
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
'Kara Korsan' kimi merak etmişti?
AYHAN Yetkiner'i de uğurladık; şair Metin Altıok'un dediği gibi, "Ne zaman bir dosta gitsem evde yoklar"a o da karıştı.
İsmail Sivri'nin kulakları çınlasın, Ayhan Yetkiner'in lakabı "Kara Korsan"dı, niçin?
1950'li yılların sonunda CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek'in tutuklandığı Karadeniz gezisinde mi ona "Kara Korsan" demiştik ya da Gazeteciler Cemiyeti'nin her kongresinde ele avuca sığmazlığından mı?
* * *
EN son aylar önce Babıâli'de Gazeteciler Cemiyeti'nin kapısında karşılaştık, sitem etti:
"Cemiyete hiç gelmiyorsun!"
Sonra oradan buradan ve tabii İsmail Sivri'den konuştuk, bir ara aklına takılan bir şeyi sordu:
"Sen bir yazında, cumhuriyetin ilk yıllarında, şapka giydiği için İstiklal Mahkemesi koridorlarında şiddete uğrayan bir gazeteciden söz etmiştin, kimdi bu gazeteci?"
Bu gazeteci Hikmet Şevki'ydi, Şevket Süreyya Aydemir "Suyu Arayan Adam"da bunun hikâyesini anlatır.
* * *
ŞEVKET Süreyya "Aydınlık" dergisinin yazarlarındandır, yine sola karşı bir "tevkifat" başlamıştır. TKP'li Dr. Şefik Hüsnü ve şair Nâzım Hikmet tevkifatı önceden duymuş, memleketi terk ediyorlardı. Şevket Süreyya kararını verir; kaçmayacak, burada kalacaktı, kaderi bu toprağa bağlıydı.
* * *
O gece tutuklandı, Ankara'ya sevk edildi, trenden inince doğru Hacı Bayram türbesine giden yolun alt sokağında, iki katlı harap bir binada çalışan İstiklal Mahkemesi'ne gönderildiler, öyle otobüsle, kamyonla, otomobille değil, yayan, yanlarında jandarmalar...
* * *
MAHKEMENİN alt katında sıralarını beklerken ikinci katta bir gürültü koptu, iri yarı, pehlivan yapılı, başında kalpak, bir görevli, hasır şapkalı bir gencin yakasına yapışmış tartaklıyordu:
"Nedir bu kepazelik? Bu şapka da ne oluyor? Baban da mı şapka giyerdi, anandan mı şapkalı doğdun?"
Böyle bağırarak genci tekmeyle merdivenden yuvarladı.
İşte bu genç, gazeteci Hikmet Şevki'ydi, şapka kanunu daha çıkmamıştı ama, "devrimin öncülüğünü" yapıp şapka giyenlerdendi, başına gelenler bu yüzdendi.
* * *
ŞEVKET Süreyya ve arkadaşlarının İstiklal Mahkemelerine ikinci gidişlerinde, yine üst katta bir gürültü koptu, geçen sefer başı kalpaklı görevli bu defa kalpağı çıkarmış, şapka giymiş, devimciliğe soyunmuştu! Aynı adam, bir grubun önünde yürüyen, sarıklı, cüppeli bir müderrise, din hocasına bağırıp çağırıyordu. Fatih müderrislerinden Atıf Hoca, şapka kanununa muhalefet etmiş, iş büyümüş, suç, birtakım ithamlarla da karışınca mahkemeden idam kararı çıkmıştı. İki gün önce kalpak giyen, şapka giydiği için gazeteciyi tekmeleyen "devrimci" şimdi başında şapka, müderrise bağırıp çağırıyordu, idam cezası bile ona az gelmişti!
* * *
AYHAN Yetkiner bu gazetecinin kim olduğunu niçin merak etmişti?
Yoksa şapka giyen gazeteciyi tekme tokat iteleyen, sonra kalpağı çıkarıp şapka giyeni mi merak etmişti?
Oysa onlar o kadar çoktu ki?
Şöyle bakın etrafınıza....
Dün ne yazıyorlardı, bugün ne yazıyorlar, dün ne yapıyorlardı, bugün ne yapıyorlar?
Ayhan Yetkiner'in dürüst "Kara Korsan"lığı da bunlara usanmadan dikilmesinden gelmez miydi?
Allah rahmet eylesin...
h.pulur@milliyet.com.tr

