
Yasemin CONGAR
Yıldızlar, çizgiler ve ötesi
Obama (ve Erdoğan)
Washington'daki 'think tank' (düşünce kuruluşu) ahalisinin mola yerlerinden postmodern bir kahvehane...
Türkiyeli bir akademisyen arkadaşımla oturmuş konuşurken, içeri, Clinton döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi'nde çalışan, şimdilerde ise think tank'çi olup Demokratların Beyaz Saray'a dönmesi için kolları sıvamış bir ABD'li tanıdık giriyor.
Senatör Barack Obama'ya dış politika danışmanlığı yaptığını biliyoruz. Yanındaki Amerikalıyla bizi tanıştırırken soruyor:
"Ne konuşuyorsunuz?"
"Türkiye'nin bir sonraki cumhurbaşkanını."
"Biz de ABD'nin bir sonraki başkanını konuşuyoruz."
"Kim o?"
"Barack Obama... Ya sizin konuştuğunuz?"
"Tayyip Erdoğan."
"Desenize, iki ülkenin de yakında Müslüman birer cumhurbaşkanı olacak..."
Gülüyorum; zira "Müslüman" yakıştırması, Obama özelinde, Amerikan sağının, "Adam Endonezya'da medreseye gidip El Kaide eğitimi almış; zaten ön adı Osama'ya benziyor, ikinci adı da Hussein" diye geveleyen zeka ve ahlak özürlü kampanyasıyla alay ediyor.
Ama bu konuşma, bir yanıyla aklıma da kazınıyor:
Birkaç yıl sonra, 'Başkan Obama' ile 'Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı, Çankaya'da ya da Beyaz Saray'da el sıkışırken görecek miyiz, dersiniz?
Bu fütüristik fotoğraf karesinin 'Erdoğan yarısı' giderek daha güçlü bir olasılığa dönüşüyor; 'Obama yarısı' ise, şimdilik, milyonların paylaştığı bir Amerikan rüyası.
Bush bıkkınlığı
ABD başkanlık seçimlerine 19, ön seçimlerin başlamasına ise 10 ay var. Ama "Bush bıkkını" Amerikalılar, şimdiden hararetle bir sonraki başkanlarını tartışıyorlar. Bush'tan kurtulmak için gün sayanlar az değil.
Çoğunluk, Irak fiyaskosundan, iktidar istismarından, hak ihlallerinden ve Amerika'nın imajının bunca kötüleşmesinden Bush'u sorumlu tutuyor; Beyaz Saray için bu kez bir Demokratı tercih edeceğini söylüyor. Demokratik Parti içindeki ön seçim yarışının erken başlaması da bundan.
Dahası, Demokratların Kasım 2006'da Kongre'nin her iki kanadında çoğunluğu sağlayarak kazandıkları özgüven, Amerikalıları, tarihlerinde ilk kez, bir kadını (Hillary Rodham Clinton) ya da bir siyahı (Barack Obama) başkan seçebileceklerine inandırdı.
İlk bakışta, (kocası, eski başkan Bill Clinton'dan kendisini ayırmak için kampanyasında daha ziyade sadece ön adını kullanan) Hillary, Demokratların en güçlü aday adayı. New York Senatörü, aklı, deneyimi, kadrosu, parası ve, evet, kocası ile ön seçim yarışında önde.
Esasen, siyasi deneyimi sınırlı ve Demokratik Parti'nin merkezi güçlerinin desteğinden yoksun Obama'ya, daha Clintonlar Beyaz Saray'dan ayrıldığı gün işlemeye başlayan "Hillary 2008" motoru karşısında, pek şans tanınmıyordu. Ancak Obama, ezberleri bozmaya başladı.
Farkı nerede?
Irak Savaşı'na karşı diğer adaylardan daha kararlı (Hillary cephesine göre ise "popülist") bir muhalefet yürütmesi Obama'yı farklılaştırdı.
Asıl farkı ise kimliğinde:
1961'li. Babası Kenyalı, annesi Kansaslı bir beyaz. Çocukluğu, Hawaii'de, Endonezya'da geçmiş. Farklı ırk, din ve kültürlerle içiçe ve birden fazlasını içselleştirerek büyümüş. Harvard Hukuk Fakültesi'nin 'yıldızlı' mezunu. 'Harvard Law Review' dergisinin tarihindeki ilk siyah başkanı. Chicago Üniversitesi'nde anayasa hukuku profesörlüğü. Illinois'de yerel siyaset; eyalet senatörlüğü. ABD Senatosu'nun tek siyah üyesi. İnsanı gülümseten iki güzel kız çocuğu ve başarılı bir eş.
Velhasıl, hukuken bitirdiği ırk ayrımcılığını, fiilen bitirme mücadelesini sürdüren ABD'de, siyah orta sınıfın bir mucizesi Obama.
Karizmatik. Etkileyici bir hatip. İyi bir yazar ve okur. Siyasi sicili, küçük harfle de 'demokrat' olduğunu yansıtıyor.
Bütün bunlar, Hillary'de olmayan türden bir sahicilik veriyor Obama'ya.
Washington'ın o kimseyi kolay kolay beğenmeyen ve doğal müttefiğini Hillary'de bulan dış politika üretim merkezleri bile, giderek bu farkı fark edip, "Obama, ABD'nin dünyadaki imajını düzeltmekte çok daha etkili olabilir" diyorlar.
Seçilebilir mi?
Obama, kampanyasının ilk 10 haftasında 100 bin kişiden 25 milyon dolar siyasi bağış topladığını açıkladı.
Gerçi Hillary, aynı dönemde 50 bin kişiden 26 milyon dolar alarak bu alanda muazzam bir rekor kırmıştı. Ama dikkat çeken, Obama'nın, Clintonlar gibi Demokratik Parti'yi yıllardır denetleyen bir güçle başabaş yarışmakla kalmayıp tam iki kat genişlikte bir tabana ulaşması oldu.
"Seçmenin parasını alabilen aday oyunu da alır" inancı, Obama hakkındaki 'seçilebilirlik ' kuşkusunu bir anda azalttı.
Nitekim Açık Toplum Enstitüsü'nden Brookings'e Demokrat eğilimli birçok kurumdan birçok uzmanın, Hillary yerine Obama'ya destek vermesi, 45 yaşındaki bu 'garip' adlı adamın seçilebileceğine inandıklarını gösteriyor.
Yine de, bu konuda öngörü için çok erken.
Obama'nın da, Hillary'nin de, diğer Demokrat ve Cumhuriyetçi adayların da Beyaz Saray ile arasında, demokratik engellerle dolu uzun bir yol var.
Fotoğrafın Erdoğan yarısının gerçek olup olmayacağı ise, galiba, demokrasi dışı engellerin demokratik sürece etkisini de ölçecek. Yakında anlayacağız.
ycongar@erols.com

