
M. Ali BİRAND
Hiçbir kesimin kapıkulu olmazlar
Ben bu yazıyı yazarken, Genelkurmay Başkanı henüz basın toplantısına başlamamıştı. Gazete baskıya gireceğinden dolayı, Orgeneral Büyükanıt'ı dinlemeden yazdım. Basın toplantısına yarın değineceğim. Bugün size TSK'nın genel yaklaşımını anlatmak istiyorum. Bakalım, yazacaklarım ne oranda gerçeğe yakın çıkacak.
Orgeneral Büyükanıt'ın, Akademi'deki son konuşmasında sarf ettiği bir cümle çok önemliydi. "Kapıkulu değiliz" dedi. Yani, şu veya bu kesimin verdiği emirlere göre hareket eden bir ordu olmadıklarını söyledi.
Ancak bu sözlerin anlamı tek yönlü değil.
Orgeneral Büyükanıt, TSK'nın iktidarlar tarafından itilip kakılamayacağına işaret ettiği gibi, kendilerini askere çok yakın hisseden, aynı görüşleri paylaşan kesimlerin de "kapıkulu olmayacakları" mesajını verdi.
Bazılarımız, sanki askerin tapusuna sahiplermiş gibi davranıyorlar. CHP'liler olsun, bazı sivil toplum örgütleri veya bazı gazete ve TV kanalları olsun, TSK'ya mesajlar yolluyorlar, onların adına görüş açıklıyorlar. Hiç çekinmeden, "hadi paşam, harekete geçin" diyorlar.
TSK ise, gelişmelere farklı bakıyor. Olaylara farklı yaklaşıyor. "Müdahale edin" çığlıkları atanlara uymuyor.
Önümüzdeki iki esçim (Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler) Türkiye'deki dengeleri büyük oranda etkileyecek. Sadece TBMM'nin matematiğini değil, aynı zamanda kurumlar arasındaki ilişkileri de; ve TSK'nın konumu da belirli şekilde değişecek.
Türkiye için yepyeni bir dönem başlayacak.
İşte bu çerçevede TSK'nın "kimsenin kapıkulu olmaması" daha da büyük önem kazanıyor.
Özkök Paşa dün konuştu ve söylediklerinin satır aralarını okuduğumda, günlüklerde yazılanların hiç değilse bir bölümünün doğru olduğu ve darbeye benzer bir takım tatsızlıklar yaşandığı izlenimi edindim.
Kuvvet Komutanlığı, hele Genelkurmay Başkanlığı düzeyine çıkmış olan askerlerimizin, o mevkilere özgü bir konuşma tarzları vardır. Kelimeleri kullanışları, cümle kuruş şekilleri farklıdır. Hele emekli olduktan sonra, görüşlerini açıklarken çok daha soyutlaşırlar.
Genelde kesin yargılarda bulunmazlar. İsteyenin, istediği gibi yorumlayabileceği cümleleri tercih ederler. Diğer emekli komutanları kırmamaya son derece dikkat ederler. Emekli komutanların grupları vardır. Kendi aralarında konuşurlar ve en çok dikkat ettikleri de, söyleyecekleri bir sözle TSK'yı güç duruma sokmamaktır.
İşte yukarda birkaç temel unsurunu, çizdiğim bu yaklaşımı dikkate alıp, Özkök Paşa'nın açıklamalarını okuyunca, şu izlenimleri edindim:
- Genelkurmay Başkanlığı süresinde, adına darbe girişimi denmese dahi, bazı gerginliklerin yaşandığı doğru...
- Günlüklerin doğruluğundan kuşku duyuyor. Bir yandan sahibi içeriğini reddetmiş olduğu için ama bir yandan da Deniz Kuvvetleri eski komutanını suçlamak istemediği için.
- Evet veya Hayır dememek için, olayın yargıya intikal ettiğini söylemekle yetiniyor.
Sonuçta benim hissim, Özkök Paşa şimdi olmasa dahi bir süre sonra konuşacak ve neler yaşandığını anlatacak. Zira bu açıklamadan, içinde bazı şeyleri sakladığı anlaşılıyor.
Bu fikir, Amerikalılar'ın da hoşuna gitmişti. Irak konusu uluslararası alanda ele alınacak, komşu ülkeler de işin içine çekilebilecek, bu şekilde ülkedeki kargaşa belirli oranda yatıştırılabilecekti.
Bu konferansın, diğer bir ilginç yanı, Amerika ile birlikte Suriye ve İran'ın da katılmaları olacaktı. Washington ile Tahran ve Şam arasındaki diyalogun başlatılmasına zemin yaratacaktı.
Türkiye, bu konferansın İstanbul'da yapılmasını istiyordu. Nitekim bu konuda İran'ın onayı alınmış, Mısır kabul ettiğini bildirmiş ve böylece, konferansın Nisan sonu İstanbul'da buluşması için hiçbir engel kalmamış gibi görünüyordu.
Oysa son dakikada bir şeyler oldu ve konferans İstanbul yerine Kahire'ye alındı. Ankara'da büyük bir hayal kırıklığı yaşandı.
Peki ne oldu?
Yavaş yavaş sızan haberlere göre, Irak'ın Şii çoğunluğunu temsil edenler ve Kürtler son anda itiraz etmişler.
Türkiye'nin Kuzey Irak yöneticilerine yönelik eleştirileri, İstanbul'da muhalif Sunni grupları toplaması ve genel olarak Şii gruplara yönelik olumsuz yaklaşımı gerekçe gösteriliyor.
Ankara, Irak'taki Şiiler ve Kürtler tarafından "dost ülke" görülmüyor. Aksine, atılan adımlar, verilen demeçler tepki topluyor.
Türkiye, Şii İran ile ilişkilerini iyi tutarken, Şii-Kürt koalisyonundan oluşan Irak'ı kaybediyor galiba...
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net

