|
 |
|
|
"İyi ukala olmak herkese nasip olmaz"
Ferzan Özpetek'in yeni filminde yine kilit rollerden birini canlandıran Serra Yılmaz, "Oyunculuğu istediğim gibi yapabilmek için mutlaka bir yan gelire ihtiyacım var" diyor. Çevirmenliği sevme nedenleri ise "Çok şey görüp öğrenme, böylece rahatlıkla ukalalık yapabilme fırsatı vermesi"...
MELİS ALPHAN
Bazı insanlar vardır. Bütün gün, her gün onunla yan yana olsanız sıkılmayacağınızı hissedersiniz. Serra Yılmaz böyle biri. Cihangir'deki panoramik Boğaz manzaralı evinde bıraksalar akşama kadar oturabilirdim. Rahat, samimi, hayatı hem ciddiye alır hem almazmış gibi bir hali var. Duyarlı ama karamsar. İşin yanında özel hayatının ne kadar yoğun olduğundan söz ediyor. Evde sürekli bir yatılı misafir durumu varmış. Biri gidiyor, biri geliyor. Aslında biri demeyelim... Geldiler mi, dört kişi falan geliyorlarmış.
Yılmaz 6 Nisan'da vizyona girecek olan Ferzan Özpetek'in "Bir Ömür Yetmez" filminde Türk mütercim tercüman Neval'i canlandırıyor. Bu filmde olduğu gibi Yılmaz'ın gerçekte de iki işinden biri tercümanlık. Onu filmlerde olduğu kadar Papa'nın, Cumhurbaşkanı'nın ya da Başbakan'ın yanında da "tercüman" sıfatıyla görüyoruz.
Kendi esprisine gülmeyip etrafındakileri izleyenlere, kimi ne kadar güldürdüğüne bakanlara hep sinir olmuşumdur. Esprisine benimle beraber gülen insanlar bana daha samimi ve eğlenceli gelir. Serra Yılmaz böyle biri. Toplanıp giderken baktık sokak kapısı açılmıyor, zorlamak gerekiyormuş. "Kapı kilitli mi?" diye sorduğumuzda "O erkekleri kandırmak için" dedi ve son bir kahkaha patlattı.
Ferzan Özpetek'le ne zaman tanıştınız?
1997'de Strasbourg'da Türk Sinema Haftası'nda tanıştık. Ferzan oraya "Hamam" filmini sunmaya gelmişti. Gerçi daha önce bir temasımız olmuştu. "Hamam"da teyzemin mektubunu Türkçeye çevirmiştim. O gün çok eğlendik, çok güldük. Birbirimizden pek hoşlandık.
"Gel benim filmlerimde oyna" demiş miydi?
Dedi ama ben öyle şeyleri takmam. Bunlar öyle der ve giderler sonra.
Meğer o ciddiymiş...
Şubatta telefon açtı, "Şu anda çalıştığım senaryoda bir rol yazıyorum sana" dedi. Nisanda da hakikaten geldi senaryoyla.
Sizi onun için vazgeçilmez yapan ne?
Belgeler var elimde! Çalındı, hakikilerini çaldırdım zannetti ve "Kutsal Yürek"te oynatmadı. Baktı ki sahtelerini almış, bu filmde yeniden oynattı!
Senaryoda sizin için bir rol mü yaratılıyor?
Öyle, tabii ki. Yoksa kırarım bacağını.
Özpetek "Serra Yılmaz'la çok büyük bir dostluğumuz var. Onunla beraber olmak için film aslında bir bahane" demiş.
Rol olmadığı zaman yok işte. Nitekim "Kutsal Yürek"te yoktu. Öyle bir proje olur ki, o projede rol olmaz, ben de oynamam. Bu kadar basit. Her filminde oynayacağım diye bir kural yok.
"Evimde yemek davetleri vermeyi çok severim"
Size artık "Ferzan'ın oyuncusu" gözüyle bakılıyor. Bu algılama gelebilecek başka tekliflerin önünü kesiyor mu?
