Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 09 Nisan 2007 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bizon da avlarız CV de yazarız...

İnsan için büyük, insanlık için küçük bir "yasa" belirlendi. Bu yasaya göre eğer bir işte ömür boyu kalmak istiyorsanız küçük bir işyerinde çalışmanız gerekiyor. Peki ama kim ömür boyu aynı yerde çalışmak ister?


tubakyol@yahoo.com

Bir iddiaya göre -saygıdeğer bilim kimselerinin iddiası bu, fantastik roman yazarlarının değil- eğer zaman makinesinde 10 bin yıl kadar geriye gitsek, yeni doğmuş bir bebeği kapıp bugüne getirsek ve bizzat yetiştirsek, ne o çocuk ne de "yeni muhiti" durumu fark edebilir.
Çocuk sanki maziden gelip geleceğe konmamış, sanki bizden biriymiş gibi yaşayıp gider.
Oysa o günden bugüne neler neler değişti.
Hikayeyi biliyorsunuz.
İnsanlar avcılık ve toplayıcılık yapıyor, küçük gruplar halinde göçe kona yaşıyorlardı.
Sonra tarımı keşfettiler. Yerleştiler. Kentler kurdular vesaire...
Tüm bunlar olurken, hayat böyle hızla değişirken, insanlar genetik olarak pek o kadar değişmediler mi?
Şu bizim "tarihi evlatlık" eğer kendi döneminde yaşasaydı arkadaşlarıyla el ele verip bizon neyin avlayacaktı.
Şimdi CV yazıp iş arayacak.
* * *
"Bir işte ömür boyu çalışmak istiyorsanız küçük bir şirkette çalışın" diyor yeni yapılan bir araştırma.
Çünkü küçük şirketler eleman değiştirip durmak yerine kuruldukları sırada var olan kişilerle yola devam etme eğiliminde oluyorlarmış.
Çalışan sayısı 10 kişiyi geçtiğinde eskiler gözden çıkarılıyor, birkaç yıl içinde de tüm çalışanlar değişiyormuş.
* * *
Bir topluluğun tüm üyelerinin birbirini tanıdığı, bildiği bir dönemden neredeyse çevremizdeki hiç kimseyi tanımadığımız bir döneme geldik.
Sokağa çıkıp yabancılar arasında yürüyoruz.
Dün tanıştığımız öğretmenlere çocuklarımızı emanet ediyor, dün tanıştığımız doktorlara güvenip ameliyat masasına yatıyoruz.
Bir insan için uzun, insanlık için kısacık bir zaman diliminde geldiğimiz nokta budur.
Üstelik bu duruma uyum sağlamak için kaydadeğer bir biyolojik yardım da almamışız.
10 bin yıl öncenin insanları bizim hayatımızı yaşamaktan sadece bir zaman makinesi kadar uzaklar.
Şu bizim "tarihi evlatlık" kendi zamanında kalsaydı tüm ömrünü tanıdığı insanlar arasında geçirecekti.
Şimdi hiç tanımadığı insanlarla birlikte hiç tanımadığı insanlar için çalışacak.
* * *
Araştırma küçük işyerlerinde çalışanların daha kalıcı olmalarının sebeplerinden bahsetmiyor.
"Ömür boyu çalışılacak şirket" örneği de araştırmanın sonucunu anlaşılabilir kılmak için olsa gerek.
Yani dert nerede çalışalım, rahat edelim değil.
Küçük gruplar ile kalabalık kurumlar arasındaki farkları ortaya koymak, insan topluluklarının birlikte olma süresini tahmin edebilmek, insan toplulukları için geçerli "yasalar" bulabilmek...
Üç fizikçinin çalışması bu.
"Sosyal Grup Evriminin Nicelemesi" gibi de bir ismi var.
* * *
Kim bir işte ömür boyu çalışmak ister ki?
Şu bizim "tarihi evlatlık"
ister belki...

