Beşiktaş'ta senkron sorunu
Başkan Yıldırım Demirören ve arkadaşları darılmasın ama, farkında olmadıkları bir sorunla karşı karşıyalar...Ayrıntılara kafayı takıp esası kaybedebilirler. O nedenle ben, sorunun "senkron sorunu" olduğunu söyleyeyim baştan.
Beşiktaş yönetimi eşzamanlı ve uyumlu çalışmıyor.
Tıpkı yabancı filmi izlerken rastladığımız, Türkçe dublajda ortaya çıkan eşleme bozuklukları gibi... Örneğin kız soruyor : "Beni gerçekten seviyor musun ?" Oysa görüntüde konuşan erkek...
Gülünç oluyor elbette... Dramadan çıkıp komediye takılmış oluyorsunuz.
Beşiktaş'a dönersek...
Tek aday olarak tüm delegelerden birlik ve beraberlik içinde yetki isteyen Sevgili Başkan Demirören, kimseyle oy pazarlığı yapmadan, eğilip bükülmeden istediği listeyle işbaşına geldi.
Oy pazarlığı yapmadı ama, listeye giriş ve görev dağılımı konusunda pazarlıktan da geri durmadı : Futbol Şubesi'nin başına getirdiği Celal Kolot'un bu iş için 2 milyon Euro verdiği söyleniyor...
Parayı verenin düdüğü çalması örneğindeki gibi, Kolot da Ümraniye'den İnönü koridorlarına kadar kafasına göre istediği gibi bağırıp çağırıyor. İsteyene iltifat, dileyene fırça, 2 milyon Euro'luk katkı payına dahil!Bu ciddiyetten uzak, gülünç ve düşündürücü durum, nedense kimseyi rahatsız etmiyor. Tigana da mesela, takımın otobüsünde Celal Kolot'un gözü önünde Menajer Ali Gültiken'e sayıp sövebiliyor... (Bu bilgi beni çok üzdü... Tigana bir yandan Fransızca konuşup tercümanını aynen Türkçe'ye çevirmesi için uyarırken, bir yandan da Ali'nin anlayacağı dilden - İngilizce bağırıyormuş: Sen beni becermeye çalışıyorsun! )
Demek ki orada da eşzamanlı, uyumlu bir beraberlikten söz edilemiyor. Ortada bir tecavüz var... Yetki tecavüzü... Biri ötekinin hakkını çiğniyor, yetkisini aşıyor... Kim ? Bilemiyoruz. Bildiğimiz eşzamanlı ve uyumlu bir mesainin olmadığı...
Devam edelim...Bir hukuk adamı olarak tanıdığım, yeteri kadar yönetim tecrübesine de sahip olduğunu düşündüğüm Asbaşkan Levent Erdoğan, kendi adıyla sınırlı kisvesini kullanıp TV programında konuşuyor : "Bence teşvik primi etiktir. Yönetim Kurulu'nun teşvik primi verip vermeyeceğini bilemem ama, birileri tembel tembel oynayacağına maçı kazanması için, daha dinamik bir mücadele ortaya koyması için teşvik primi verilmesinde şahsen sakınca görmüyorum !"
Lafa bakın... Buyrun, buradan yakın!
Teşvik priminin en az şike kadar ahlaksızlık ve suç olduğunu kabul etmeyen insanlar var demek ki hâlâ! Demek ki o insanlardan bir bölümü en azından Levent Erdoğan teşvik priminin sportif anlamda performansı artırabileceğine, asla suç sayılmaması gerektiğine inanabiliyor...
Ayıptır yahu!
Bunu söyleyen insan, hukukçu aynı zamanda...
Bir devlet memurunun görevini yapmak için vatandaştan rüşvet avanta ya da sakal almasının suç olduğunu biliyor ama, bir sporcunun kazanmak için oynaması adına başka bir kulüpten para almasını etik buluyor...Teşvik priminin sporumuzda hangi belalara, haksızlıklara ve kepazeliklere yol açtığını, oradan şikeye kadar uzanan yollara sapıldığını hiç bilmiyor mu Levent Erdoğan ? Pes yani, gafın büyüğü de işte bu kadar olur!
Yıldırım Demirören'in işi zor...
Hem kendisinin, hem yönetici arkadaşlarının nerede nasıl davranılacağını yeniden gözden geçirmeleri gerekiyor. Bu yönetimin ilkeleri nedir, programı nedir, felsefesi nedir ? Spor kültüründe yer alan teşvik primi, şike, doping, rekabet, fair play gibi bir yığın kavramdan anladığı nedir ? Bunlar üzerinde hep birlikte konuşup tartışsınlar ve bir karara varsınlar...
