Düşman edinmenin sırları
Kemal Kapulluoğlu'nun Futbol Federasyonu Başkanvekilliği'nden istifasını tebessümle karşılayanları görür gibiyim.Garipsemiyorum bu tabloyu.
Onun para için görevini bıraktığı söylentisini yayanlar, içinde oldukları sistemin dört bir yandan didiklendiğini farkedemeyecek kadar uzağındalar gerçeklerin.
Kemal arkadaşımdır.
Federasyondan ayrılmasına en çok sevinenlerin başında ailesi ile birlikte belki de ben gelirim.
Ve para için ilkelerinden vazgeçmeyeceğini, yaşamını sürdürmek zorunda olduğu işlerini aksatsa da, bunu asla sorun etmeyeceğini bilirim.
Adamdır Kemal.
Bundan dolayı federasyon yöneticiliği sırasında dosttan çok düşman edinmesi doğaldır.
Kemal Kapulluoğlu'nu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in hedef seçmesi de, bugün hakkında dedikodu üretenlerin hâlâ yumuşak koltuklarında oturabiliyor olmalarındandır.
İki tip yönetici var
Futbol Federasyonlarında geçmişten bugüne iki tip yönetici profili vardır.Birincisinde seyahatlerde uçağın ilk sıralarında yer kapmayı ve eşe dosta bedava maç bileti dağıtmayı görev bilenler yer alır.
Diğerinde ise, yöneticiliği proje üretmek, sorun çözmek, birikimini hizmet ettiği sektöre aktarmak olarak görenler ağırlıktadır.
Bunları kolay kolay birbirinden ayıramazsınız.
Zaman ve olaylar oyunun aktörlerini hak ettikleri yere koyar.
Herkes layık olduğunu yaşar.
Bazılarının hoşuna gitmese de Kapulluoğlu'nun istifasının, başladığı işleri yarım bırakacağı anlamına geleceğini sanmıyorum.
Futbolun dışında ve gelişmelere duyarsız kalamaz.
Ancak ayrılış gerekçesini genel sekreterinin maaşını kıskanmak şeklinde algılayanları gördükçe dayanamıyorum.
Oysa onlar, ufak hesapları bırakıp gerçek anlamda futbola hizmet etmeyi düşünebilseler.
Kriz yaratmak yerine fikir mücadelesi yapsalar.
Biliyorum kolay değil!
Bazı şeyleri anlamıyor olabilirler.
Ancak yetersizlikleri federasyon yöneticiliği gibi bir hizmette söz konusu ise, topluma da onları sorgulama hakkı doğar.
Unutmayalım makamlar kalıcı, isimler geçicidir.
İlhan Abi'nin çiftliğiHiç teknik direktörü görevinden ayrıldı diye ağlayan bir takım gördünüz mü?
Bazen hocasını çok seven iki genç gidişinin ardından birkaç damla gözyaşı dökebilir.
Gelin görün ki Metin Diyadin'in Gençlerbirliği Oftaşspor'a vedasında durum çok farklıydı.
Onlarca pırıl pırıl çocuk çok sevdikleri Diyadin'in zamansız gidişine anlam veremediler.
Zaten isteseler de bu düzene (!) akılları ermezdi.
Gençlerbirliği'nde alışılmış bir "İlhan Abi" klasiği daha yaşandı.
"Bu takımı kümede tut yeter" dedikleri Diyadin o takımı Süper Lig'e doğru taşırken sabredemediler.
İşine karıştılar, yardımcılığına babası yaşında adamları önerdiler.
Yetmedi sahaya çıkaracağı kadroyu kurmaya kalktılar.
Son darbeyi de en yakın mesai arkadaşından yedi, onun taşıdığı sözlerle sorgulandı.
Uzatmayalım...
Adı üzerinde, Beştepe İlhan Cavcav Tesisleri.
Bu sınırlar içinde her şey tek kişiden sorulur.
Bu topraklarda sadece onun borusu öter.
Diyadin'in Karadenizli damarına bastılar, genç adam da dayanamadı.
İlhan Abi'nin çiftliğinde postayı koydu ve çekip gitti.
Başından bunca şey geçtikten sonra başkan artık daha sağduyulu, şefkatli, anlayışlı davranır mı diye düşünüyorduk ki...
Yine yanıldık.
Barcelona bekler miydi?
Bir Manchester, Barcelona ya da Juventus takımı, adına dostluk maçı veya başka bir şey deyin, 2.5 saat bir stadın soyunma odasında bekletilebilir miydi?
O takımın teknik direktörü, menajeri, varsa herhangi bir şeyi buna izin verir miydi?
Onlar da dünyanın bir ucuna gidip hatır maçı, hayır maçı oynuyorlar.
Acaba böyle bir manzara ile karşılaşmışlar mıdır?
Sanmıyorum.
Ancak Fenerbahçe takımı ve futbolcuları Halep'te resmen siyasetçilerin oyuncağı oldu.
Bizden önce Olimpiakos ve Juventus'un kapısını çalan, istedikleri paraları duyunca dudakları uçuklayan Al İttihadlı yetkililer, masraflarını kendi cebinden karşılayan bir Türk takımı bulunca 3 Nisan'ı adeta bayram ilan etti.
Çeyrek asırda bitirebildikleri Olimpiyat Stadı'nın açılışında Suriyeli ve Türk siyaset adamları tribünlerde onbinlerce seyirciyi, ekranları başında milyonlarca insanı unutup, futbolu kendi şovlarına malzeme yaptılar.
Biz ise Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın isteğidir diye kupa maçlarının tarihini değiştirip fikstürümüzü altüst etmeyi görev bildik.
Sakın ola bundan böyle kimse bizi alaturkalıkla eleştirmesin.
Meğer, beterin de beteri varmış!
Kayyum kesin de...
Hafta içinde Futbol Federasyonu muhaliflerinin kayyum heyeti atanması talebiyle mahkemeye açtığı davanın duruşmasını izledik.
Duruşma öncesi davacı avukatı Mehmet Ali Alan bazı meslektaşlarımıza o salondan kayyum kararı ile çıkacaklarını, federasyon avukatları ise bilirkişi atanması olasılığının yüksekliğinden söz ediyordu.
Uzatmayalım, hakim seçim isteyen delegelerin imzalarının incelenmesi için bilirkişi atadı ve 25 Nisan'a tarih verdi.
Yeni tartışma konusu ise şu;
Hakim 25 Nisan'da kayyum atarsa federasyon buna itiraz edebilir ve karar kesinleşinceye dek seçim sürecini uzatabilir mi?
Uzmanları yanıtladı.
Söz konusu dava kayyum heyeti atanması için açıldığından hakim bu kararı verirse dosya kapanır. Dolayısıyla taraflardan biri (Futbol Federasyonu) itirazda bulunabilir. Bu durumda Yargıtay kesin kararını verinceye kadar kayyum göreve başlayamaz. Böylece Haziran'dan önce federasyon istemezse, seçim olmaz.
Aksi takdirde?
Hakimin hem kayyum ataması, hem de davayı devam ettirmesi gerekir ki...
Alışılmadık bir uygulama olmamakla birlikte, bu durumda futbol 10 Mayıs'ta sandık başına gider.
cersen@milliyet.com.tr

