
M. Ali BİRAND
Artık sıra, sivil kuvvetlerde…
Eşimin çok yakın bir arkadaşının cep telefonu tam 15.00 sıralarında acı acı çalmaya başlamış. "Kayınvalidem arıyor" diye açmış ve sonra gülerek yanındakilere "Kayınvalidem, aman kızım televizyonu aç galiba darbe oldu. Komutanlar oturmuşlar, biri de sürekli konuşuyor" diye konuşmasını aktarmış.
Eski kuşaklar için dünkü manzara bir darbeyi andırıyor olabilirdi.
Yeni kuşaklardan bazılarının da, rüyalarında düşledikleri bir sahneydi.
Tüm komutanlar basının önüne dizilecekler ve 1'inci Başkan da "Biz Recep Tayyip Erdoğan olsun, bir başkası olsun, eşi türbanlı birinin Köşk'e çıkmasını istemiyoruz… Böyle başkomutan ile çalışmayız" diyecekti.
Ancak, olmadı.
Tüm kışkırtmalara rağmen, Türk Silahlı Kuvvetleri tamamen farklı bir tutum sergiledi. Bazı üniformalı sivillerin oyununa düşmedi.
Bundan önce defalarca yazmıştım. En sonuncusu, dünkü yazımdı. Her defasında, askerin bir müdahaleden yana olmadığını, bu dönemin kapandığının altını çizdim. Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ile bugünkü komuta heyetini doğru okumuşum.
Artık bu tartışmayı durdurmalıyız.
Artık askeri göreve çağırmaktan vazgeçmeliyiz.
Eğer rejimin kollanıp korunma ihtiyacı varsa, bizler ortaya çıkmalıyız. Oylarımızla, sivil toplum örgütlerimizle, bugün Ankara'da yapılacak olan gösteri gibi, memnuniyetsizliğimizi ortaya koymalıyız.
Artık rejimin sahibi olduğumuzu içimize sindirmeliyiz.
Yepyeni bir döneme giriyoruz. Orgeneral Büyükanıt'ın konuşması, neresinden bakılırsa bakılsın farklı bir sürecin içinde olduğumuzu gösteriyor.
Bundan böyle hepimizin gözü, Cumhurbaşkanı seçilecek olan kişinin üstünde olacak. İster Erdoğan olsun, ister bir başka AKP'li. Nasıl hareket edecek, nasıl adım atacak, bunu izleyeceğiz.
Türkiye'nin laik ve demokratik rejimine sahip çıkmadığı, Ak Parti'nin bir uzantısı gibi çalıştığı, bu ülkenin temelini değiştirecek eylemlere katıldığı takdirde, Çankaya'yı o kişiye zehir edebiliriz. Köşk'ten dışarı dahi çıkamaz duruma girebilir.
Bu açıdan bakılacak olursa, sivil güçler askerden de etkilidir. Yeter ki sahip çıkalım. Yeter ki, sırtüstü yatıp "Paşam bizi kurtar" demeyelim.
Ancak son yıllarda onun asıl işi değişti.
Esas işi, eşi Suna'yı hayatta tutmak, onun hayata asılmasını sağlamak, günlük yaşamını organize etmek. İkincil işi de, yine Suna'sına bağlı olarak, ülkenin eğitim ve kültürüne katkıda bulunmak. Kıraç Ailesi, İstanbul'u bir kültür merkezine dönüştürmek için ellerinden geleni yapıyor, ellerinde avuçlarında ne varsa harcıyorlar.
Kıraç sadece, Galatasaray Lisesi'ni kurtaran kahraman olarak değil, ülkenin eğitimine katkılarından dolayı, bu hafta İstanbul Üniversitesi'nden Fahri Doktorluk aldı. En yakınlarının katıldığı törende alkışlanırken, Suna'sından söz ederken gözyaşlarını saklayamadı.
Kıraç bugün de Galatasaray Üniversitesi'nde ödüllendirilecek.
Galatasaray Lisesi'ni dökülmekten kurtardığı ve Galatasaray Üniversitesi'nin kurulmasında da en önemli rollerden birini oynadığı için Kıraç'ı bugün hepimiz alkışlayacağız.
Keşke ülkemizde onlarca Kıraç olsa.
Kıraç gibi, kendini ortalara atmadan, böbürlenmeden eğitime destek verenlerimiz artsa…
İnan Kıraç'a ne kadar teşekkür etsek azdır.
Şimdiye kadar alıştığımız bir Genelkurmay Başkanı portresi yoktu.