İtalya'da evet. Bazı yönetmenler var ki, Ferzan'la çalıştığım için benimle çalışmazlar. Aralarında büyük bir sempati yok. Neticede yönetmeninden hoşlanmıyorsan oyuncusuyla da pek çalışmazsın.
Ferzan Özpetek'in filmlerindeki dostluklar, kalabalık masalar ve neşeli yemekler izleyeni kıskandıracak nitelikte. Siz dostlarınızla bu tarz bir yaşam sürüyor musunuz?
Sürekli aynı insanlarla görüşmenin yanı sıra o insanların dışında yeni insanlar da katarım hep çevreme. Herkesin kendine göre bir tavrı var hayatta. Kimi insanlar çok fazla yeni insan istemez, ben isterim. Meraklıyımdır. Belirli insanlarla tanıştığımda onlardan etkilenirim, onları tanımak isterim.
Bir de evimde yemek davetleri olsun, danslar olsun, arkadaşlarım gelsin, yenilsin, içilsin, sohbet edilsin, çok severim. Ama hiçbir zaman benim evimdeki davetlerde tek gruba ait insanlar yoktur. Çok değişik yaş, ırk, dil, iş gruplarına ait, çok farklı çevrelerden insanları bir araya getirmek hoşuma gidiyor.
Filmde size "Yabancı mısınız?" diye soruyorlar. Siz de "Hayır, Türküm" diyorsunuz.
Il Manifesto gazetesi bunu cumartesi ekinin manşeti yaptı.
Bu repliğin içinde barındırdığı siyasi mesajı bir yana bırakırsak, sizin hiçbir yerde yabancı olmama gibi bir durumunuz var. Girdiğiniz her ortama ait gibi duruyorsunuz.
Öyle. Bu yüzden beni çok büyüleyen ülkelerden biri Japonya çünkü gerçekten kendimi orada öyle hissetmiyorum. Orada kendimi yabancı hissediyorum. Anneannem de benim gibiydi. Annem öyle değildi. Benim arkadaşlarım bu sokaktan geçiyorlarsa kapımı rahatlıkla çalabilir. Ama annem habersiz birinin gelmesinden hiç hoşlanmazdı.
"Flört çok tatlı bir şey"
Türkiye'de kadın hakları, insan hakları, azınlık hakları gibi konulara bakışınız nasıl?
Kazanmamız gereken çok hak var çünkü ben dünyadaki en büyük azınlığa mensubum. Kadınım.
İyimser misiniz?
Gidişatla ilgili çok karamsarım. Her açıdan. Hem siyasi açıdan hem çevre açısından... Bütün oluşan iklim değişikliklerini, olan biteni inanılmaz ürkütücü buluyorum. Ve insanların bundan bu kadar etkilenmemeleri beni hayrete düşürüyor. Benim kızım şu anda çocuk sahibi olmak istemiyor ve ben için için "İyi ki istemiyor" diye seviniyorum.
Siz olsaydınız şimdi çocuk sahibi olmayı düşünür müydünüz?
Katiyen olmazdım.
Nasıl bir annesiniz?
Nasıl bir anne olduğumu benim değerlendirmem zor... Ama kızım çok iyi bir kız. 10 yıldır Fransa'da yaşıyor. Çok aşık. Çok sevdiğim bir hayat arkadaşı var. İçim rahat. Kızım çok serbestti ama ben disiplinli bir anneydim. Serbestlik ve disiplinliliği karıştırmayan biriyim. Ayşe hep sınırlarla büyüdü. Ve bugün çevreme baktığımda çocuklarına sınır koymamayı marifet zanneden anne babaların çocuklara büyük kötülük yaptığını düşünüyorum. Ama iyi bir anne diye bir şey yok. İnsan hiçbir zaman en iyi anne olamıyor.
Çok çapkın olduğunuzu söylüyorlar.
Rivayet! Erkekleri severim. Flört çok tatlı bir şey. Flörtsüz bir dünya çok sıkıcı olurdu.
Başarılı bir aşçısınız.
Doğru. Sinemada harcanıyorum!
Sevgilinizden bahseder misiniz?
Hangi birinden bahsedeyim!
