|
 |
|
|
Küfür kasisleri....
Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol
Şoförlüğün söylenceleri vardır! Hele bu meşakkatli mesleği profesyonel olarak seçmiş olan ''uzun yol'' kaptanları arasındaki lugatçe, jargon, argo tam ''dillere destan'' hale gelmiştir. Mesela, yıllar öncesinden bir ''Rüzgâr Abdullah'' hatırlarım. Ankara-Adana hattında çalışırdı ve hemen hemen sadece sol şeridi kullanırdı. Kişilere böyle iddialı lakaplar takılması, bizde biraz da işin şanına yakışır bir ayrıcalığı tarif etmeye yöneliktir. Bu yakıştırmalar genellikle övücü sözcükler arasından seçilir. Yoksa, onlarca ocağı söndüren birinin, söz gelimi ''Katil İbrahim'' diye anıldığı filan görülmemiştir. Hal böyle olunca, köşe yazarlarına da acılarını yüreklerine gömüp, dişlerini sıkıp, başsağlığı dilemekten başka bir iş kalmamıştır. Bugün biraz daha fazlasını yapabilmeyi deneyelim bakalım...
* * *
Bu söylencelerin bir kısmı marka rekabetini anlatır. ''Kuzu kurdun, yol Ford’un'' filan denir. Veya ''Keklik avcının, yol Mancı’nın...'' Ya da ''Kurbanda koç, yolda Doç...'' Mesleğin bir de durum bildiren tekerlemeleri vardır ki bunlar özellikle kamyon ve otobüs kasalarında, bir açık hava müzesi halinde sergilenmektedir. Bu ayrı bir kültür, ayrı bir edebiyat dalı gibidir. ''Yurdum İnsanı''nın ''alamet-i farika''larından biri sayılmalıdır. Sevimlidir, bizdendir, perde arkasındaki heyecanların çoğu samimi ve içten buluşlardır. Kimseye de zararı yoktur: Bazısı kısacıktır; birkaç sözcükten ibaret, fakat vurucudur: ''Akşam güneşi, adını sen koy, yaralı sevdam, gönül yorgunu...''
Bazıları ise bilgeliğe özenilerek yazılmıştır: ''Gönlünde yer yoksa bana güzelim; farketmez ben ayakta da giderim/Kıroyum ama para bende/Bir sana, bir de sabah uykusuna doyamadım/Rampaların ustasıyım, gözlerinin hastasıyım/Sen gökyüzünde doğan güneş, ben yollarda çilekeş/Kim demiş kırmızı ışıkta geçilmez; Rahmetli geçerdi.../Yollar gidişime, kızlar duruşuma hasta...
Sayfalar dolusu yazsanız bitmez. ''O şimdi asker''den ''Kaderimse çekerim''e uzanan, ''Aşıksan vur saza, şoförsen bas gaza'' diye başlayıp ''Rampada geçme beni, düzlükte öperim seni'' diye devam eden anlamlı-anlamsız bir laf kalabalığı işte. Yazılanların eyleme dönüşüp dönüşmediği ise tam bir soru işareti. Hem aracının arkasına ''Önünü görmeden sollama, evine acı haber yollama'' diye çiziktireceksin, sordular mı senden daha delikanlısı olmayacak, hem de bütün bir semti yasa boğacaksın! Böyle bir çelişki sadece bizde görülür. Bunlardan bir tanesi var ki onu yazmak mecburi tutulmalı derim: ''Kes hızını, üzme el kızını...''
* * *
Mekana odaklanmış sözcükler ise haritalarımıza nakşedilmiştir. ''Göcek rampaları, karga sekmez, uzun yayla, yağdonduran geçidi'' gibi. Sürücüler veya yolcular, durumu betimleyen bir isim uydururular ve öylece yerleşir kalır. Araç kullananlardan bahsettik, araçlara dokundurduk. Yollarımızın sürüş güvenliğine ilişkin fiyaskolarını böyle bir yazıya eklemezsek, resim yarım kalır diye düşünüyorum; hem de çok uzağa gitmeden... ''Kısa yol''dan size ''Küfür kasisleri''ni tarif edeceğim.
Ege Üniversitesi Lojmaları’ndan ilk sağa döndüğünüzde, Manisa asfaltını Evka-3 yönüne bağlayan ilk yol sizi 4. Sanayi Sitesi’ne kadar götürür. Yolun hemen başında, sa€ kolda zeytinlikler var, solda ise küçük bir zeytinyağı fabrikası, okul, diyaliz merkezi, profesörler sitesi diye devam etmekte. İşte tam bu araya, okulun hemen yanı başına 2 tane yapay kasis yerleştirdiler; hız kesmek için... İsabetlidir. Ama günlerdir fark edilmeyen kara lekeler olarak duruyor yolun ortasında. Bir hayırsever çizgi çekerek boyamayı akıl etti ama hala tabela-mabela yok! Okul servislerinin de cirit attığı bu yolda, birisinin boynu kırılmadan ya da zincirleme bir kaza olmadan, kısacası yeni bir facia yaşanmadan kimsenin kılı kıpırdamayacağa benzer. Ancak küçük özenleri ıskalamadığımız gün, gazeteler ''Acılı dersbaşı'' diye manşet atamayacaklar.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|