Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 06 Nisan 2007 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Emin Çölaşan-Melih Gökçek kapışması: Kimine makara kimine gargara...


tubakyol@yahoo.com

Melih Gökçek-Emin Çölaşan karşılaşması galibi olmayacağı belli bir karşılaşmaydı. Kimi tutuyorsanız onu tutmaya devam edersiniz ya da her ikisini de tutmamaya devam edersiniz.
Fakat eğlenceli olacağı kesindi.
Yine de, bu kadar eğlenceli olabileceği kimin aklına gelirdi?
Karşılaşma sıralı ataklarla başladı. İlk söz Emin Çölaşan'ındı. Sonra Melih Gökçek'e geçti. Yok hayır, maç böyle "ortada" devam edemezdi.
Nitekim etmedi.
"İ nokta Melih" etabı bizi bizden aldı, koltuktan yerlere attı.
Gökçek "Şerefine haysiyetine, ne kastediyordun?" diye ısrar ederken, ben basbayağı kopmuşum. "Neyi kastediyorsan ben de sana onu iade ediyorum" azıcık çocukça da olsa, mızıkçılık da koksa, neticede goldü.
"İ nokta" tek küfür olarak da kalmadı; canlı yayında "p.." ve "s..tir" ona eşlik etti.
TGRT Haber ceza alacak değil mi?
Sunucular hiç de rahatsız olmuş gibi görünmüyorlardı, biz mi üzüleceğiz yani TGRT için?
Programın sonunda da Emin Çölaşan'ın kadın olduğu ortaya çıktı.
Gökçek, Çölaşan'ın kimlik sorgulama bilgilerinde "kadın" olarak geçtiğini kapı gibi belgesiyle ispat etti!
* * *
Biri belediye başkanı, diğeri gazeteci...
Bu program kimine uzun süre yetecek makara malzemesi kimine içki masasında "laf gargarası" verdi: "Ne olacak bu Türkiye'nin hali?"

"İyice manyak" "Ünlü"

Doğa Bekleriz'i hoş bulurdum televizyonda gördüğümde. Güzel gülen bir kadındı. Bir ara "Çarkıfelek"te hostesti. Sonra üç manken bir albüm mü yaptılar, single mı ne; tutmadı.
Ve kulaklarını yapıştırdı. Japon yapıştırıcısıyla. Kepçe görünmesinler diye. Çok komik değil miydi? Sevimli komik.
Silikon taktırdı, boşanacağını açıkladı ya da boşanacağını açıkladı ve sonra silikon taktırdı. Savaş Ay'a röportaj verdi.
Komikti ama sevimli miydi?
"Televizyon Makinası"na çıkıp o röportajla ilgili röportaj verdi. Sonra bir adamla fotoğrafı ortaya çıktı, bir süre bilumum programlarda "Ben kocama ihanet etmedim" diye ağladı. En son uçakta koltuğunu dikleştirmediği için şikayet edilince "Ben ünlüyüm, hostes çirkin" dedi.
Doğa Bekleriz bu kadar mı ünlü oldu?
Geçen gün sevgilim televizyonda gördü, "Doğa Bekleriz mi o?" diye sordu.
Sevgilim Doğa Bekleriz'i adıyla, simasıyla tanıyor mu?
Tanıyor.
Bayağı ünlü olmuş.
Tüm bu olan bitenin arasında bir yerde "İyice manyak oldum" diye de bir açıklaması var.
"İyice manyak olmak" ile "ünlü olmak" arasında bir bağlantı var ama hangisi diğerinin sebebi, yoksa tersinir tepkime mi, yani çift yönlü mü, bu ikisi mütemadiyen birbirlerini mi yaratıyorlar; bilemedim.

Ekranınızın ayarıyla oynamayınız, Seda Sayan'ın programı bu

Genç Parti reklamlarında Cem Uzan'ın arkasındaki küçük çerçevedeki fotoğrafta kimin olduğu merak edilmiş, babasıyla kardeşi olduğu düşünülmüş, sonra Genç Parti açıklamış: Cem Uzan ve eşi Alara Uzan'ın gençlik yıllarında çekilmiş bir fotoğrafıymış.
Kelebek'te Cengiz Semercioğlu soruyor: "Peki o fotoğraf neden daha belirgin değil de, kafaları karıştıracak, tartışma yaratacak kadar flu?"
Haydi o bir fotoğraf, arkada duruyor, küçük bir çerçevede, öyle-böyle...
Ben şimdi çok alakasız bir şey soracağım.
Nasıl oluyor da Seda Sayan sabahları canlı yayında flu olabiliyor?
Kendi gözlerime güvenemedim. Belki benim gözlerim Seda Sayan'a netlik ayarı yapamıyordur.
Bir arkadaşa sordum...
"Aaa kadın resmen flu" dedi, "ama net konuşuyor."