"Devlet işlerinde tercümanlığın yanı sıra yol yordam bilmek lazım"
Papa geliyor sizi çağırıyorlar, cumhurbaşkanı ya da başbakan İtalya'ya gidiyor, sizi çağırıyorlar. Neden siz? En iyi çevirmen siz misiniz?
Fransızca konusunda en iyi bence Yiğit Bener ile benim. Serra Yılmaz'ı özel olarak istediklerini hiç sanmıyorum. Ama mesela Vatikan konusunda hakikaten özel olarak beni istediler. Şahsen beni aradılar. Bizim, tercümanlar olarak bu işi bize organize etmesi için kurduğumuz bir şirket var. Burayı arıyorlar ve işbölümünü büromuz yapıyor. Tabii devlet işlerine dünkü çocuğu yollamazlar. Çünkü devlet işinde tercümanlığın yanı sıra, yol yordam, aktüalite bilmek lazım.
Mesela en son Cumhurbaşkanımızın İtalya gezisinde tercüman olmayan ama bu işi arada bir yapan arkadaşlar vardı. Hakikaten yol yordam bilmiyorlardı. Bizim işimizin bazı sıkıntıları vardır. Bir cumhurbaşkanı davetinde sürekli koşarsınız. Oysa Cumhurbaşkanı'nın eşine yardım etmesi gereken arkadaşlar sürekli geride kalıyor. İşin parçası bu. Bu bir marifet. Çünkü o anda güvenlikler üzerinize yürür, kendinize bir yol açıp onları yalnız bırakmamak işin zorluklarından biridir ama bunu yapmayı bilmeniz lazım.
Siz önce oyuncu, sonra çevirmensiniz, değil mi?
Oyuncuyum ama oyunculuğu istediğim gibi yapabilmek için mutlaka bir yan gelire ihtiyacım var. Tiyatro ve sinema düzenliliği olan işler değil.
Çevirmenliği seviyorsunuz bir yandan da.
Evet. Birincisi çok şey görüp öğreniyorsunuz ve böylece rahatlıkla ukalalık yapabiliyorsunuz. Bu çok küçümsenecek bir şey değil. Hayatta iyi ukala olmak herkese nasip olmaz. İkincisi, çok ilginç insanlarla karşılaşıyorsunuz. Şu anda dünyada milyarlarca insan var ki Papa'yı çok merak ediyor. İşte ben Papa'yla bir gün dolaştım. Çok merakımı uyandıran bir durum değildi. Yaptığım işte çok daha ilginç konumlar oldu. Benim için Avrupa Konseyi'nin bazı misyonlarında bulunmuş olmak, işkence komitesiyle çalışıyor olmak çok daha ilginç.
"Ben İtalyancayı Papa'dan daha iyi konuşuyorum"
İtalyancayı arkadaşlarınızdan öğrendiğiniz doğru mu?
11 yaşındayken tanıştım bu arkadaşlarımla. 18 yaşına geldiğimde yavaş yavaş konuşmaya başladım ve giderek arttı.
Papa Türkiye'ye geldiğinde ona siz tercümanlık yaptınız. Onun İtalyancasını nasıl buldunuz?
Normalde ben Papa'nın Fransızca konuşacağını sanıyordum. Vatikan'ın diplomasi dili Fransızca. Ama o İtalyanca konuşmayı seçti. Tabii ki İtalyancaya vakıf ama İtalyancası çok şiveli. Yoğun bir Alman şivesiyle konuşuyor. Ben o anlamda ondan çok daha iyi konuşuyorum.
Papa'yla ilk karşılaştığınızda ne konuştunuz?
Bu tür işlerde pek bir şey konuşmayız. Diyalog kurduğumuz insanlar olabilir ama bizim baş başa konuşmamızı gerektiren bir şey yok aslında.
Hiç sohbet etmediniz yani...
Bana çok teşekkür etti, madalyon gibi bir şey hediye etti. Etmesi de gerekiyordu çünkü onların tercümanı tercüme yapamadı. Onların tercümanı Türk kökenli bir papazdı. O yapamayınca iki tarafı da ben tercüme etmek zorunda kaldım.
|
|
|

|