
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
'Nokta'lanamayan eski bir tefrika: Kalem ve şeffaflık düşmanlığı
Ankara eşrafı, çeşit çeşit mesajlar patlatarak hop oturup hop kalkıyor. "Eşraf", "şerif"in çoğulu; "şerif" de, kutsal, mübarek, soylu demek.
* * *
Vaktiyle taşra kentlerinde"eşraf"; soyu sopu belli büyük toprak sahipleriyle, onların yakınlarından, hali vakti yerinde olan kesimdi.
Onların emri altında yaşayan, yahut "yalınayak başı kabak" iş arayan çulsuzlar kesimi ise "ayak takımı" idi.
* * *
Cumhuriyet inkılab-ı mukaddesi ve "köylü efendimizdir" sloganlarıyla; nelerin değişip nelerin değişmediğini araştırmaya ve seslendirmeye kalkanlar, hemen suçlanarak susturuldu ve zindanlara atıldı.
* * *
Gerçi "halkçı"ydık, "hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için"dik ama; köylerin gerçek durumunu su üstüne çıkarmaya kalkmak yasaktı ve "sınıfı sınıfa düşman etmek" anlamına geliyordu.
Aynı zamanda "çağdaş uygarlık düzeyi"ne erişmek için, burjuvalaşmak gerektiğine de inanılıyor ve bunun yolunun "sermaye kaynak, birikim ve yatırımları" yerine, "eğitim"den geçtiği sanılıyordu.
* * *
Doğal olarak yanlış teşhisler, yanlış sonuçlar doğurdu sonunda yine.
Taşra eşrafıyla örgülü feodal bir yapının yanında; merkezi otoritenin militarizme ve bürokrasiye dayalı gücüyle, oligarşik bir yapı gergeflendi.
Hazine'den geçinmeli makam sahipleri, "yöneticiler" kesimi; geçimini çıplak hayattan sağlayanlar ise "yönetilenler" kesimi, yani sıradan vatandaşlar olarak çizimlendi.
* * *
Ve şimdi Hazine'den geçinmeli Ankara eşrafı, çeşit çeşit mesajlar patlatarak hop oturup hop kalkıyor.
Kimi:
- Cumhuriyet elden gidiyor, diye bağırıyor.
Kimi:
- Demokrasi elden gidiyor, diye.
* * *
Duruma uygun matrak bir fıkra işte:
Saatte 350 km hız yapan, üstü açık pahalı ve markası ünlü arabalardan biriyle, babası zengin mi zengin bir delikanlı, otoyollarda basmış gaza giderken; motosikletli bir genç yaklaşmış arabanın yanına:
- Sen motosikleti biliyor musun, demiş.
* * *
Arabadaki delikanlı sinirlenmiş ve daha çok basmış gaza.
Biraz sonra motosikletli genç, yine yanına yaklaşmış ve:
- Sen, demiş; motosikleti biliyor musun?..
* * *
Araba hızlandıkça hızlanmış, motosiklet hızlandıkça hızlanmış.
Arada bir, motosikletli genç arabaya yaklaşıyor ve tekrarlıyormuş:
- Hey buraya bak, sen motosikleti biliyor musun?
* * *
Derken motosiklet, yol kıyısındaki hendeklerden birine yuvarlanmış; üstündeki genç de asfaltın ortasına fırlamış:
Hızlı arabanın sahibi de durup yanına gelmiş yaralı gencin:
- Sende hiç mi akıl yok, demiş; "sen motosikleti biliyor musun" diye hiç yarış edilebilir mi bu arabayla; bak sonunda ne oldu?
Genç, başını kaldırmış:
- Ben yarış etmiyordum ki, demiş; bir türlü freni bulamadığım için, yanına yaklaşıp sana sormaya çalışıyordum, "sen motosikleti biliyor musun" diye...
* * *
"Cumhuriyet tehlikede" diye bağıranlarla, demokrasinin yine tehlikeye düşmesinden kuşkulananlar arasındaki hızlanmada; hangi tarafın freni bulamadığı da, bakalım ne zaman çıkacak ortaya?
Kim bilir bu konuda ne düşünüyor Washington da?
* * *
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hoca, sence ne zaman bitecek şu kalem ve şeffaflık düşmanlığı?
Hoca:
- Gerçeklerin ortaya çıkmasının, demiş; hiç de yıpratıcı olmadığı anlaşıldığı zaman.
Ve eklemiş:
- Filitlerin yıpratıcı olduğuna inananlar, sadece sivrisineklerdir.
* * *
Franco İspanya'sında, anlatılması yasaklı fıkralardan biri de şuymuş:
İspanyolun biri, bir postaneye gitmiş:
- Sizden aldığım pul, bir türlü zarfa yapışmıyor, demiş ve uzatmış pulla mektubu.
Postanedeki memur, pulun arkasına tükürmüş ve hemen yapıştırmış zarfın üstüne.
İspanyol, memurdan özür dilemiş:
- Affedersiniz, ben arka tarafına değil, ön tarafına tükürüyordum.
O zamanki pulların üstünde ise Franco'nun resimleri varmış.
* * *
Özdemir Asaf'tan iki dizelik bir şiirle bitirelim yazıyı.
Bakı
Kendi bahçesinde dal olamayan biri
Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.
c.altan@prizma.net.tr

