|
 |
|
|
Baharı Cunda'da karşılayın
Hep şimdiye dek Cunda'yı Ayvalık'ın içine sıkıştırdım. Oysa Cunda tarihiyle, adıyla, kiliseleri, manastırlarıyla, insanlarıyla başlı başına bir yazı konusu. Hatta belki de iki...
fturkmenoglu@milliyet.com.tr
Sahilde meşhur sakızlı dondurmayı yapan Giritli, "Hülya Avşar da buradan yiyor" diye bağırdı. Tam da oradan geçiyordum, Taş Kahve'de oturup soluklanmak niyetindeydim. Ne bileyim, birden sevmedim durumu. Cunda'da böyle bir müşteri toplama çabası ucuz geldi. "Yazayım mı yazmayayım mı?" diye düşünmeye başladım. Bir yandan güzellik cazip, öbür yandan kahrolsun kapitalist sistem! Cunda'da Sorbonne olsaydı, herkes felsefe okusaydı... Pöh pöh, suratım gevşedi gene.
- Mehmet, bir sade kahve daha!
Canım adam da ne yapsın yani! Şov katmasa bu kadar dikkat çeker mi? Alayım bari şuradan bir sakızlı dondurma; hatta bir porsiyon da lokma mı acaba? Yoksa lokmanın üzerine iki top dondurma mı koydursam? Nasılsa bütün gün yürüyeceğim sokaklarda. "N'aber kardeş, nasıl işler, versene bana bir porsiyon bol tarçınlı lokma!"
Rumların "Kokulu ada"sı
Piri Reis'in "Kitab-ı Bahriye"sindeki "Yun Adaları" burası. Sonradan Cunda olmuş. Aslında Cunda ismi Yunanca falan değil. İtalyanca bir gemicilik teriminden de türemiş olduğu söyleniyor.
1908'e kadar Midilli Valiliği'ne bağlı bir ilçe. 20'nci yüzyılın ilk yıllarında, nüfusu 10 bin kişiye kadar çıkmış. Bölgede yaşayan Rum nüfus -ki halkının neredeyse hepsi- adaya "Kokulu ada" anlamına gelen Moshinos demiş. Başka bir söylenceye göre de, ortaçağda Mashos isimli meşhur bir korsan, adada yaşarmış.
Şimdiki gerçek ahali, mübadeleyle Midilli'den ve Girit'ten gelmiş. Özellikle cimrilikleriyle nam salmış olan Giritliler, hâlâ Rumca konuşuyorlar aralarında. Geçen senelerde 100 yaşında falan ölen bir İsmet hanım vardı, ah nasıl zarif bir kadındı...
Adaya Alibey de denmesinin sebebi, düşmana karşı ilk kurşunu attırmış olan komutan Ali Çetinkaya'ya olan saygıdan. Aslında bugün her iki isim de kullanılıyor.
Rumların dini merkezlerinden biri olduğunu, bugün harap durumdaki sekiz manastırdan ve kiliselerden anlamak mümkün. Bazılarının duvarları ayakta, bazıları biraz daha eski görkemini hissettirir şekilde.
Görecek çok şey var
Cunda, Ayvalık Limanı'nı açık denizin sert rüzgarlarından koruyan adaların en büyüğü. Yaz aylarında tekne gezintisi ile adalar turu yapmanın keyfi başka. Köyleri, dar sokakları, yokuşları, harabeleri ile Türkiye'nin en güzel köşelerinden. Aniden karşınıza çıkan bir site, bir çöp yığını, birden tatlı rüyadan uyanmanızı sağlıyor, o da ayrı!
Yapacak çok şey, görecek çok şey var Cunda'da. Yemekleri leziz, yerlisinin sohbeti enfes. Şimdi şu lokmayı bitireyim de, çıkayım bari yollara. Önce Taksiyarhis'ten başlayayım. Sonra Pateriça köyleri ve Ayışığı Manastırı var sırada.
Yoksa gene kahveye otursam da bir de ada çayı mı içsem? Tabii ya. "Mehmet, bir büyük limonlu ada çayı!"
Ne yapılır?
Ciddi bir ada turu saatler sürüyor, bazı yerlerine vasıtayla ulaşsanız da, havayı koklamak için yürümek şart. Rüzgarın kuzeyden ve İda Dağı'ndan taşıdığı oksijen, siz yürüdükçe keyfinize keyif katacak.
Cunda'nın merkezindeki kilise Taksiyarhis, adanın en büyük kilisesi. Ve en iyi durumda olanı. 1873 yılında inşa edilmiş.
Aya Triada, Cunda'da ilk inşa edilen kilise. Sadece iki duvarı ayakta duran Panayia'yı da görmek lazım. Ama benim en sevdiğim, dört duvarı ayakta olan Ayos Yannis Kilisesi. Her tarafından başka bir manzara var.
Adanın kuzeyindeki Pateriça ("koltuk değneği" anlamına geliyor) mutlaka ziyaret edilmeli. Pateriça köyleri Aşağı Damlar ve Yukarı Damlar'a bayılacaksınız.
Pateriça'daki Agios Dimitrios Ta Selina Manastırı, Cunda'nın en güzel manzaralı köşesinde. Özellikle geceleri ve tabii bir de dolunay varsa sabahı orada karşılamak için büyük bir istek duyacaksınız.
1966'da yapılan, 54 metre uzunluğundaki "Türkiye'nin ilk boğaz köprüsü", Cunda'yı ada olmaktan çıkarıyor. Ben her seferinde, sırf girişinde "ilk köprü" yazısı olduğu için gidiyorum.
Ne yenir?
Sahilde birçok balık lokantası var. İçlerinde zannımca en iyi olanı -ve tabii pahalı- Bay Nihat. Hardal otu, hindiba, turp otu, arapsaçı ve daha bir sürü ot mevsime göre masanıza geliyor. Bir Girit ezme, bir de "akuadesli enginar"... Balık olarak da papalina ve lipsos. Bu papalinaya ben özellikle bayılmıyorum ama söylenişi güzel. Böyle "papalina, papalina" diye tekrar edin; sanki İtalyanca tezahürat yapıyormuşsunuz gibi gelecek. Bu arada, daha makul bir hesap için Fofo Mustafa'yı tavsiye ederim.
|
|
|

|