Şu senkron tutturamama sorunundan , uyumsuzluktan kurtulsunlar...
Ya da en iyisini yapıp sussunlar!
Şu sıklıkla tekrarladıkları "Beşiktaş Duruşu" nedir, kendileri bilir!Herhalde "gevezelik" değildir!
Vestel: Bu sektör bize göre değil!
Lig TV'deki "Futbol Gündemi "nde Vestel Manisaspor Başkanı Haluk Çubukçu'yu dinliyoruz:
" İş hayatındaki Murphy yasaları, sporda aynen başımıza geldi... Meduna'nın sağlık sorunlarından başladık, yarıda kalan Sakaryaspor maçındaki olaylara kadar hiç hesaplamadığımız yığınla aksilikle karşılaştık... Biz böyle olmasını hiç istememiştik, ama oldu... Maalesef fair play, centilmenlik, ülke yararına etkinlik felsefesiyle başladığımız iş, keyfimizi kaçırdı. Anladık ki şiddet, küfür ve kavga maalesef rekabetin bir parçası olarak algılanıyor. Bu sektör bize göre değil! Ama biz azimliyiz. Sporumuzun değerini düşüren yanlışlara karşı kurumsal kimliğimizle direneceğiz. Şiddeti, küfürü ve kavgayı asla onaylamıyoruz. Ama önleyemezsek, o ortamda olmayız !"
Çubukçu, Fenerbahçe maçı sırasında protokol tribünlerinde tanık olduğu olayları da anlattı. Bir ara, küfür eden milletvekillerini uyarmak zorunda kalmış... Bazı yöneticilerin yerlerinden kalkarak - rahatça küfür edebilmek için uzaklaştıklarını da görmüş... Bu durumda protokolu örnek alan sıradan vatandaşların ve gençlerin ne yapacağını kestiremiyor.
Vestel'in, Manisaspor'la birleşmesini umut verici bir gelişme olarak yorumlamıştık... Peşinden öteki sanayi devleri de futbola girer ve rekabet, hiç değilse ekonominin evrensel yasalarıyla düzelir, diye sevinmiştik.
Ne gezer!... Üçüncü yılda sıkılmaya başladılar. Haksızlar mı ?
F.Bahçe'nin penaltılarıHaftanın tartışmasında kişisel görüşümü peşinen söyleyeyim :
Fenerbahçe Vestel Manisaspor maçında Uğur İnceman'la Tuncay'ın ayak teması, bana göre penaltı değildir!
Orada gözden kaçan çok masum bir çarpışma anı var... Uğur İnceman, Tuncay'ın topla buluşacağını hesaplayıp markaj için koşarken topa yetişmek üzere ayağını uzatıyor... Aynı anda kaleye bakan ve ardından gelen İnceman'ı görmeyen Tuncay da gerilip sağ ayağıyla topa abanırken... Uğur'un ayağına vuruyor. Bu bir işkazası!
Tuncay'ın ayağına vuran Uğur değil.... Uğur'un ayağına vuran Tuncay...
Elbette hakem değilim. Hakem hocalarımızın yaptığı yoruma da saygım var. Bu tablodan ben hakem olsam bir penaltı kararı çıkarmazdım. İsmet Arzuman da çıkarmadı zaten... Garip olan, maçtaki bir anlık olayı haftanın gündemine taşıyıp "günah" ve " komplo" etiketleri de takarak tartışmamızdır...
Bu tartışmanın beslendiği kaynağa dönersek...
Fenerbahçe, 28 haftadan beri ligde tek penaltı atamıyor... Bu bir gerçek. Kendi adıma tartışmalı 8 pozisyondan en az 6'sında hakemlerin penaltı kararı vermeleri gerektiğini düşünüyorum...
Neden vermediler ?
Çok basit... Atladılar, göremediler ya da inanmadılar... Olabilir.
Ama bundan bir Fenerbahçe karşıtlığı, daha da ötesi bir komplo senaryosu çıkararak insanları paranoya çılgınlıklarına yöneltmek hiç de doğru bir davranış değildir...
Hakemin düdüğünü bırakıp takımlarımızın oynadığı futbola bakalım...
Oradaki gerçekler çok daha korkunç çünkü!
agokce@milliyet.com.tr

