
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Sanatsal esprilerin ışıkları olan karikatüristler ve Bedri Koraman
Yaşadıkları çağları emzirip onlarla bir türlü bütünleşememiş köylü ağırlıklı toplumlar, siyasal naralanmalarında kaba kuvvete odaklanmanın tütsüleriyle kendilerini rahatlatma alışkanlığından kurtulamasalar da; zekâ ve yeteneğin göz kamaştırıcı ışıkları çıkabilir oralardan da...
Bunun en güzel örneklerinden biridir Türkiye... Yeterince değerlendirilmiş olmasalar da, sanatsal bir yaratıcılık salkımının renkli taneleri yetişmiştir buralarda da...
* * *
Geçenlerde Çelik Gülersoy'un İstanbul'a armağan ettiği yeşil zümrüt taşlarından Sultanahmet'tekinde, biraz olsun zamanı unutmaya giderken, eski Babıali Caddesi'nden geçtim yine.
* * *
Arada sırada eski Babıali'den geçmenin, yüreğimde canlandırıverdiği öksüz nakışları tüm boyutlarıyla anlatabilme olanağım yok.
Kimler gelip geçmedi ki oralardan ve hepsinin gölgeleri, sanki el sallıyor gibiydiler bana...
* * *
Vakit gazetesi ve Hakkı Tarık Us, Tan gazetesi ve Halil Lütfü Dördüncü, Akşam gazetesi ve Necmeddin Sadak, Son Posta gazetesi ve Selim Ragıp Emeç, Cumhuriyet gazetesi ve Nadir Nadi, Milliyet gazetesi ve Ercüment Karacan, Hürriyet gazetesi ve Sedat Simavi; sanki hepsi eski yılların içinden yeniden dirilivermişlerdi ve bendeniz de 23-30-32 yaşlarında falandım.
* * *
Yarım yüzyılı aşkın bir zamanın bulutları üstünden akıp gidiyordum.
Nusret Sefa Coşkun'la da karşılaşıyordum, Naci Sadullah'la da, Vâlâ Nurettin'le de, Ref'i Cevat'la da, Selami İzzet Sedes'le de, Refik Halit'le de, Burhan Felek'le de, Cemal Refik'le de, Ümit Deniz'le de...
* * *
Şükrü Baban, Abidin Daver, Yusuf Ziya, Abdi İpekçi, Turhan Aytul, Hikmet Bil, İsmet Hulusi, Samih Tiryakioğlu, Murat Sertoğlu...
Say sayabildiğin kadar...
* * *
Ye hele sanatsal bir yaratıcılığın zekâ kozmosunda ışıldayıp duran karikatüristler...
Kendi mütevazı görünümlerinden, kâğıtların üstüne yansıyıveren espri volkanları...
* * *
Cemal Nadir, Amca Bey tipini yaratmıştı; Turhan Selçuk Abdülcanbaz'ı.
Ratip Tahir de Ankara'da Ulus'ta her gün bir karikatür çizerdi. Bazılarını da kendisi için çizerek eğlenirdi.
Boylu boyunca yerde yatan bir delikanlının kalbine saplanmış 6 ok ve altında lejandı, "CHP halkın kalbindedir"
Tabii onlar basılmazdı.
* * *
Bedri Koraman ise kendine özgü apayrı bir cümbüşün sanatçısıydı.
Yeni yayımladığı "Bedri Koraman'ın Haftalıkları" adlı albümünün sayfalarını çevirirken, yıllar da geriye doğru dönüyor yine.
Babıali'de bir tek Bedri'nin eskice bir arabası vardı, bir de patronların tabii...
* * *
Gazeteciliğin simgesinin "çayla simit" olduğu dönemlerin çocuklarıyız ikimiz de...
Yusuf Ziya'nın "Akbaba" mizah dergisinin koleksiyonlarıyla, "Şaka"nın, "Tef"in koleksiyonlarına bakıldığında; nutukçuların "kodum mu oturturum" nakaratlı deve dikeni çalılıklarıyla hiç ilgisi olmayan, kıvrak bir espri ve zekâ bahçelerinin açılıverir kapıları.
* * *
Bedri, lütfedip gönderdiği son albümünün ilk sayfasına, "Seninle geçen günlerin büyüsünü gün geçtikçe daha çok arıyorum" diye yazmış.
Abdi İpekçi döneminin Milliyet'in de, hiç aklımıza mı gelirdi, yarım yüzyıl sonrasının içimize dökülecek özlemleri?
Bedri'nin sevişircesine çizdiği gencecik çıplak ve bin bir değişik bakışlı kadın karikatürleri...
Bir tabloya çalışırmışçasına, "kavis"e ağırlık veren desen çizimleri, Bedri'ye özgü bir üslup...
* * *
Eski Babıali Caddesi'nden geçerken, artık o hatıraları paylaşacak dostların da azaldığı tuhaf bir iç çekiş taşıyor gözlerimden.
* * *
Türkiye'den de üst düzey değerler gelip geçti.
Ancak merak edip baktığında gülümseyerek görünen, ışıklarını o caddenin gölgelerinde bırakmış, okşanası renklerdeki gök kuşaklarıydı onlar.
* * *
"Bedri Koraman'ın Haftalıkları" adlı albümünün sayfalarındaki lezzetli zekâ düzeyi, keşke geniş bir çarşaf gibi kaplayıverseydi "kodum mu oturturum"cuları da...
c.altan@prizma.net.tr

