
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
Kaynanalar ve El Cezire
Yoğurttan ve sarımsaklı cacıktan sonra en büyük Türk icadı olan "Gelinim Olur musun?" yarışmasının "formatı" İtalya'daki Rai Duo televizyonuna satılmış. Her memleketin Semra Hanım'ı kendine! İtalyanlar da formatın icap ettirdiği kendi Semra hanımlarıyla hercümerc oluyorlarmış şu günlerde. Bir vakitler Fatih'in evlatları Türk büyüğü Semra Hanım'la nasıl sinirsek yatıp kalktılarsa şimdi de Michaelangelo'nun evlatlarının asabı bozuluyormuş, "prime time-prime time"! Allah kurtarsın!
Laşantimikantare
Albano-Romina Pover ikilisi ve Laşantamikantare'den sonra tarihteki üçüncü büyük kültür yakınlaşması olarak ele alabileceğimiz bu medya alışverişi umalım ki Türk-İtalyan ilişkilerinde yeniden büyük bir krize yol açmasın.
Zira eğer İtalyanlar ayılıp da başlarına ne geldiğini, nasıl bir tuzağa düşürüldüklerini anlayıp Türkleri suçlarlarsa bir dönem erkeklerde İtalyan kravat avına çıkılmasına yol açan kriz gibi bir gerilim yeniden gündeme gelebilir. Bu da nice cânım kravat, daha da fenası nice İtalyan ayakkabıyı heder edebilir. Bir milletin sosyetesinin maneviyatında açılabilecek en büyük yara budur kanımca.
Makaradan hisse
Makara faslını burada bitirerek yazının didaktik kısmına geçmekte sayısız fayda var. Şöyle ki...
Bayağılık bu çağın hastalığı. İletişim yoluyla yayılan ve kimsenin durduramadığı, para kaybetmek korkusuyla durdurmaya teşebbüs etmekte korkak davrandığı bir kanser. Nasıl, "kötü para iyi parayı kovuyorsa", bayağılık ve düşüklük de bir kez başlamaya görsün, insanda iyi ve erdemli olan ne varsa yer ile yeksan ediyor. Bu yoldan en çok reklamverenler ve kariyerini hakaret etmek, küstahlık yapmak, canlı yayında keçileri kaçırmak üzerine inşa eden televizyon figürleri para kazanıyor.
Televizyon ve o televizyonda ne yayımlanacağına karar verenler, bizim her gün insanlığın ne alçak, ne acayip, ne düşük bir organizma olduğunu düşüne düşüne hayata ve insana olan inancımızı yok etmekle ayakta kalıyor. Televizyon, hiçbir çağda olmadığı kadar insanı insandan nefret ettiriyor.
Alçaklığın sonu
Fakat her imparatorluk gibi bu imparatorluk da çukurunun dibini görmek üzere. İnsan çirkinleşebileceği yere kadar çirkinleşti ekranda. Artık yeni ve iyi şeyler olmaya başladı. Bunlardan biri ve bence en önemlisi El Cezire televizyonu. Irak işgali sırasında sadece Arapça bilenlerimizin izleyebildiği El Cezire televizyonu artık İngilizce yayına başladı.
Daho'dan Kuala Lumpur'a, Washington'dan Katar'a kadar birçok yerden yayın yapan kanal, özlediğimiz, hasretle beklediğimiz bilgileri vermekle kalmıyor, dünyanın hakiki sesini dünyaya duyuruyor.
ABD hükümetinin anti-propagandasını "terörü destekleyen kanal" olarak yaptığı El Cezire International, tam da aksine son derece objektif bir yayıncılık yapıyor. Olaylar ve yaşananlar karşısında nötr değil elbette, sesi duyurulmayanların tarafını tutuyor açıkça. Diğer yandan da teknik olarak BBC veya CNN kadar da fiyakalı.
Küresel infitada
Bir de galiba bu kanallarda gördüklerini yeterince ya da tam olarak anlatamayan televizyoncular nihayet illallah demiş olmalı ki kadroda nice ünlü televizyoncu da bulunuyor. O yüzleri El Cezire ekranında görünce insan ister istemez ne kadar para kazanılırsa kazanılsın nihayet insanlığın bir vicdanı olduğunu ve vicdanın yalanın ve bayağılığın hakkından geleceğini düşünmeye başlıyor. Bir de artık imparatorluğa karşı "küresel intifada"nın küresel bir sesinin yayında olduğunu. Televizyon dünyasında ne derler bilirsiniz:
Gösteri devam etmeli!
Not: El Cezire International, Digitürk'te yayın yapıyor.
ecetem@hotmail.com

