|
 |
|
|
Seçim ve "Picasso-Carmen" sergisi
Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçiminde yarışan adayların özellikleri, "Picasso-Carmen" sergisinden yola çıkarak her birine bir hayali rol biçmeye yönlendiriyor sizi
SABETAY VAROL / paris
Politikacının sanatla ilgili değerlendirmesi de politik oluyor tabii. Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçiminin son haftasına giriyoruz. Nicolas Sarkozy yoklamalara göre seçimin favorisi. Oylarını ona vermeye niyetlense de niyetlenmese de Fransızların yaklaşık üçte ikisi seçimi Sarkozy'nin kazanacağını tahmin ediyor.
Favori durumunu perçinlemek iyisiyle kötüsüyle ilgi odağı olmayı beraberinde getiriyor. Örneğin, Sarkozy'nin en çok sevdiği ressamın Pablo Picasso olduğunu öğrendik bu sayede. Neden Picasso'yu örnek aldığını Arts Magazine dergisine şöyle aktarıyor Sarkozy: "Gücü, hayatiyeti, sıra dışılığı, sanatını yenileme yeteneği yanında, bir dönemi hem tasvir etme hem de etkileyebilme yeteneği."
Tersinden okuyacak olursak aslında kendini, yani Sarkozy'yi göstermek istediği gibi bir Picasso tablosu çiziyor siyasetçi. Ufak bir ayrıntıyı unutuyor tabii. Herkesin bildiği gibi, Picasso bir zamanlar yani 1950'li yıllarda Fransız Komünist Partisi'ne (FKP) üyeydi. Hatta aslında uzun sürmeyen üyelik bu partiye, "Picasso da bizden" tarzında propaganda malzemesi sağlamıştı uzun süre. Sarkozy'nin son derece "siyasi" bu Picasso hayranlığına vurgu yapan bir gazete, "Bir de Komünist Parti'ye üye olsa" diye yazdı.
Jacques Chirac gençliğinde üye olmasa bile bu partiyle bir ara "yol arkadaşlığı" yaptığını çok sonra ortaya çıkardı. Çocuk denecek yaşta politikaya atılan Sarkozy ise hayat boyu FKP'nin yeminli düşmanı kaldı.
20'nci yüzyılın simgelerinden
20'nci yüzyılda bilim için Einstein neyse sanatta kuşkusuz Picasso o olmuştur. Hiçbir sanatçı geride bıraktığımız yüzyılı onun kadar simgelememiştir. Çocukluğu Güney İspanya'da Endülüs'ün Malaga kentinde geçti. Genç yaşta Paris'e taşındı. 92'sine kadar yaşadı. Ömrünü inanılmaz bir iştahla resim yaparak, bu arada heykel ve seramik gibi dallara da el atarak geçirdi. Dünyanın dört bir yanına dağılan binlerce eser bıraktı.
Hatırı sayılır her modern sanat müzesinde sergilenen tabloları yanında, ismen Picasso'ya tahsis edilmiş dokuz büyük müze bulunuyor dünyada. Madrid, Barselona, Antibe, Malaga gibi. Kuşkusuz en önemli Picasso müzelerinden biri de Paris'te Hotel Sale olarak bilinen tarihi konaktaki Picasso müzesi.
Bu müzede sergilenen daimi koleksiyonlar yanında, müze müdiresi Anne Baldassari, geçen ay ressamın yaşamının önemli bir boyutunu, ömrü boyunca kendisini gölge gibi izlemiş saplantılarını gün ışığına çıkaran bir geçici sergiye imzasını attı: "Picasso-Carmen; Sol y sombra". Yani güneş ve gölge.
Carmen 37 yaşında ölen Fransız besteci George Bizet'nin yazdığı aynı isimdeki operanın kadın kahramanı. Prosper Merimee'nin bir öyküsünden yola çıkarak bestelendiğini biliyoruz. Carmen esmer güzeli bir Çingene. Durağan ve tutucu 19'uncu yüzyılın feodal güney İspanya'sında kadın özgürlüğünü, ihaneti, çılgıncasına aşkı ve ihtirası temsil eder. Carmen eski ve yeni iki toplum arasında bir boğa güreşidir.
Carmen ilk gençliğinden beri Picasso'nun tanıdığı fahişelerin, rakkaselerin adıdır aynı zamanda. Giysileri, sırtında taşıdığı şal, başındaki başlık, kulağının arkasındaki kırmızı gül tıpkı Yahya Kemal gibi, tabii kendi öz kültürü olduğu için çok daha fazlasıyla ressamı derinden etkilemiştir. "Picasso-Carmen" sergisinde, Picasso'nun yaşamında yer almış kadınların hep o Carmen'le bir tür alışveriş halinde olduğunu anlıyoruz. Boğa güresindeki yırtıcı hayvan kâh saldıran-parçalayan kâh kurban edilendir. Carmen ressamın fantazmaları arasında bazen sevdiği kadındır, bazen kendisi.
Bütün iddialı adayların egosu mutlaka şişik olmalı
İnsan bir sergiye, bir sanat etkinliğine klasik deyimiyle "ruhunu beslemeye", günlük didişmelerini dışına çıkmaya gider. Biz de başlangıçta bu amaçla gitmiştik. Ama ülkede yaklaşan seçim, bu seçimin almaya başladığı dramatik hal ister istemez sergide gördüğünüzle, sabahtan akşama duyduklarınız yaşadıklarınız arasında bir tür diyalektiğe neden oluyor.
Kendisine ilham kaynağı olduğunu açıkladığı Picasso'nun yerine Sarkozy'yi, Carmen'in yerine Segolene Royal'i koymak istiyorsunuz. Galiba uymadı deyip, acaba tersini mi yapsam, Segolene'i arenadaki boğanın yerine koyup, birçok tablosundaki erkeklik yeteneklerini temsil eden upuzun at boynunu kısa boylu Sarkozy'ye mi yakıştırsam?
Bir politikacı Picasso'nun yaptığı gibi siyasi konuşmalarında öylesine fantazmalarını dile getirse, günümüz Fransa'sında "politik olarak doğru" çizgiyi koruyabilir mi, yoksa erkeği kadının üstünde sayan iğrenç bir "fallokrat" olarak mı suçlanır diye sorular geçiriyorsunuz kafanızdan.
Fransa'daki seçim sistemi ve anayasal düzen, cumhurbaşkanına dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen karakteristikler yüklüyor. Böyle bir mekanizma içinde egosu aşırı ölçülerde şişmemiş birisinin iddialı aday olması imkansız gibi. Yani başa güreşen adayların tümü nevrozlu tipler.
Bu özellikleri sizi, "Picasso-Carmen" sergisinden yola çıkarak her birine bir hayali rol biçmeye yönlendiriyor. Ne var ki dahi sanatçı Picasso'nun 92 yıllık ömründe inşa ettiği son derece çetrefil iç dünyasından Fransız cumhurbaşkanı adaylarını, pirincin içine düşmüş taşları ayıklar gibi ayıklamak dünyanın en anlamsız işlerinden biri. Ama eğlenceli.
|
|
|

|