Demirel'in sözüdür, demokraside çare tükenmez. Gaziantep Üniversitesi'nde gençler, "Darbeye karşıyız!" diyerek Hurşit Tolon Paşa'yı protesto ederken bu sözü anımsadım.
Demokrasiye sahip çıkmak çok önemli. Özellikle bu yıl bu konuyu daha da önemsiyorum. Çünkü 2007 yılının Türkiye siyaseti açısından bir olgunluk sınavı olduğuna inanıyorum.
Bu yılı eğer istikrarsızlık çukuruna düşmeden, kazasız belâsız atlatacak bir Türkiye'nin önü daha çok açılacak diye düşünüyorum.
Gaziantep Üniversitesi'nde geçen hafta "Darbe istemiyoruz!" diye slogan atarak, eski Ege Ordu Komutanı Hurşit Tolon Paşa'yı protesto eden gençler, bu yılın olgunluk sınavı konusunda umut ışığı yaktılar.
Gençlerin elbette düzene karşı eleştirileri olacak. Eşitsizliğe, adaletsizliğe hiç kuşkusuz isyan bayrağı çekecekler. Dayanışma için, hak ve özgürlükler için elbette mücadele edecekler.
Bunlar çok doğal.
Eski deyişle eşyanın tabiatına uygun. Genç kuşakların, üniversite gençliğinin Türkiye ve dünyaya farklı pencerelerden bakmaları son derece normal.
Ama çağımızda bunun kadar hayati olan bir başka şey var:
Demokrasiye sahip çıkmak!
İşte bu yüzden Gaziantep Üniversitesi'nde gençlerin, "Darbe istemiyoruz!" diye slogan atarak Hurşit Tolon Paşa'yı protesto etmelerini önemsiyorum.
Onun içindir ki, Türkiye eğer bu yılı demokrasi ipine sarılarak atlatırsa, 'olgunluk sınavı'ndan da geçmiş olacak diyorum.
Bunu hiç göz ardı etmeyin.
Çünkü bu ülkede suları karıştırmak isteyenler var. Bu nedenle Çankaya Savaşları için düğmeye bastılar.
Ama inanıyorum.
Türkiye oyuna gelmeyecek!
Çünkü Türkiye'nin her şeyden önce siyasi istikrara ihtiyacı var. Ekonomik büyümeyi sürdürmesi için var. Bir büyük baş belası olan işsizliği yenebilmesi için var. Gelir dağılımını düzeltebilmesi için var.
Türkiye'nin demokrasi ve hukuk çıtasını yükselterek AB yolunda yürümesi için de istikrara ihtiyacı var.
İstikrar her şeyin başı!
İstikrar olmadan bu ülkede hiçbir şeye dikiş tutturulamaz. Bakın, Türkiye'nin son yıllardaki istikrarı ve AB yolunun açılmasıyla birlikte, Türkiye'ye 2005'le 2006'da yapılan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının toplamı 28 milyar dolar oldu.
Oysa 1980'le 2003 arasında, tam 23 yılda ancak 18 milyar dolar civarındaydı bu yatırımlar... Sadece bu yılın beklentisine gelince, 30 milyar doları yakalıyor, hatta geçiyor.
Ayrıca, son beş yılda kişi başına düşen milli gelir 2 bin dolar civarından 5 binin üzerine çıkmış durumda. Toplam milli gelir ise 200 milyar dolardan 400'e yükseldi.
Bu rakamlara dudak bükmeyin.
Türkiye'nin aş ve iş meselesinin halledilmesi de, gelir dağılımının düzelmesi de, demokratik hukuk devletinin dikiş tutması da bu rakamların çok daha yükseklere sıçramasından geçiyor.
İşte siyasi istikrar bunun için şart. Askeri müdahale söylentileriyle havası bulandırılmış, rejimi kurtarmak adına sokak savaşlarına itilmiş bir Türkiye'ye yazık olur.
Normal seyrinde gitmesi gereken bir cumhurbaşkanı seçimini ya hep ya hiç ahmaklığına dönüştürmek isteyen bir zihniyet kargaşasına Türkiye'nin izin vereceğini sanmıyorum.
Bunun gibi, bir takım dengeler uğruna seçim sandığından, sanki 1991-2001 arasındaki kayıp yıllar yaşanmamış gibi, daha hâlâ koalisyon hükümetleri çıkmasını tercih edebilen fantezilere de Türkiye'nin ihtiyacı olduğu kanısında değilim.
Gaziantep Üniversitesi'nde "Darbeye karşıyız!" diyen gençlerin sesine kulak verin. Özellikle gençleri sokağa dökmek isteyenler bu sesi duysun.
Çare, seçim sandığıdır.
İster TBMM'de, ister ülke çapında sandığa yansıyacak 'millet iradesi'ne saygı göstermektir tek çare.
Bu çağda ve Türkiye'nin eriştiği gelişmişlik düzeyinde, demokrasiyle barışın önceliği, millet iradesinden korkmak değildir.
Başka filmleri çok gördü Türkiye. Hepsi de bu ülkeye değerli zamanlar kaybettirdi, acılar yaşattı.
Oysa demokrasilerde çare tükenmez! Öyle değil mi Sayın Demirel?..
h.cemal@milliyet.com.tr