"Amca"dan sonra "Amcaoğlu"

Taksi şoförleriyle ilgili genellikle şikayetlerimizi yazıyoruz. Yol bilmiyorlar falan diye.
Geçen gün taksici gideceğim yeri biliyordu, pek sevindim. Camdan dışarı bakıyorum, dalmışım.
"Bu yaz bu şarkı patlayacak" dedi. Birkaç saniye dinledim. "Emmoğlu" çalıyor. "Eski değil mi bu?" dedim
"Bak şimdi, gırtlak yapacak, dinle dinle" dedi.
Aaa Fatih Erkoç. Geçen yıl "Beyaz Show"da denk gelmiştim "Emmoğlu" yorumuna, çok güzeldi. Nihayet albüme koymuş. Benim taksici albümü almamış, internetten indirmiş. Sadece yol bilmekle kalmıyor, teknolojiye de hakim. Oysa yaşı bayağı ileri.
Erkoç'un diğer şarkılarını da dinlemiş ama onlar böyle değilmiş, bunu beğenmiş.
"Kim dedin?" diye sordu. "Hep böyle söylese" dedi, "patlar o adam."
Fatih Erkoç ünsüz de değil ama...
İlhan Şeşen'in "amca"lığının birazı yeğenleriyle şarkı söylemesiyse, birazı da geç patlamasıdır. Erkoç'a da bundan sonra "amcaoğlu" deriz belki.

Gondolcunun kızının ayağı perdeli olursa...

Jeanette Winterson'ın "Tutku" adlı kitabı Napolyon'un aşçısı ile
eski bir gondolcunun kızı Villanelle arasındaki aşkı anlatır. Filmi de çekilecekti, ne oldu,
takip etmedim.
Villanelle'nin da ayakları perdelidir. Kadın olmasına rağmen. Ve şaşırmayacağınız üzere, Napolyon'un aşçısı Henri onun için yanıp tutuşurken, o gider başka bir kadına aşık olur.
Yeni değil, 10 yıllık kitap.
Ama güzel kitaptır.
Çeviri de Pınar Kür'ün.

Venedik'te son perde

Venedik'te gondolculuk bin yıldır erkek egemenliğinde. Fakat sonunda bir kadın, üstelik İtalyan bile değil, Alman bir kadın, 10 yıl kadar uğraştıktan sonra gondolcu olmayı başardı.
Bunları herhalde siz de okumuşsunuzdur. Gazeteler habere gayet geniş yer ayırdı. Fakat sizce de bir şeyi yazmayı unutmadılar mı?
Venedik'te gondolculuk niye bin yıldır erkek mesleği?
Hayır, güçle kuvvetle bir alakası yok.
Venedikli genç gondolcuların şahane kasları turistlerin çenesini yorsa da, içinde üç yolcu ile yarım tonluk bir gondolu idare etmek için gereken enerji, normal bir insanın yolda yürürken harcadığı enerjiden fazla değil.
Bu mesleği bin yıldır İtalyan erkeklerin tekelinde tutan gelişmiş kasları değil, perdeli ayakları.
Hı hı, evet, Venedikli gondolcuların ayakları perdeli. Onlar doğuştan denizci. Su üzerinde bile yürüyebilirler.
Efsane böyle.
Efsaneye göre bu perdeli ayaklar babadan oğula geçiyor.
O yüzden bin yıldır gondolculuk Venedik'te belli ailelerin sadece erkeklerinin tekelinde bir meslek.
Sonra işte biri çıkıyor. Kadın. Alman. Ayaklarının perdeli olmadığı muhakkak.
Hiç Venedikli gondolcu ayağı görmedim ama onların da ayakları perdeli değildir herhalde. Yine de efsaneye ters değillerdi.
Oysa bu Alman kadın gondolculukta erkek egemenliği ile birlikte bin yıllık efsanenin de sonunu getirdi.

Geleneksel üniforma

Venedik'te sadece erkeklerin gondolculuk yapması geleneğinin yanı sıra geleneksel gondolcu kıyafeti diye de bir şey var. Çizgili tişört, siyah pantolon...


PAZAR
Suçluların peşine düşen Boğaziçili kimyacılar
"Her dizi bitiminde çok ciddi travma yaşıyorum"
Ezber bozan "Zincirbozan"
"Eğlenceli edebiyat" 20 bin satıyor
201 nolu odasında Atatürk de kalmıştı
Keneler çoğalıyor, kurbağalar yok oluyor
"Olaylı hayatım yüzünden ilk kitabım 30 yıl gecikti"
Ak bıyıklı Anadolu rock dervişi
Lüksemburg dükalığında
Çelik beyin İstanbul Kitaplığı
Nostaljik Kemalizm, devlet ve din
İsmet Paşa'nın Köşk yoluna da mayın konmuştu
Maya astrolojisi
Paris'te parlayan yıldız
Otranto'nun fethi ve sonrası
Kapsüle giren besinler
Bizon da avlarız CV de yazarız...
Baharı Cunda'da karşılayın
Çocuk 150, yetişkin 6 kez gülüyor
Sanki bir lezzet valsi





Ahmet Turhan Altıner
Yasemin Çongar
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet