Şampiyon nasıl olacak?
Geçen hafta şampiyon kim olacaktı başlık. Ki, bu aslında yanlış bir tartışmaydı. Asıl tartışmamız gereken nasıl bir şampiyonumuzun olacağı. Bugün tablo şu: Galatasaray'ın alabileceği maksimum puan 66. Beşiktaş'ın 70. Fenerbahçe'nin 74.Fenerbahçe eğer bu ortalamayla puan almaya devam ederse ulaşacağı puan 68. Yani maç başına 2 puanla bitirecek ligi. Ve maç başına 2 golden az atarak.
En son 92-93 sezonunda Galatasaray'ın 66 puanla (16 takımlı ligde, 30 maçta) şampiyonluğu var. Ancak o sezondan farklı olan düşme hattı. O yıl son düşen takım olan Bakırköy 29 puanda kalmıştı. Bugün bu sıradaki Denizli'nin şimdiden 31 puanı var. Düşmeme mücadelesi veren takımların hocalarının benim de katıldığım- ortak kanısı barajın 40'ın üzerinde olacağı. Ve 6 hafta kala lig 6.sı Trabzonspor 40 puanın altında.
İşte lig dediğin böyle olur.
Herkes "Rakiplerin puan kaybettiği bu haftada kazanmalıydık" diyor. Kazanacak top oynadın mı peki? Alışmış herkes. Eskiden kazanıyorlardı çünkü. Aynı oyunla.
"Bu sene büyükler çok kötü." Nasıl çıkarıyoruz bu sonucu. Avrupa'da standardımızın altında mı kaldık? Hayır! Büyüklerin oyuncuları milli takımda iyiler. Rekora gidiyorlar. Nedir turnusol?
Her şeyin başı ekonomi
Ligin sonundaki 5 takım liderden puan aldı. Lig lideri 28 maçın 12'sinde puan kaybetti. Sadece kendisi kötü olduğu için mi? Hayır. Herkes ısırdığı için. Diğerleri mücadele ettiği için.Peki bu durumun İddaa'nın para aktarmaya başlaması sürecinde olması sürpriz mi? Ya da Levent Bıçakcı yönetiminin puana ve sıralamaya göre para sistemini yetersiz ve eksik de olsa uygulamaya koymasının ardından olması.
Her şeyin başı ekonomidir.
Şimdi bu aslında.
Şampiyonun kim olduğu değil. Nasıl olacağı önemli.
Gelen günler aydınlık!
Tüm oyuncular değişebilmeli
David Silva oyundan çıkıyor, altta maç boyunca kat ettiği mesafeyi bindiriyor yönetmen. 11 bin metre. Bundan 10-15 yıl önce Galatasaraylı kanat oyuncusu K. Yusuf 7 bin metre yapıyordu ve bu haber olmuştu, unutmuyorum. Yine o dönemler Rijkaard 10 bin ortalama koşuyordu ve dünya ayağa kalkmıştı. Şimdi Aimar'ın veliahtı olarak adlandırılan, yani örnekse Alex'in yerini tutan Silva 11 bin koşuyor bir maçta. (Alex de Valencia'nın düşündüğü oyunculardandı ama sonra vazgeçtiler. Herhalde bu 11 bin metre meselesinden) Futbolun bugününü daha iyi hiçbir rakam anlatmaz. Tam 11 km. Hakem de bu kadar koşuyor. Yardımcı hakemler yan yan koşuyor! Herkes!
Daha önce defalarca bu tempoda hakem sayısının yeterli olmadığını ve artırılması gerektiğini ve görevlerinin yeniden tanımlanması gerektiğini yazdım. Bu konuda geniş bir dosya hazırlıyorum. Lig bittikten sonra yayınlayacağız.
Neyse konumuza dönelim. 3 oyuncu değişikliği bugünkü yoğun fikstür, geniş kadrolar ve maç tempoları göz önüne alındığında yetersiz.
Öyleyse:
1 - Teknik adamlara 18 kişilik kadronun tamamını kullanma şansı verilmeli. Hatta bu sayı artırılabilir. Oyuncu sayısının 2 katı olan 22 daha uygun.
2 - Oyunun fazla durmasını engellemek için yine 3 kez oyuncu değiştirme şansı verilmeli. Ama her seferinde 3'e kadar oyuncu değiştirme hakkı olmalı.
2 - Bunun için tabela kaldırma işini yeniden yapılandırmak gerekiyor. Voleyboldaki gibi oyuna girecek oyuncular ellerinde çıkacak oyuncuların numaraları olan tabelalarla saha kenarına gelmeli.
4 - Devre arasındaysa 5'e kadar oyuncu değiştirilebilmeli.
Şu andakinden daha hızlı şekilde, çok daha fazla oyuncu değiştirmek böylece mümkün olur.
Futbol artık başka bir oyun. Ve kuralları onu dizginliyor. Hamle zamanıdır.
Brezilya da, Yugoslavya yolunda,Bir ara Yugo modası vardı ülkede. Her takımda 2-3 Yugo vardı. Şimdi moda Brezilyalılar. Avrupa Şampiyonası'na 3 Brezilya asıllıyla gidebiliriz.
Tabii bu durum garip aslında. Çünkü hani"bizim tekniğimiz çok iyi" ya. Peki neden varsa yoksa Brezilya o zaman? Niye her takımda 3'er 5'er Brezilyalı var. Eğer tekniğimiz çok iyi ise fizik oyunculara ihtiyacımız olması gerekmez mi?
Yok tabii öyle değil. Tekniğimiz filan iyi değil. Olmadığı için ülkedeki 10 numaraların hemen tamamı Güney Amerikalı. Getiremeyen 10 numarasız kalıyor.
Ancak teknik dediğiniz, yüksek tempo ve mücadelede topa hükmedebilme işidir. Bizim piyasaya düşenlerin tamamına yakını bu standardın altında. Yavaş yavaş ortaya çıkıyor zaten. Yakında illallah diyecek herkes ve bu kez başka bir yere çullanacaklar. Halbuki böyle olmamalı.
Bizi biz yapan mücadeleci oyuna uygun oyuncular seçmeli. Mücadeleci oyunda tekniğini konuşturabilenler. Burayı bir ikramiye olarak değil bir sıçrama tahtası olarak gören oyuncular lazım. Ve illa bir ülkeye çullanmak gerekiyorsa. Adres İskandinavya'dır. Hollanda'dır. Teknik miyiz hakikaten? AZ Alkmaar kadar iyi bir pas trafiğin var mı? Yoksa. Topu uygun tempoyla ve tek pasla dolaştırıp rakip kaleye inemiyorsan ne tekniği?
Ne bizde ne bizdeki Brezilyalılarda var bu!
Mortgage'a Türkçe isim: Vadev
Kusura bakmayın yine futbol dışı bir konu ama bazen dayanamıyorum. Morgıç diyor TV'deki spiker. Bunca adam Mortgage denen umuda isim bulamadı. Lütfen heceleri basarak okuyun: Mor gıç deniyor yahu!
Yani herkes için umut, ama isim bulunamıyor.
Kullanılan ise hem Mor hem gıç!
İsmini koyamadığınız umuda umut denir mi? İsmini koyamadığın kavramı nasıl anlatacaksın umut peşindekilere.
İnsan bankadan istemeye utanır yahu.
- E şey evladım!
- Buyur teyzecim.
- Benim çocuk evlenecek de
- Evet
- Başını sokacak bir yer
- Hı hı!
-Şey için geldim
- ...
- Iııı Mor .... ııııı
- Evet teyzecim???
- Tövbe. Neyse evladım ben sonra gelirim.
Olur mu yahu!
Madem kimse bir şey yapmıyor, ben de haddimi aşıyorum o zaman.
Vadeyle alıyorsun ve aldığın ev.
'Vadev' olsun o zaman ismi.
Kötü mü geldi sesi.
O zaman Mor gıç...
mdemirkol@milliyet.com.tr

