|
 |
|
|
Nostaljik Kemalizm, devlet ve din
ABD'de yayımlanan iki kitabında ve Berlin'de sürdürdüğü araştırmada başlıktaki üç konuyu irdeleyen antropolog Esra Özyürek, "içinden bildiği" Türkiye'ye dışından bakıyor
Yapmaya çalıştığım" diyor Esra Özyürek, "içinden bildiğim Türkiye'ye, dışından bakmak."
Çabasının ürünü iki kitap ABD'de yayımlandı. Biri, Özyürek'in kaleme aldığı, "Moderne Duyulan Nostalji: Türkiye'de Devlet Laikliği ve Gündelik Politika". Diğeri, editörlüğünü yaptığı "Türkiye'de Toplumsal Hafıza Politikaları".
Bu ikincisi, 2001'de İletişim'den çıkan "Hatırladıkları ve Unuttuklarıyla Türkiye'nin Toplumsal Hafızası" adlı kitabın genişletilmiş hali.
Boğaziçi'nden mezun olduktan sonra, Michigan Üniversitesi'nde antropoloji mastır ve doktorası yapan Özyürek, halen Kaliforniya Üniversitesi'nin San Diego kampüsünde ders veriyor. Bu akademik yılı ise aldığı ödül ve burslar sayesinde, Berlin'de, Müslümanlığa geçen Hıristiyan ve ateistler üzerine çalışarak geçiriyor.
Özyürek ile, Berlin-Washington telefon hattında, iki kitabı ve yeni araştırması çevresinde konuşuyoruz...
Neden "nostaljik Kemalizm"?
Kemalizmin öldüğünü düşünmüyorum. Tekrar farklı şekillerde, bazen beklediğimiz bazen hiç beklemediğimiz yerlerde karşımıza çıkıyor. Onu geçmişten bugüne davet ediyorlar. Bir şeye nostalji duymak, onu bugüne tekrar davet ederken, bir yandan da geçmişte kaldığını kabul ediyor. Yoksa, geçmişte kaldığını hiç düşünmediğimiz bir şeye nostalji duymuyoruz.
"Türkiye'de liberalizm de AKP de devletçi"
Kemalizmin özel hayatta yeniden üretilmesi bir özgürleşme mi?
Neo-liberalizm, özgürleşme ya da devletten bağımsızlaşma lafıyla birlikte gelse de, aslında devletin çok da parçası. Birtakım ideolojik liberalleşmeler de yine devletle çok yakın ilgili, devletin söylemlerini yeniden üretiyor.
Demokratik tavır nasıl ortaya çıkıyor?
Devlete, organlarından farklı, daha büyük bir olgu olarak bakma geleneği Türkiye'de çok güçlü. Bir sürü kültürel pratik, bu devlet dediğimiz kavramı yeniden üretiyor. Türkiye'de pek çok sivil toplum kuruluşu, "Türkiye Bir Şey Bir Şey..." adını taşıyor. Tam o bağımsızlığı aradığımız alanlarda, devleti yeniden üreten bir şey ortaya çıkıyor. İlk başta çok "grassroots" görünen AKP'yi, iktidara gelince, tekrar devlet pratiğinin, söyleminin en güçlü, en az demokratik şekillerinin içinde kendisini yeniden üretirken bulduk. Bağımsızlaşma ve demokratikleşme nerede bilmiyorum. Antropologlar nerede olmadığını görmekte galiba daha iyiler.
"Avrupa'da 'Müslümanlar' diye bir grup var artık"
Siyasi İslam da Atatürk'te meşruiyet arıyor...
Türkiye'de Kemalizmin dışında duran güçlü bir politik sistem yok. AKP de bugün Kemalizme çok benzeyen bir yerden konuşuyor; milliyetçiliğiyle olsun, büyük devlet anlayışıyla olsun... Kürt hareketi de, Türk milliyetçiliğinin karşısında bile dursa, söylemine baktığımızda Kemalist söylemin durduğu yerden geliyor. Belki daha çok küçük hareketler oldu Kemalizmin dışından konuşan ama büyük hareketler hep Kemalizme dönüyorlar şimdilik.
Milli söylemde dinin yeri ne?
Türkiye'deki tartışmaların çoğunun merkezinde aslında Hıristiyanlığın durduğunu düşünüyorum. Türkiye'de en milliyetçi yerler, geçmişte en çok Hıristiyanın yaşadığı, en çok Hıristiyanın katledildiği, en çok Hıristiyanın Müslümanlığa geçtiği yerler. Öcalan yakalanınca, ona "Ermeni dölü" diyenler oldu. Milli grupla dini grup çok geçişken. Onun için Kürtler Türkmüş gibi olabildiler ama Ermeniler Türkmüş gibi olamadılar. Zaten din değiştiren insanlara, Türkiye'de hemen herkes, "Sen artık Türk değilsin..." diyor.
Siz bunun izdüşümünü Avrupa'da gördünüz, değil mi?
Eskiden Avrupa'da kimse Müslümanlardan söz etmiyordu; "Türkler" diyordu, "Araplar" diyordu. Şimdi artık "Müslüman" diye bir grup var. "Müslümanlar arasında şöyle işsizlik var" diye sosyolojik bir kategori oluştu. Ben misyonerlerle ve Hıristiyan olanlarla çalıştığım için, Türkiye'de de o söylemleri takip ettim. Misyonerleri, Ermenileri, AB'yi, ABD'yi nasıl gördüklerini Türklere sorunca, hepsini "Hıristiyan" diye bir kategoriye koyuyorlar.
Sizce Türkiye hatırlamıyor mu, unutamıyor mu?
Modern Almanya'nın kimliği Yahudi soykırımının hatırlanması üzerine kurulu. Bu yüzleşme çok iyi. Ama bir yandan da Almanya, hâlâ 1930'larda kalmış, bugüne gelemiyor. Türkiye ise hiç yüzleşmediği için bugüne gelebiliyor. Ama bazı şeyler, tekrar onu çok güçlü bir şekilde geriye götürüyor. Üstü silinen çok büyük bir travma, tekrar çok güçlü şekillerde ortaya çıkıyor. Bir yandan da araştırmacılar, "Ermeni soykırımı"nın en yoğun yaşandığı yerlere gittiklerinde, aslında oradaki insanlar bu hikayeleri anlatabiliyorlar. Böyle bir şey olduğunu, inkar edilse de, artık herkes biliyor. Bu kadar inkar edilmesi, bir yandan bir şekilde kabul edildiğini de gösteriyor.
"Ailem CHP'li, bu kitabı yazarken onlarla çok tartıştık"
Aktif CHP'li bir anne-babanın kızısın...
Her kuşak, içinde yaşadığı zaman tarafından şekilleniyor. Annemin babamın yaşında olsaydım, belki onlar gibi bakacaktım. Kemalist ailede büyümüş olmanın lüksü, bunu sonradan dışına çıkıp eleştirebilmekti. Kitap yazarken ailemle çok tartıştık; benim için de onlar için de iyi oldu. CHP muhafazakarlaştıkça, politik olarak durduğumuz yerler biraz daha uzaklaşıyor. Akademisyenin lüksü, hiçbir politik söylemin içinde durmamak zaten.
|
|
|

|