Bizim alıştığımız Genelkurmay Başkanları, özellikle basın toplantılarında genelde yazılı metin dışına çıkmazlardı. Sesleri yüksek çıkar, sert bir ifade takınırlar ve hata yapmamak için, mümkün olduğunca soyut yanıtlar verirlerdi.
Org. Büyükanıt çok farklı çıktı.
Toplumun büyük bölümü, yeni komutanı ilk defa bu kadar yakından izledi. Onu tanıyanlar için değil, ancak kamuoyu için bu bir sürpriz idi.
Yumuşak bir ses tonu ile şaşırdık. Karşımızda sizin benim gibi konuşan birini bulduk. Çatık kaşlı, emir verir gibi konuşmayan bir askerle tanıştık.
Kurduğu cümleler kırıcı değildi. En katı görüşlerini dahi son derece yumuşak bir yaklaşımla verdi. Bu görüşleri kabul edersiniz veya benim gibi bazılarına katılmazsınız, ancak Büyükanıt'ın rahatlatıcı stilini görmezden gelemezsiniz.
Önündeki metne sadık kalmamasına rağmen, konuşması dağılmadı. Tutarlıydı ve son derece netti...
Ben, Genelkurmay Başkanı'nın özellikle Kuzey Irak'a müdahale konusundaki yaklaşımını benimsemiyorum. Kuzey Irak müdahalesinin, bu ülkeye hiçbir şey kazandırmayacağına, aksine kaybettireceğine inanıyorum. Zaten, Genelkurmay Başkanı da, "asker olarak" görüşünü açıkladı ve siyasilerin karar vermesinin gerektiğini belirtti.
Özetlemem gerekirse, Org. Büyükanıt, sivil-asker ilişkilerinde yepyeni bir süreci perçinleştirdi. Genel yaklaşımı, görüşleri ve söylemiyle, bu ilişkileri yeni bir yola soktu.
Geçen hafta, hiç beklenmedik bir şanssızlıkla karşı karşıya kaldı. Hastalıklı bir zavallı, birkaç saatliğine hepimizin yüreğini ağzına getirdi. Neyse ki, kısa sürede ve olumlu şekilde sonuçlandı.
Benim dikkatimi çeken, olayın başından sonuna kadar, Pegasus ekibinin patronundan kabin memuruna kadar, son derece başarılı bir sınav vermiş olmasıydı. Uçak içinde karmaşa olmadı. Yönetim, ilk anından itibaren iş başındaydı. Panik yoktu, soğukkanlılık vardı.
Pegasus'a güvenim daha da arttı.
İstanbul'un bazı bölgelerindeki su kesilmelerine değinmek istiyorum.
Olamaz.
İmkansızdır.
İstanbul gibi övündüğümüz, yere göğe koyamadığımız bir kentte 30 saat süreyle su kesilemez. Eğer böyle bir şey yaşanıyor ve üstüne üslük kimseler kalkıp sesini çıkartmıyor ve bunu normal karşılıyorsa, durum çok daha vahim demektir.
O zaman, İstanbul'a mega kent demeyelim. Mega köy diyelim, daha doğru olur.
Bu yazıyı okuyacak olan belediye başkanlıklarının ne diyeceklerini şimdiden biliyorum. Sorumluluğu başkalarının üstüne atacaklardır. Oysa açıkça suçludurlar. Bu güzelim şehrin başına ne geldiyse, bu kadar çirkinleştiyse, bunun sorumlusu birbirinden beceriksiz ve sadece kasalarını doldurmaya çalışan belediyelerdir.
Kimse kalkıp bana belediyeleri savunmasın.
İçlerinden bazıları iyi çalışıyor. Allah'ı var, gayet güzel işler yapıyorlar. Ancak bazıları da, ellerinden geldiğince İstanbul'u mahvediyorlar. Kendileri köylü kafalı oldukları için fark etmiyorlar ve bizleri yarattıkları bu köylerde yaşamaya mahkum ediyorlar.
Bence en doğrusunu yaptı.
Ailesi politikacı bir insandı ve politikayı çok severdi. Basında başarılıydı, politikada da başarılı olacağından emenim.
Son derece mütevazi, Türkiye'nin gerçeklerini iyi bilen böyle bir insanın DYP'ye girmesi ayrıca sevindirici. Zira, gelecek seçimlerin anahtar partisi, DYP olacaktır.
Özdemir'in yolu açık olsun...
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net

