
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
Şifre
Ankara'da akan insan selini anlamak için bu ulusun değerlerini savunma şuuru ve onurunu algılamak gerek.
Bakınız bir bildiri örneği... I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı'yı yenen devletlerin bildirisi şöyle (23 Haziran 1919):
"(........ Tarih boyunca hangi ülke Türklerin eline geçtiyse, o ülke maddi ve kültürel geriliğe gömülmüş, hangi ülke Türklerin elinden kurtulduysa, maddi ve kültürel bakımdan yükselmiştir. Tarih boyunca Türkler, ellerine geçirdikleri ülkeleri geliştirmemiş, yıkmıştır; çünkü Türklerde geliştirme yetisi yoktur, yalnızca yıkmayı, savaşmayı bilirler. (Bu nedenle, ülkelerini parçalayacak ve Türkleri biz yöneteceğiz.........) (*)"
İmzalar: İngiltere, Fransa, İtalya, Amerika, Yunanistan, Japonya, Sırbistan. Osmanlı bölünerek, parçalanarak ve sonunda işgal edilerek uygulanan stratejinin artık "son" aşamasıydı.
Yüzyıllar boyunca Osmanlı Türkleri, evlerinden, topraklarından, işyerlerinden sürüldüler. Öldürüldüler. Eziyet ve hakaret edildiler.
Atatürk önderliğinde kurulan özgür Türkiye Cumhuriyeti, bu halkın gururu, güveni ve umududur. Ankara'ya insan selini gümbür gümbür, gürül gürül akıtan ortak şuur budur. Ama... Sezgileri onlara bir şeylerin iyi gitmediğinin ciddi işaretlerini veriyor.
......................
(*) Osman Olcay - Sevr Antlaşması'na Doğru - AÜSBF y. 1981.
"Atatürk'ün mirasının büyük bölümü kaybedilme riski altında. Ve bu kez eski Osmanlı haşmetinden de geriye kalan hiçbir şey yok. Türkiye, kolayca ikinci sınıf ülkelerin safında yerini alabilir (......) Amerika'yla dostluğu bitmiş, Avrupa'da ise sevilmeyen bir ülke."
Türkiye insanı, kendini bir kez daha dünya önünde yalnız hissediyor. 1920'li yıllardaki yalnızlığını aşarken yarattığı mucize formülüne dönüyor. O mucizenin önderi Atatürk'ün ve ilkelerinin etrafında kenetlenme yaşanıyor.
Biliniyor ki... Oynanan oyun Türkiye'nin Ortadoğu'da diğer İslam ülkeleri ile ilişkilerde "başrol" oynaması için "ılımlı İslam" kimlik kartına geçmesi gerektiği ekseninde düzenlenmiş.
Ankara mitingi, iç politika ötesinde Türkiye'ye "ılımlı İslam" rolü hedefleyen süper güç kafalarına da mesajdır.
Öte yandan miting sulandırılmadı. Taşkınlığa olanak tanınmadı. Ağırlıklı ve vakurdu.
Ancak... R. T. Erdoğan'a yöneltilen ve siyasetin dışında kişisel hakarete varan söylemler ise olmamalıydı.
Ayrıca... 353 sayılı Askeri Yargı Yasası da el koymaya olanak veriyor.
Buraya kadar, ilk bakışta Nokta dergisine yapılan baskın ve kanıt bulmak için bilgisayarlara el konulması doğru görünüyor.
Ancak... Basın ve yayın organları için kendi özel kanunları uygulanır.
2004'te kabul edilen 5187 sayılı yasanın 12. maddesi "gazetecinin bilgi, belge ve haber kaynaklarını açıklamama haklarının olduğunu" öngörür. Baskın olayını bir hukukçu olarak böyle görüyorum. Elbette karar, yargınındır.
Gazeteci olarak ise meslek kuruluşlarımızın verdikleri tepkiyi paylaşıyorum.
Bu öyle bir uygulama başlatır ki, önümüzdeki süreçte matbaalar, gazeteler, televizyonlar, radyolar da basılır. İfade özgürlüğü psikolojik ipotek altına girer.
Oysa... Basın Kanunu'nun 12. maddesi, böyle durumları önlemek için, AB ile uyum yasaları bağlamında düzenlenen küresel bir anlayışı yansıtmaktadır.
...........................
Bir de zamanlamanın ilginç olduğuna işaret edeyim... Bu olay, aynı gün Cumhurbaşkanı Sezer'in yaptığı konuşma ve 1 gün sonra yapılacak mitingin gazete sayfalarında ve TV ekranlarında yer alma parselini paylaşmıştır.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

