
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Çağların gizli kartvizitleri, ruhsal yamukluklar...
Ankara'daki siyasal gerginlikler, sert demeçler ve karşılıklı tehditlerle daha da tırmanacağa benzeyen bir çalkantının sıcaklığı; medyaya da duman duman yansıyor.
Isparta'yı peş peşe sallayıp duran depremler ise, çok geri planlarda kalıyor.
Ağrı'da içtikleri sulardan zehirlenip hastalananlar da...
"Yönetenler" kesiminin odaklandıkları sorunlar; "yönetilenler" kesiminin yaşadıkları sorunlardan, oldum bittim kopuk mu kopuk.
***
Depremler, akar sular, fırtınalar, kışlar, yazlar, baharlar; nasıl doğadaki denklemlerin bir göstergesiyse; insanoğlu da ister "yönetenler", ister "yönetilenler" kesiminden olsun, o denklemin dışında değil. İnsanoğlu da, tıpkı öteki canlılar gibi, doğuyor, yaşıyor ve ölüyor.
***
Eski Mısır, eski Astek ve Maya uygarlıkları döneminde de insanoğlu doğadaki denklemlerin parantezleri içindeydi, bugün de...
***
Ankara'daki siyasal fokurtular, polemikler, Kuzey Irak'a dönük sınır ötesi operasyon olasılıklarıyla, Ankara-Washington arasındaki inişli-çıkışlı, güllü-dikenli diplomatik ilişkiler ve yüksek dozlu övünmeler; 50 yıl bile geçmeden "geçmişte kalmış olaylar, biz geleceğe bakalım" diye değerlendirilecek.
10 yaş çocukları, 60'ına geldiklerinde, kime ne kadar anlatabilecekler şu yaşadığımız günleri?
***
İnsanoğlunu, öteki canlılardan ayıran en büyük özelliği, bir gün kaybolup gideceğini bilmesi.
Bir gün silinip gideceğini bilmenin, ne tür ruhsal sakatlanmalara da neden olduğu; yeterince kazınmamıştır kitlelerin bilincine.
***
Eski Mısır firavunlarının kendilerini mumyalatmaları, eski Çin imparatorlarının yaşadıkları debdebeyi, kendileri için yaptırdıkları özel türbelerde de sürdürmeye özenmeleri; ne kadar sağlıklı, yahut ne kadar psikopatolojik tavırlardı?
***
17'nci yüzyılın sonuyla 18'inci yüzyılın başında yaşamış olan Rusya Çarı I. Petro; Rusya'nın geri ve kapalı bir yapıdan kurtularak, Avrupa'nın büyük güçleri arasına girmesini sağlamak için, çarpıcı reformlar yapmış bir devlet adamıydı.
I. Petro'nun adı, Rus ve dünya siyasal tarihlerinde "Büyük Petro" diye etiketlenmişken, neden Osmanlı tarihinde "Deli Petro" diye damgalanmıştır acaba?
I. Petro, gerçekten büyük bir devlet adamı mıydı, yoksa bir deli miydi?
***
Bizim padişahlar arasında da, aklî dengesini yitirdiği saklanamayacak düzeyde açığa çıkmış olanlar vardı; I. Mustafa gibi, Deli İbrahim gibi...
***
Politikayla, psikopatoloji arasındaki gizli kelepçeler, hiçbir zaman projektörlerin altına tam getirilmedi.
Gerçi örneğin, ufacık tefecik bir adam olan I. Napolyon için, "boyu 15 cm daha uzun olsaydı, yollarda perişanlığa uğrayan askerleriyle giriştiği Moskova seferi, gerçekleşir miydi, gerçekleşmez miydi" gibi, bazı iğneli kalemlerin gülümsetici soruları da; takılmıştır siyasal tarihe değişik gözlüklerle de bakabilen düzeydeki beyinlere ama; bu tür gerçekçi ve bilimsel yaklaşımlar, okul sınıflarına kadar uzanamamıştır.
***
Çağları, kendilerine özgü psikopatolojik özellikleriyle de ayırmak mümkün olsaydı...
"Yüzyıl Savaşları"nın şövalyeleri de, bambaşka bir sayfa içinde değerlendirilirdi, "Engizisyon" mahkemelerinin papazları da...
***
İnsanoğlu, "iletişim" ve "ulaşım"da, doğanın verilerini kullanarak, mucizeler yaratırken; aynı olanakları aynı oranda kullanamayanlar arasında da, korkunç eşitsizlikler yaratıyor.
Ve bu eşitsizlik de, bir yığın ruhsal sorun yaratıyor. Bir de buna, bir gün "kaybolup gitme" tümörü eklenince...
Öfkeler, övünmeler, suçlamalar, çatışmalar alıp başını gidiyor.
***
Bir gün, uçak pistleri büyüklüğünde bir süpermarketin içinde dolaşırken; her raftan bir şeyler alıp, önündeki arabaya dolduran bir hanıma rastlamıştım.
Dışarı çıkış gişelerine gelindiğinde, önündeki arabayı tepeleme doldurmuş olan hanım; aldığı şeyleri bir köşeye koyduğu arabada bırakıp, hiçbir şey almadan elini kolunu sallayarak çıkıp gitmişti.
***
Gişedeki genç görevlilerden biri; süpermarkette uzun uzun gezinip, raflardan topladığı şeylerle arabasını tepeleme doldurduktan sonra, hepsini gişe önünde bırakarak, hiçbir şey almadan çıkanlara çok rastlandığını söylemişti.
***
Özlemleri tatmin olmamış ortamlardan yetişen çocukların ruhsal açlığıyla, kendini kanıtlama hırsları daha da azgınlaştığında...
Psikopatolojik tablolarda da, bir yaygınlaşma olmaz mı?
***
Ankara'daki siyasal gerilimler, demeçler, polemikler, açıklamalar...
Enseyi karartmamak gerek...
Eski ünlü hattatların, özene bezene yazdıkları eski Türkçe levhalardan biri de, birçok evin duvarında asılı duran şu uyarıydı:
"Bu da geçer yahu"
c.altan@prizma.net.tr