Müneccim miyim, neyim?

Norveç maçının ikinci yarısının bir bölümünü izledim sadece. Bizimkiler atacaklar, atacaklar, bak şimdi atacaklar derken, hop, yine kaçırdılar. Maç böyle hah attılar-tüh kaçırdılar diye giderken, biz attık, top yavaş yavaş gitti, kaleye girdi ama öyle heyecanlanacak bir durum yoktu, ofsayttı galiba ya da her ne haltsa, gol olmadığı belliydi.
Sevgilim sıkıntıyla üfledi, ben de ona dönüp "Merak etme" dedim, "az sonra gol olacak. Top yolu öğrendi."
O kadar babamın esprisi ki bu. Böyle bir espri yaptı mı daha önce, yapmadı mı hatırlamıyorum, büyük ihtimalle yapmıştır, benim de oradan aklımda kalmıştır.
Esprime "baba esprisi" teşhisi koyunca, kendi kendime daha çok eğlendim. Hamit Altıntop serbest vuruş kullanırken de "Bak" dedim bilmiş bilmiş, "Nasıl vuracağı mühim değil. Göreceksin. Top kendi kendine gidip kaleye girecek."
Sevgilim kesin "Bi'sus" diyordu içinden, bana bakmadı bile.
Gitti o top gol oldu ama n'aber...
Yok, ikinci golde direkt dahlim yok.
Ama sıkılıp diğer odaya giderken sevgilime "Bu top bunu yine yapar" dedim .
İkinci gol olunca sevgilim seslendi: "Üçüncü de olacak mı?"
Futbol izlerken çocuk gibi oluyor şu erkekler. Müneccim miyim canım; ben ne bileyim...

Açık oturum remix'i: "Magazin Mahkemesi"

Fox'ta "Magazin Mahkemesi" diye bir program başladı. Deniz Akkaya ile Şenay Akay avukat, karşılarında da magazin basınını temsilen smokinler içinde Bekir Hazar'la Suna Üçkarışoğlu oturuyor.
Haftanın konuları celse celse konuşuluyor.
"Konuşuluyor" denemez gerçi. En azından benim izlediğim bölümde üçü aynı anda bağrışırken, Şenay Akay ha bire "Müsaade eder misiniz?" diyordu.
Bir tür müzik sanki; (tartışma) üç sesli, Akay da "loop" yapıyor.
Loop; müzikte tekrar eden kısa söz, melodi falan demek.
Ben bu vıdı vıdı müzikle mutfağa gidip gelirken dans bile ettim. Deli gibi görünüyordum. Neyse ki kimse görmedi.
Açık oturum remix'i gibiydi yani, iyiydi.
Söylenenlerin çoğunun anlaşılmaması bile iyi olabilirdi.
Ama söylenenlerin tümünün anlaşılmıyor olması işi biraz bozuyor.
Şu tempoyu düşürmeden, her celsenin sonunda her iki taraftan bir kişiye kısacık sololar attırsalar; kapanış konuşmaları tadında...
Fevkaledenin fevkinde, tam süper olacak.
Ayağa falan da kalksınlar, Amerikan filmlerinde olur ya hani. Hem belki bu sayede Şenay Akay'ın "müsaade onun"ken ne söyleyeceğini de duymuş oluruz.

manik depresif köşe

Televizyon çok sıkıcı diye yazacaktım. Yeter artık, bir şey yapsınlar lütfen diye. Her akşam DVD'de film izliyoruz. Bu kadar film hakikaten bünyeye zarar. Derken...
Televizyon geçen hafta fena değildi.
Hiç fena değildi.
Magazin ve tartışma programları gibi manik iki-üç tane de dizi olsa, DVD depresyonum hafifleyecek galiba.


PAZAR
"Düşünsene, uğruna ağladığım Zico beni sahnede izlemeye gelmiş"
"Ben Sezen'e hayranım, Sezen bana..."
"İyi ukala olmak herkese nasip olmaz"
Üç Amerikalının kurduğu fasıl ekibi
Denktaş'ın "Rauf" halleri
Acele komik eleman aranıyor!
Centilmen, züppe ve pop ikonu
Balık avlayan kedi
Laik-i dünya manik-i dünya
Prof. Baskın Oran için "Ders veremez" kararı
Koçlara öneriler
Leyla sınıfı zor geçti
Camilerimiz elden gidiyor, biz seyrediyoruz
Ne sağlıktan ne lezzetten vazgeçin!
Emin Çölaşan-Melih Gökçek kapışması: Kimine makara kimine gargara...
Kozak'ta yayla havası
84 yıl önce promosyonlu çocuk dergisi





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural

© 2006 Milliyet